Madde 5.7

752 Kelimeler
Muhittin'i ve Egemen'i havuz başından kumsala kadar kovaladım. Öyle uzun bir kovalamaydı ki bir süre sonra arkalarına bile bakamaz hale geldiler. Otele doğru döndüklerinde ve önünden geçmek üzere olduğumuzda ise durdum çünkü artık nefes alırken boğazım yanıyordu. Yıllardır yapmadığım sporu şunlarla karşılaştığımdan beri resmen koşarak yapıyordum.  Onlar koşmaya devam ederken ben otele girdim ve odama çıktım. Arkalarında olmadığımı fark edene kadar koşmaya devam edebilirlerdi. Bu onlara çektireceğim eziyetlerden sadece biri olurdu. İkisini ele geçirdiğim anda kafalarını koparacaktım, saçlarını yolacaktım, dillerini kesip ellerine verecektim. Odama çıktığımda o kadar yorgundum ki daha fazla ayakta kalamadım. Önce duş aldım, üstümdeki pislikten ve terden arındım. Sonrasında ise kendimi direkt yatağa attım, saatin erken olması umurumda bile değildi. Bugün çok fazla yorulmuştum ve yarın madde yapmak için güç toplamalıydım. Tabii bir de Egemen ve Muhittin karşıma çıkarsa diye güç toplamak zorundaydım. Onları tek yumrukta bayıltmak istiyordum. Ne ara uyuya kaldığımı bilmiyorum ama kapıya sertçe, iki kez vurulmasıyla yerimden sıçramıştım. Başta geri yatacaktım, sesi duymazdan gelecektim ama sonra birkaç kez daha tekrarlanınca küfür bombardımanı yapmaya başlayarak yataktan kalktım. Önüme gelen saçlarımı arkaya atarak önce üstüme baktım. Sporcu südyeni ve yarım tayt. Tamam, gayette kapıyı açabilecek durumdayım.  Kapıya yaklaştım ve kulpu resmen kırarcasına indirdim. Kapıyı açtığım anda karşımda beliren sarı çiyanla geri kapatacaktım ama Egemen kapıyı tutarak buna engel oldu. Ben adamı öldürme planları yapıyordum ama adam kapımda beliriyordu. Uykum vardı, şu durumda kimseyi öldüremezdim. "Dur ya dur." diyerek gülmeye başladı Egemen. "Dün için özür dilerim, Muhittin'ciğinin aklına uydum işte." diyerek açıklama yapmaya çalıştığında kapıyı kapatmaya çalışmayı kesmiştim. İşte şimdi daha da öfkelenmiştim. "O nereden benim Muhittinciğim oluyor ya?" diye çıkıştım, uykuluyken daha agresiftim. "Vallahi saç baş dalarım size, rahat bırakın beni." "Hayatta olmaz." dedi Egemen, kapının pervazına rahatça yaslandı. "İçimden gelmiyor." "Egemen." dedim dik dik. "Eğer ki şimdi defolup gitmezsen sana yemin ediyorum o sarı saçlarını yolarım." "Şu istediğimizi yap sonra yaparsın Asya." diye yalvarışa geçti. "Alt tarafı iyilik yapacaksın, söz ondan sonra peşini bırakacağız." "Paşama bak." diyerek kapıyı tuttum ve bir anda yüzüne çarptım. Bir de bana koşul sunuyor. Sırf peşimi bıraksınlar diye onların istediğini yapacağım öyle mi? Yok öyle bir dünya. Ben Asya Soylu'yum ya, benim kendime has bir egom var. Bunu sırf onlar için ayaklarımın altında ezecek miyim yani? Kapıyı çarpıp arkamı döndüğümde komodinin üstüne bıraktığım ceketi gördüm. Sonra Eric'in söyledikleri aklıma geldi, bu ceket onlara ait olabilirdi.  Hemen ceketi kaptım ve odadan çıkıp Egemen'in peşinden koşturdum. Koridorun ortasındaydı, asansöre binmek üzereydi. Asansöre binip gözden kaybolduğunda bir futbolcu gibi depar attım. Asansörün kapıları kapanırken son anda içeri daldım ve gol! Tabii bu dalma biraz usturupsuz olmuştu. Egemen'in göğsüne resmen çakılmıştım. Hemen toparlanıp geri çekildiğimde gülüyordu, şaşırılmayacak bir tepkiydi. Zaten beni rezil etmeye yer arıyor gibilerdi, bunu onlara karşı yapınca daha çok zevk alıyorlardı tabii. Uzatmadım, direkt ceketi gözünün önüne soktum. "Bu senin mi?" "Sayılır." diyerek elimdeki cekete uzandı ve aldı. "Muhittinciğinin ceketi." "Aman." dedim ve omuz silktim. "Ne  fark eder, ha sen ha o. Ayrıca Muhittinciğin demeyi kesmezsen ben senin dilini keserim haberin olsun." Tehditlerim çok uçarı görünebilirdi ama zombilerin kraliçesi Asya Soylu için az bileydi. Eğer beni biraz daha gerecek olurlarsa onları deneylerimde denek yapardım. Belki bir zombiye dönüştürür sonrada kellerini alırdım. Ne de olsa ölmüş bedenler, cinayet sayılmaz değil mi? "Kes dilimi kes." diyerek arkasına yaslandığında ona gözlerimi devirerek odamın olduğu kata bastım.  "Yine de teşekkürler, her ne kadar sizden nefret etsem ve bana binlerce özür borçlu olsanız dahi teşekkür ederim." "Görevimiz." diyerek sırtını duvardan ayırdı ve biraz yaklaştı. Egemen yakından da uzaktan da oldukça tatlı bir çocuktu. Onu ilk gördüğümde de aynı şeyleri düşünmüştüm. Eğer bütün bu olanlar yaşanmasaydı ve beni sürekli sinir krizinin eşiğine getirmeselerdi belki de her şey çok daha farklı olabilirdi. Muhittin'den pek emin değildim, ona karşı saf öldürme tutkum vardı. Ona Egemen'den neden daha fazla öfkeliydim bilemiyordum ama ikisinden birini öldürebilecek olsam kesin Muhittin'i seçerdim. Asansör açıldığında Egemen yanımdan geçip dışarı çıktı. Bu kez ben duvara yaslandım, kollarımı göğsümün üzerinde bağlayarak ona dik dik bakmayı sürdürdüm. Bu kadar kötü davrandığım için belki benden nefret ederdi ve hayatımdan siktir olup giderdi. "Gelsene." dedi Egemen, omuz silkti. "Konuşuruz, belki seni ikna ederiz."  "Yok." dedim sertçe, suratına çıplak ayağımı çarpmamak için zor tutuyordum. Evet, çıplak ayaktım çünkü Egemen yüzünden ayağıma bir şey giymeyi bile akıl edemeyecek durumda kalmıştım. "Söylediklerim geçerli, bir daha karşıma çıkmayın." Ve o bana cevap bile veremeden kapı suratına kapandı. Kapı kapandığında suratımda beliren sırıtmaya engel olamamıştım. Tam olarak neden sırıttığım bilinmezdi. Ben de deli kanı olduğunu söylerlerdi, sebebi bu olmalıydı. Ayrıca not düşmek isterim ki, Egemen'in elmacık kemiklerini toplayıp kule yapsa Eyfel kulesi yanında halt yemiş olur.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE