Madde 5.2

449 Kelimeler
Kumsalda ne kadar koştuğumuzu, her tarafını birbirine kattığımızı bilmiyorum. O kadar hızlı ve yorucu geçmişti ki Bodrum'un bana tamamen yabancı sokaklarına karışana dek kumlarla derin bir bağ oluşturmuştum. Düşe kalka geçtiğimiz kumsaldan üstüm başım mahvolmuş bir halde ayrılmıştım. Bodrum'un sokaklarında da yeni bir terör estirmiştik. İnsanlara çarpıyorduk, ağzımızda duyup duymadıklarına emin olmadığımız özürler geveliyorduk. Bu kaçma kovalama işi o kadar uzun sürdü ki artık kaçamaz hale geldik. Adamlar bu konuda çok ısrarcı çıktılar, asla peşimizi bırakmadılar. Bunu Muhittin de anlamış olacak ki beni bileğimden yakaladığı gibi bir dükkana soktu. Egemen de peşimizden girdiğinde nefeslerimiz birbirine karışacak kadar gür çıkıyordu. Muhittin eline iki koca şapka aldı, birini kafama geçirirken diğerini kendi kafasına geçirdi. Egemen yüzünün yarısını kaplayan bir gözlüğü takarken ben de elime geçen ilk gözlüğü taktım. Muhittin yüzünü bana doğru eğdi, şapkası o kadar büyüktü ki yüzünü benden başkasının görmesi imkansızdı. Şimdi nefeslerimiz birbirine karışıyordu.  Sık nefeslerinin arasından, "Gözlüğün güzelmiş." dediğinde görmese bile ona göz kırptım. "Bana her şey yakışır." Bu onu güldürdü, ister istemez ben de güldüm. Olduğumuz durumdan normalde rahatsız olmam gerekirdi ama nedense olamıyordum. Yakınlığımız beni germiyordu. Sanki yabancı biri değil gibiydi. Yıllardır tanıyormuşum gibi... Kapının önünden bağıra çağıra geçen adamların sesi duyuldu, üçümüzde saklanmayı sürdürdük. Tamamen gittiklerinden emin olana dek orada durduk. Hatta o kadar uzun sürdü ki nefeslerimiz bile düzene girdi. "Ucuz yırttık." dedi Egemen, sesli bir nefes bıraktı. "Vallahi bizi çiğ çiğ yiyeceklerdi." "Sizin yüzünüzden." diyerek Muhittin'in önünden çekildiğimde göz devirdiğini gördüm ama bir şey demedim. Bunun için kendimi epey zorlamam gerekmişti. Normal şartlarda parmaklarımı gözlerine söküp çıkarmalıydım. Egemen'e baktığımda kafasına ördekli bir şapka ve gözlerine pembe bir gözlük taktığını gördüm. O kadar komik görünüyordu ki kahkahayı patlattım. Bunun üzerine o da beni gördü, eliyle gösterdi ve daha büyük bir kahkaha patlattı. Sonra ikimiz de Muhittin'e döndük, kafasında kocaman şapka dışında bir şey yoktu. Elime hemen pembe puantiyeli bir gözlük aldım ve ona taktım. Bu sefer Egemen'le esaslı birer kahkaha patlattık. Egemen telefonunu çıkardığında hepimiz poz vermeye hazır bir haldeydik. Egemen'le ikimiz otuz iki diş sırıtıyorduk ama Muhittin de belirgin bir soğukluk vardı. Fotoğraf çekilirken son anda elini omzumdan geçirip barış işareti yaptığında şaşkınlığımı belli etmemek için neredeyse ağzımı yiyecektim. Birkaç pozdan sonra mağazadakilerin kötü bakışlarına dayanamayıp oradan çıktık ve Bodrum'un daha sakin sokaklarına giriş yaptık. Geldiğimiz yöne yürüyorduk, adamlar diğer taraftaydı ve uzakta olmalarından epey memnundum. Tam hiçbir sorunumuz yokmuş gibi birlikte yürürken olanı idrak ettim. Muhittin ve Egemen neden buradalardı? Olduğum yerde durduğumda birkaç adım ilerledikten sonra durduğumu fark edebildiler. Bana doğru döndüklerinde ikisinin de yüzünde belirgin bir sorgulayıcı ifade vardı. "Siz..." dedim ve parmağımla ikisini de gösterdim. "Sizin burada ne işiniz var?" Milyonların merak ettiği soruyu dile getirip elimi belime yerleştirdim ve gözlerimi kıstım. Bakalım geçerli bir cevapları olacak mıydı?
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE