Madde 13.4

1504 Kelimeler
Bu durum biraz karmaşıktı. Kuzey'in beni yemeğe davet etmesi hiç beklenmedik olandı. O asla beni yemeğe davet edip centilmenlik yapacak bir adam olmamıştı. Belki de birlikte geçirdiğimiz bu kısa zamanda bunu çok iyi anlamıştım. O eğlencesine bakan, yeri geldiğinde öfkelenip ergence tavırlar sergileyen garip bir adamdı. İşin daha fena yanı, ben asla onu çözebilmiş değildim. Çünkü son zamanlarda beni şaşırtacak harekeleri ardı ardına sıralıyor ve ağzımı açık bırakıyordu.  Kuzey bir yana Ateş bana öyle istekli bakıyordu ki bunu görmemek imkansızdı. Bu yüzden sanki bu hiç önemli bir şey değilmiş gibi sırıttım, alay moduna bürünmem gereken an bu an olmalıydı. Kuzey'in öfkeyle Ateş'e dönen gözlerini görmezden gelmeye çalışarak asansörden çıktım ve Ateş'in çaprazına geçtim. Ateş'in bütün dikkati benim üzerimdeydi, benim bütün dikkatim Kuzey'in üzerinde ve işe bak, onun da Ateş'in üzerindeydi. Garip bir durumdaydık, kabul etmem gerekirdi. O sırada asansöre biri binince Kuzey çıkmak zorunda kaldı. "Asya." dedi Kuzey, gözlerini sonunda bana çevirebildiğinde iyice kasıntı bir hal aldığını gördüm. "Bu arkadaş kim?" Sorgular gibi değildi, sanki cevabı gerçekten merak ediyordu. "Burada fazla arkadaşın olmadığını sanıyordum." Bunun cevabını verebilirdim sanırım, hatta versem iyi olurdu çünkü içten içe Kuzey'in daha da gerilmesini istemezken buldum kendimi. Garip bir histi, o an öyle istemiştim. Lakin Ateş benden önce davrandı. "Aslına bakarsan daha bugün tanıştık." dedi ve gülerek bana baktı. "Fakat iyi bir tanışma olduğu söylenemez değil mi Asya?" Ona kafa sallarken önüme düşen saçımı kulağımın arkasına sıkıştırdım. Nedense biraz ciddi olasım gelmişti fakat bunun pek uzun süreceğini sanmıyordum. Ciddi kalma sürem bir dakika ile beş dakika arasında seyirip duruyordu. Çok fazla hanımefendi olarak rol kesebileceğimi sanmıyordum. "Her neyse." dedim ve derin bir iç çekerek Kuzey'e baktım, gözlerimi kıstım. "Kuzey, bizim gitmemiz gereken bir yer var." Kuzey'in kaşları daha da çatılmıştı ve bunun farkında olup olmadığını o an merak etmiştim. "Seninle uzun bir süre görüşmemek üzere tatlım." İşte ciddiyetim benden kaçtı! Ona bu şekilde muamele göstermek istemezdim ama tutamıyordum işte. Sanki bu sarı kafayı hep terslemeli, hep sinirlerini bozmalıydım. Onunla bitmek bilmeyen bir savaşın içinde olduğumuzu kimse inkar edemezdi. Yalandan sırıtarak ona arkamı döndüğüm sırada beni kolumdan resmen yakaladı. Bir anda çekiştirmeye başladı ki bu bugün beklemediğim ikinci hareketiydi. "Ne halt yediğini sanıyorsun sen!" diye çıkıştım öfkeyle, kolumu geriye doğru çekerek beni sürüklemesine engel oldum. "Sana bu hakkı kim veriyor? Kendine gel Muhittin!" Bana doğru dönerken kolumu kurtarmama izin vermedi. Şimdi ikimizin de bakışları resmen ateş atıyordu. Onun öfkesini anlamıyordum ama benimki bariz ortadaydı. Kimse bana bu şekilde davranamazdı, hiç kimse. "Benden kaçıyorsun." dedi hiddetle. "Seni yakalamışken öylece bırakacağımı mı sandın?" Kaşları şimdi çatılmaktan öte, hayretle havaya kalkmıştı. "Benimle gel, seninle yarım kalmış bir işimiz var." Kısa bir sessizlik oldu, bu sadece onu anlamaya çalıştığım içindi. Fakat bu onu bir kabullenme sanmış olacak ki beni yeniden çekiştirmeye kalktı. Bu kez onu sertçe iterek onun yüzüne resmen haykırdım.  "Bırak beni Kuzey!" Çekilmekten, çekiştirilmekten ve bir şeylere zorlanmaktan nefret ederdim. "Benim senden daha önemli işlerim var. Eğer bir şeyin yarım kaldığını düşünürsem ve onu tamamlamak istersem bunu zaten görürsün. Beni zorla bir yerlere sürüklemen yarım kalmışlıklarını tamamlamaya yetmez." Bana bir yanıt vermek ister gibi dudaklarını araladığı anda omzumdan geri çekildiğimi hissettim. Kuzey'in büyüyen gözleri arkama dönerken her şey saniyeler içerisinde gerçekleşti. Ateş, Kuzey'in suratına yumruğunu sertçe geçirdi. Bu çok ani oldu, Kuzey hazırlıksız yakalandı. Yüzü sağa doğru dönerken eli yanağına doğru gitmişti. Dudağından akan kanı gördüm, parmağı kanı sıyırdı ve gözleri parmağına döndü. O anda parladı. Ateş'e doğru atılacağı anda Egemen resmen bir kurtarıcı gibi belirdi ve onu tutup geriye doğru itti. Sakinleştirmek ister gibi bir hali vardı. "Ne oluyor lan?" Koşmuş gibi nefes nefeseydi. "İyi misin sen?" Egemen olayı anlamaya çalışırken gözleri kısa bir anlığına beni bulduğunda gözlerimden ateş çıkmasına çok az kalmıştı. Neye sinirleneceğime şaşırmış bir haldeydim. Kuzey'e o kadar öfkeliydim ki patlayan dudağı bile ona olan öfkemi yatıştırabilecek gibi değildi. Egemen, "Asya mesele nedir?" diye sorduğunda çantamı Kuzey'e doğru sallayarak cevap verdim. "Al şu asalak arkadaşını başımdan! Alt tarafı arkadaşımla yemeğe çıkacağım ama bu salak herif yüzünden saçma sapan triplerle uğraşmak zorunda kalıyorum. Sakın bir daha ne benim yanıma ne de arkadaşlarımın yanına yaklaşayım demesin senin sarı kafalı asalak arkadaşın!" Sinirimi ettiğim laflarla püskürterek arkamı döndüm ve  büyük bir beklentiyle Kuzey'e bakan Ateş'in kolundan yakalayıp ilerlemeye başladım. Onu kendimle birlikte çekiştiriyordum, yeni bir kavganın fitilinin ateşlenmesini istemiyordum. Kafam darmadumandı ve bu histen nefret ediyordum. Ona karşı beslediğim hisler artık birbirine tamamen yabancılardı. Daha da fenası, bana bile yabancıydı. Artık Kuzey hakkında ne düşündüğümü bırak, ona ne hissettiğimi bile bilmiyordum. "Ya aslında bıraksaydın ben o lavuğu dümdüz ederdim de sen üzülme diye pek bir şey yapmadım." Ateş konuştuğunda yüzümü buruşturarak kolundan çıktım. Bu tarz havalardan pek haz etmezdim. Doğruya doğru, eğer Egemen gelmeseydi Ateş orada dümdüz olurdu. Kuzey asla onu sağ bırakmazdı, öyle sert ve öfkeli bir yapısı vardı. Aslında kavganın sona ermesi bu açıdan çok iyi olmuştu. Kuzey'in başı derde girebilir, Ateş'in yüz nakli olması gerekebilirdi. "Hıı, tabii." diyerek onu geçiştirdim. "Neyse artık şu yemeğe gidelim de bitsin." O bana kafa salladığı sırada arabasının önüne geldik ve sahte centilmen benim kapımı açtı. Ben binerken o sürücü tarafına geçip yerleşti ve kısa sürede yola çıktık. Yol boyunca arabaya sessizlik hakimiyetini kurdu. Ateş'le konuşmak istemiyordum ve bunun tek sebebi Kuzey'di. Gerçekten allak bullaktım. Acaba ona fazla mı tepki vermiştim? Kırmış mıydım, üzmüş müydüm? Daha da önemlisi Kuzey bu tepkimi hak etmiş miydi? Restorana geldiğimizde bizi şık, cam kenarı bir masaya aldılar. Ateş rezarvasyon yapmıştı ve belli en iyi masalardan birini ayarlamıştı. Çok nezih bir ortamdı, inkar edemezdim. Böyle yerleri severdim ama pek tercih etmezdim. Hiçbir zaman bu kadar prenses olmamıştım, benim prensesliğim hep sözde olmuştu. Yemek siparişlerimizi verdikten sonra beklemeye koyulduk. Bu sırada Ateş bana bir şeyler anlatıyordu ama o kadar kendimden geçmiş bir haldeydim ki onu dinleyemiyordum. Kuzey aklımdan çıkmıyordu, söyledikleri zihnimde dolanıp duruyordu. Onun hakkında söylediklerim suratıma tokat gibi çarpıyordu. Hata mı etmiştim? "Asya!" Ateş bana kaçıncı defa seslenmişti bilmiyorum. Sonunda düşüncelerimden sıyrılıp ona dönebildiğimde, "Efendim." dedim. "İyi görünmüyorsun." dedi, bundan pek memnun görünmüyordu. "İyi misin?" Kafamı iki yana salladım. "Sorun yok. Sadece biraz modumda değilim. Yemeği bitirip otele geçmek istiyorum." O kafa sallayarak beni onayladığı sırada daha fazla konuşamadan yemeklerimiz geldi ve ben en hızlı halimle yemeğe çalıştım. Acilen otele dönmem gerekiyordu. Son pişmanlık belki fayda etmezdi ama yine de pişman olduğumu bilse yeterdi. Bir anda çıkışmasaydım keşke. Resmen sen kimsine getirmiştim olayı. Sanki hayatımda hiçbir yeri yokmuşçasına konuşmuştum. Bana yapılsaydı kendimi çok kötü hissederdim. Ne kadar yanlışları olsa da, bana hiç istemediğim gibi davransa da ben de ona karşı hoşgörülü davranamamıştım. Yemek sırasında gereken fotoğraflar çekilmeyi ihmal etmedim. Yemeğin yarısını bitiremedim, aç midem bile bugün beni yarı yolda bırakmıştı. Ateş'le çok konuşamadık, konuşmaların hepsi kısacık sürdü çünkü ben gereğinden dalgın bir haldeydim. Bu yüzden üstüme gitmemiş olacak ki erkenden kalkma teklifimi reddetmedi bile. Restorandan ayrıldık, otelin önüne kısa sürede vardık.  Arabadan indiğimde Ateş de benimle birlikte indi. Arabanın ön tarafına doğru yürüyerek, "Senin inmene gerek yoktu." dediğimde gülerek yanıma geldi. "Bence vardı." Gülümsemesine karşılık vermeye çalıştım. Bu benim için neden bu kadar zor olmaya başlamıştı emin değildim. "Bu gece için teşekkür ederim, yemek çok güzeldi." "Asıl ben teşekkür ederim." dedi ve gülümsemesi geniş bir hal aldı. Yemek boyunca da gülümsemişti, benim aksime. Ben yapamıyordum. Her zaman gülebilen kız bu gece tam bir somurtkandı. "Aslında sana söylemek istediğim bir şey var." dediğinde kaşlarımı merakla kaldırdım. Aslında bu geceden sonra gaza basıp tüyeceğini düşünmüştüm ama hiç öyle görünmüyordu. Ona beklentiyle baktığımda dudaklarını ıslattı ve derin bir nefes çekti içine.  "Bence bu ilk ve son yemeğimiz olmamalı, ne dersin?" Ellerimi tuttuğunda derin bir nefes alarak kaşlarımı çattım. İşler garip bir hal almaya başlıyordu. "Başta sana uyuz oldum ama seni böyle görünce bir anda vuruldum. Bence beraber vakit geçirirsek her şey çok güzel olabilir. Bu yazı harika kılabiliriz." Bu tamamen dış görünüşle alakalıydı. Ben hep erkeklerin dış görünüşleri hakkında yorumlar yapan, yakışıklıyı kapmakla ilgili büyük laflar eden bir kızdım ama beni sırf dış görünüşüm yüzünden tercih edecek erkeklerden hep uzak dururdum. Ateş'le doğru düzgün konuşamamıştık bile, buna rağmen bana vurulduğunu bu kadar rahat söylemesi hiç inandırıcı değildi. Biliyorum, bu bir yaz aşkıydı ve onun istediği sadece buydu. Ama ben yaz aşkımı benim dış görünüşüme tav olacak birine harcamak istemiyordum. Bunun için çok daha iyi adaylar vardı.  Dudaklarımı ıslatarak ellerimi geri çektim. "Ateş, seninle tek yapacağım şey bu yemekti ve o da bitti. Kusura bakma ama senin gibi dış görünüşe aldanıp vurulan tiplerle işim olmaz. Beni tanımadan böyle konuşman çok saçma. Eğer asıl mesele şu üstümdeki kıçı kırık elbiseyse kusura bakma benden sana yâr olmaz. Senin yaz aşkın olup, yaz sonu bir kenara atabileceğin bir kız değilim." Ateş öyle büyük afallamıştık ki ağzı resmen yarı açık kalmıştı. Bana söyleyecek bir söz arar gibi olduğunda ellerimi çektim ve ondan birkaç adım uzaklaştım. Elimi kaldırdım, ona el salladım. Kibarlıktan ölecektim bir gün. Onun bana bir cevap vermesini ya da şoktan çıkmasını beklemeden yanından geçtim ve otele girdim. Asansöre ilerlerken içim rahattı. Ateş'le bir şey yaşamadığım için ya da Kuzey için pişmanlık duyduğumdan üzüntü duymuyordum. İyi tarafından bakalım, on üçüncü madde de tamamdı. Sırada Kuzey vardı. Kuzey ve alınması gereken bir gönül. Benden her ne kadar nefret etse bile onun gönlünü alabileceğimi biliyordum. Bunu hissedebiliyordum.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE