Madde 14.0

1839 Kelimeler
"Asya! Asya! Asyaaa!" Adımı defalarca kez sayıklanırken duymama rağmen yerimden kıpırdayamadım. Kendimi sebepsiz çok yorgun hissediyordum ve gözümü açmak dahi istemiyordum. Üstümdeki ağırlığı çekebilecek hiçbir şey yoktu. Adım ne kadar haykırılırsa haykırılsın uyumaya devam edecektim.  Derin ve uykulu bir iç çekerek bacaklarımın arasına sıkıştırdığım yastığı ayağımla yere ittim, daha rahat bir pozisyona ihtiyacım vardı çünkü belli ki geceden beri bir kez bile hareket etmemiştim. Kasılmıştım. Kollarımın arasına aldığım yastığa daha sıkı sarılarak kafamı diğer tarafa doğru çevirdim. Bence bir rüyalık daha hakkım olmalıydı. Gördüğüm rüyaları şu an hatırlamıyor olsam bile o derinliğe ulaşmaya ihtiyacım vardı. Adımı bir kez daha, çok gür bir şekilde duydum ve hemen ardından beni resmen ayağa dikecek kelimeler ardı ardına sıralandı. "Asya oteli böcek basmış acilen çıkman gerekiyor!" "Ay!" diyerek yerimde zıplayarak çığlığı bastım. Böceklerden korkardım, hem de deli gibi. Yürüyen, ikiden fazla bacağı olan, kara ve kabuklu şeyler! Beni yiyebileceklerine inanıyordum. Bu yüzden ayağa fırladığım gibi odanın kapısına doğru koşturdum ve kapıyı bir hışımla açtım. Odadan fırladığımda henüz gözlerimi açmış bile sayılmazdım. Yarım yamalak açtığım gözlerimle önümü göremedim ve birine gelişi güzel çarptım. Bu kazadan burnum öyle sert hasar aldı ki hissettiğim sızıyla beraber geriledim.  Yine de bu böcek korkumu dindirmeye yetmemişti. Burnumu tutarken kafamı yere doğru eğdim ve kocaman açtım. "Nerede böcek nerede? Bu olağanüstü hal durumunda kullanabileceğimiz bir hava aracımız vardır umarım! Beni böceklerden en uzağa Venüs'e uçurun!" Egemen'in irite edici kahkahasını duyduğumda elimi burnuma bastırarak ona döndüm. "Yine bir şaka mıydı yoksa?" Egemen gülerek saçını karıştırırken elimi burnumdan çekerek omzuna vurdum. Öyle büyük bir zevk almıştı ki ona vurduğumda karnını tuta tuta gülmeyi sürdürmüştü.  "Allah belanı vermesin Egemen, ödüm koptu!" "E kızım yapmasam uyanacağın yoktu. Seninle konuşmam lazımdı." Gözlerimi kısarak ona baktım ve kafamı yavaşça aşağı yukarı salladım. "Demek benimle konuşman gerek. Tamam..." dedim ve bir anda arkamı dönerek kapıyı kapattım ve kendimi yatağa bıraktıktan sonra da uykunun narin kollarına sarıldım. Hiç keyfimi bozup Egemen'in işleri peşinde koşamazdım. Allah bilir yine benden ne gibi bir saçmalık isteyecekti. Ben daha kendi saçmalıklarımla uğraşamıyordum, onunkilerle mi uğraşacaktım. Tabi Egemen durur mu, kız odası demeden içeri dalıp beni belimden tuttuğu gibi sırtına attı. Gerçekten bunu beklemiyordum. Hazırlıksız yakalandım. "Seni şimdi bir güzel uyandıracağım Asya." Ben çığlık atarken aşağıya indi ve dışarı çıkıp beni havuza attı. Tamam, uyandım. Bu şekilde ayılmayı rutin haline getirmiştim ne de olsa değil mi? Nerede o Muhittin öküzü, bunu onun yapması gerekirdi! Sakinliğimi garip bir şekilde koruyarak rastgele bir şezlongdan bulduğum bir havluyla saçımın nemini aldığımda bir teyzenin bana doğru kaşları çatık bir şekilde gelişini gördüğümde havluyu yerine sırıtarak bıraktım ve hiçbir şey yapmamış gibi geri dönüp ilerideki Egemen'i kolundan tuttuğum gibi otelin içine sürükledim. "Ne oldu?" diye sordu alay eder gibi. "Havlusunu izinsiz kullandığın insan seni gözleriyle lazerledi mi?" Ona kafa sallarken kolunu bıraktım ve önüme gelen ıslak saçlarımı geri attım. "Senin yüzünden sırılsıklam oldum ya! Bunun bir bedeli olacak Egemen. Siz iki sarı haydut beni ne zaman rahat bırakacaksınız?" "Asya onu bir geç de asıl konumuza gelelim." dedi ve suratı hiç beklemediğim bir şekilde ciddi bir hal aldı. Bu ara herkeste bir ciddilik vardı, hadi hayırlısı. "Sen dün söylediklerinde ciddi miydin?" Kaşlarımı çatarken elimi dudağıma sürttüm. Bunu biliyordum fakat bu konu beni çok geriyordu. Kendimi ciddi manada suçlu ve tam bir gerzek gibi hissediyordum. Bu inanılmazdı. Ben genelde kendimi suçlu bulmazdım ve yerimde bu suçluluk duygusuyla kıvranmazdım.  "Hangi söylediklerimde." diyerek yalandan bilmezden geldim. "Bilirsin, ben bir sürü şey söylerim." Kafasını sallayarak, "Kuzey hakkında dediklerinden bahsediyorum. Dün derinden girdin kızım." dediğinde dudaklarımı ıslatarak derin bir nefes aldım. Biliyordum ama bunu dile getirmek istemiyordum. Yine de bunu yapmak zorunda olduğumun farkındaydım. Muhittin'den her ne kadar haz etmesem bile ona bir özür borcum vardı. Ah! Suçlu olmaktan nefret ediyordum. "Ya o şey..." diyerek derin bir nefes aldım, çok zordu. "Ben bilerek yapmadım, Bir anda ağzımdan çıkıverdi. Çok öfkelenmiştim, kendime mani olamadım. Öyle demek istemezdim. Zaten bunu ona söyleyecektim, nerede Muhittin?" Egemen dudaklarını büzerek boynunu kaşırken tam ona odasında olup olmadığını soracaktım ki kulağıma dolan seslerle olduğum yerde kaldım. Büyük bir şokun eşiğinde olabilirdim, hatta hayal bile kuruyor olabilirdim. Çünkü duyduğum ses Ece denen, asla haz etmediğim, Kuzey'in eski ve yaka silktiren sevgilisine ait olduğunu anlamıştım. Bunu anlamak istemezdim, belki o zaman bu şok daha atlatılabilir olurdu. "Kuzey aşkım bak, eski sevgilinde buradaymış." Bu benim için öyle beklenmedikti ki ağzım geçirdiğim şokla yavaştan açılırken gözlerim kocaman oldu ve aniden arkamı döndüm. Bu bir kabus olmalı! Ece denen barların striptizcisi şuan Kuzey'in koluna girmiş bir şekilde bana doğru geliyordu. Kuzey ise yüzündeki kaskatı ifade ile bana bakıyordu. Sanki düşmanıydım, sanki onun kalbini söküp almıştım, sanki ona ihanet etmiştim! Bu inanılmazdı. Bu gördüğüm şey gerçek olamayacak kadar iğrençti. Kusabilirdim ve bunu onların suratlarına yaparsam çok iyi olurdu. Bu görüntü benim kusmuğumdan bile iğrençti. Egemen elini omzuma koyarak, "Kuzey, neler oluyor, siz ne ara ayrıldınız Asya ile." diye sorduğunda sakinliğimi korumaya çalıştım. Dişlerimi istemsizce sıkmaya başlamıştım ve sebebini bilmiyordum. Ben genelde bu kadar öfkelenmezdim. Basit ve saçma şeylere öfkelendiğim çok olurdu ama gerçek öfke bundan çok başkaydı. "Kardeşim baktık olmuyor, birbirimize olan saygımız tükenmiş. Bitirelim dedik değil mi Asya?" diye cevap verdiğinde keskin bakışlarım onunkilerle buluştu. Bana öyle sert ve intikamcıl bakıyordu ki hala buna inanmakta zorlanıyordum. Gözümüzden ateş çıkması mümkün mü? Çünkü birazdan mümkün kılacağım. "Evet, öyle oldu." dedim ve derin bir iç çekerken gözlerimi zoraki onun gözlerinden çekip Egemen'e bakabildim. "Muhittinciğimiz öyle istedi Egemen." Kuzey kolunu Ece'den çekerek bana bir adım attı ve yaklaştı. "Ben değil sen istedin hatırlamıyor musun Asya?" Kafamı iki yana sallarken onu reddettim ve ben de ona doğru bir adım attım. Karşı karşıyaydık, birbirimize bir savaş açmış gibiydik. Bu savaşı kaybetmezdim, bu kadar ileri giderek o zaten baştan kaybetmişti. Ben ondan özür dilemeyi bile düşünürken o resmen aramızdaki şeyi benden habersiz sonlandırmış ve karşıma eski, hoşlanmadığını söylediği itici sevgilisiyle çıkmıştı. Bunun hiçbir doğru tarafı yoktu ve olamazdı da.  "Hayır benden ayrılan sensin!" Gözlerini kıstı ve bana bir adım daha yaklaştı. Aramızdaki mesafe gittikçe kısalıyordu. "Hayır sen ayrıldın benden! " dediğinde tam ona çıkışacaktım ki Egemen beni omzumdan geri çekti. Oysaki ben onun üstüne yürüyüp sarı saçlarını yolmayı planlıyordum. "Hah! Baksanıza resmen bir belirsizliğin içinde kaybolmuşlar. İkisi de ayrılmadıklarını savunuyor. İşte bu kadar aşıklar. Sen de fırsattan istifade mi yaptın Ececiğim?" Ece cırtlak sesiyle, "Saçmalama Egemen! Kuzey zaten hep bana aşıktı!" dediğinde kaşlarımı iyice çatıp yüzümü buruşturdum. "Haklısın, o beni hiç sevmedi zaten tatlım. Birbirinize çok yakışmışsınız. Mutluluklar!" Sonrasında arkamı dönüp odama doğru yol aldım. Ne isterse onu yapsın hayvan herif. Yok neymiş ben ondan ayrılmışım. Sen benden ayrıldın be. Benim daha haberim bile yoktu. Bir de gitmiş Ece salağına. Hayır, başka kız mı yok? Otelde ve koca Bodrum da senin o güzel suratına kanacak binlerce kız var. Ben daha güzelim ondan. Evet şuan bunu diyebilirim, bu egodan sayılmaz. Ben daha güzelim! Bir anda omzumdan çekildiğimde dumura uğradım. Tam öfkeyle karşılık verecektim ki Egemen, "Haklısın sen daha güzelsin." dediğinde laflarım boğazıma dizildi. Bunu dışımdan söylediğimin farkında bile değildim. Oysaki iç sesimle münakaşa kurduğumu sanıyordum. Tam bir rezaletti ama o kadar öfkeliydim ki bundan utanamıyordum bile. "Her neyse..." diye homurdanarak geri çekildim. "Ben gidiyorum, otelden çıkışımı yapıp eve geçeceğim. Artık orada görüşürüz." O bana kafa sallarken yukarı çıktım ve zaten hala yerleştirmediğim bavuluma dışarıdaki eşyalarımı koydum ve hazırlandım. Saçımı balık sırtı örerken gereğinden fazla sinirliydim. Ben fazla stres yapmazdım normalde. İşin hep eğlencesindeydim. Fakat şimdi her hücrem stresli ve bir yandan da sinirliydi. Nedenini bilmiyordum ama bu stres beni yıpratıyor ve yoruyordu. Aşağıya inip çıkış için beklerken şu Ece denen kızın kahkahaları kulağıma geliyordu. Acaba kendime başka bir ev mi baksam? Çıkışım verildiğinde görevliler bavullarımı taksiye kadar taşıdılar. Ben de taksiye bindiğimde son gördüğüm Kuzey ve kolundaki Ece olmuştu. Sanki hep etrafımdaydılar, bunu bilerek yapıyorlardı. Onları görmek istemiyordum, onlardan kilometrelerce uzakta olmak istiyordum ama işe bak, evlerimiz yan yanaydı. Hala evi değiştirebilirdim... İçimden söve söve yeni evimin önüne geldiğimde taksici abi sağ olsun bavullarımı kapıya kadar taşımıştı. Ona eyvallah çekerek eve girdiğimde hala sinirlerim bozuktu. Sanki şimşekler çakıyor ve benim şalterlerimi attırıyorlardı. Her an patlayabilirdim, ortalığı ateşe verebilir ve bir şeyleri yok edebilirdim. Yeni evime geldiğim için bile mutlu sayılmazdım. Dengemi bozuyordu bu Muhittin benim... Derin bir nefes aldım ve bavullarımı köşeye bırakarak bahçeme çıktım. Salıncağa yavaş adımlarla yürüdüm ve dikkatlice oturdum. İleri geri yavaşça sallanırken gözümü her kapattığımda önüme o barların stripçesinin Muhittin'e aşkım deyişi geliyordu. Tüylerim resmen diken diken olurken içimin bu kadar karamsar olduğu nadir anlardaydım. Niye böyle olduğunu bilmiyordum ama içimde çok garip bir his vardı. Bu hisse çok yabancıydım. Bu yabancılık beni yoruyor ve ürkütüyordu. Yine de bu kadar hüzün dolu olmak istemiyordum. Hiçbir zaman karamsarlığın kızı olmamıştım ben. Kendi kendime düşünürken bir anda kafama düşen sert bir nesneyle inleyerek kafamı tuttum. Kafamı yukarı hızlıca kaldırdığımda gözlerim kocaman oldu, hızlıca ayağa kalkarak geriledim ve tahminen geçen kafamı çarptığım şeye takılarak geri geri düştüm. Sen bela mısın yoksa sakar falan! "Hey! Hey iyi misin kız!" dediğinde ağaçtaki düşmeme ve kafama elma düşmesine sebep olan çocuğa kaşlarımı çattım. Kendi imkanlarımla ayağa kalkmayı başardığımda yüzüm acıdan buruşuk bir haldeydi. Ağaçta en fazla yirmili yaşlarında bir erkek vardı. Elinin biri ağaçtaki dalı tutarken diğeriyle bana el sallıyordu. "Selam ben Uzay!" dedi ve elini arka tarafta kalan eve doğru çevirdi. "Hemen arkadaki evde yaşıyorum. Kafana elma düşürmek istememiştim. Sadece bu ağacı seviyorum ve beni hazırlıksız yakaladın. İyi tarafından bak, Newton yerçekimini bulmamış olsa sen şuan bulmuş olabilirdin!" Gözlerim ve ağızım kocaman olmuş bir halde ona bakarken kaşlarımı iyice çatarak yerden kafama düşürdüğü bir tarafı ısırılmış elmayı alarak ona fırlattım. "Ama Newton yerçekimini bulalı yüz yıllar oldu seni ahmak!" Elma tam olarak burnuna gelince Uzay denen çocuk refleks olsa gerek burnunu tutmaya çalışırken dengesini kaybetti ve bir anda kendini elma misali yerde buldu. Benim ellerim anlık korkuyla ağzıma giderken Uzay omzunu tutarak sallanıyordu. "Omzum! Omzum çıktı galiba!" diye resmen çığlık attı. "Hemen doktoru ara güzelim yoksa Uzay Kılıç şuracıkta kaslarını bırakacak!" Ah, evet bir egoist daha! "Dua et de sinir katsayım bir tık daha yükselmesin yoksa senin o kaslarını tek tek kıtır kıtır kırar köpeklere yem ederim Uzay!" Çocuk gözlerini kısıp açtı ve omzunu tutarak ayağa kalktı. "Ne atarlı bir şeysin sen... sevdim seni sarışın." Dudaklarımı birbirine bastırarak burnumdan derin bir nefes alıp verdim. Ah, hayır. Bu sefer sakinleşmeyeceğim! Çocuğa doğru hızla ilerleyip tekmemi bacağına geçirdiğimde inleyerek dizini tuttu. "Hadi şimdi kaslarını kırayım. Sinir katsayım şuan zirvede de tatlım." Bir tekme daha atacakken bir anda belimden tutulup geri çekildiğimde ayaklarım havada asılı kalmıştı. Oysaki ben sinirimi bu heriften çıkarmaya çok hazırdım. "Sanırım biri bana bugün uçmayı öğretecek." Arkamda kim olduğunu bilmeden tekmemi gelişi güzel sallarken tepinip duruyordum. "Kızım dursana, dur! Ne yaptılar, cevizli sucuk mu yedirdiler sana bu ne hırçınlık bu ne asabiyet!" Kuzey'in sesini duyduğumda ayaklarım yavaşça olduğu yerde asılı kalmaya devam etti. Kuzey arkamdaydı, elleri belime sarılmıştı ve ben onun kolları arasında asılı kalmış bir haldeydim. Öfkemin mimarı bana öfkemin hesabını soruyordu. "Ay sen gelmesen öldürüyordu beni." diye söylendi Uzay. "Doğruyu söyle dostum bu kızı ruh hastalıkları hastanesinden kaçırdın değil mi? Seni de anlıyorum güzelliğinden deliliğine vakit ayıramamışsındır." İçim öfkeyle dolup taşarken son hatırladığım Kuzey'in kollarından bir hışımla atlayıp Uzay denen herifin omzunu ısırdığım ve saçını yerleri süpürecek kadar aşağılara çektiğimdi. Kimse Asya Soylu'yu ve öfkesini hafife almamalıydı. Hiç kimse!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE