Madde 14.1

1502 Kelimeler
"Yetişin komşular!" diye haykırdı Uzay denen pislik. "Burada bir katil var." Sesi öyle tizdi ki bunun bir erkekten çıktığına inanmakta zorlanıyordum. "Ay omzumu kopardı sanırım hissetmiyorum." Fenalık geçiriyor gibi görünüyordu. "Doğruyu söyle doktor kolumu kesecek misiniz?" Gözlerini yuvalarında döndürdü. "Beni sakat mı bırakacaksınız?" Onun taklidini yaparak koltuğa yayıldığımda, Egemen gülerek Uzay'ın kızaran omzuna buz tutuyordu. Aman gören de omzundan tüfekle vurdum sanır....iyi fikir aslında. Ben bunu not alayım. Ne olur ne olmaz. Bu seviyesizden çekecek gibi görünüyorum. Bela çeker gibiyim, önüne geleni üstüme çekiyorum. Egemen gülüşlerinin arasından, "Asya, acaba ne zaman tanıştığın insanlara insan gibi karşılık vereceksin merak ediyorum doğrusu." dediğinde dişlerimi sıkarak ona ters ters baktım.  "Karşıma insan gibi biri çıktığında." diye yanıtladığımda Egemen laf sokuşumun verdiği ıstırapla dudaklarını birbirine bastırdı. Bununla birlikte onları da birer insandan görmediğimi de dile getirmiş olmuştum ama hiç pişman değildim. Bana kimse insan gibi davranmıyordu, ben neden onları insan yerine koyacaktım ki? Çok kindar biri olduğumdan bahsetmiş miydim? Kuzey alkışlayarak bahçeye çıktığında yüzüme birden memnun bir gülümseme yerleştirdim. Bunu neden yaptığımı bilmiyordum, kendimi bir salak gibi de hissediyordum ama engel olamıyordum işte. Onun bahçeye süzülen bedenine, zevkten dört köşe olmuş suratına bakarken gözlerimin ışıldadığını hissettim. Tamam, bu çok garipti. "Kardeşim lafın sana girişin taa bizim evden hissettim." dediğinde derin bir iç çekerek kendimi toparladım ve saçımı arkaya doğru havalı havalı attım. Onun benim tarafımda olması pek sık rastladığım bir şey değildi. Hele ki sabah olanlardan sonra bu daha da inanılmaz geliyordu. Onunla hem düşman gibi hissediyordum, hem de hiç düşman olamayacakmış gibi. Bu histen, bu karmaşadan nasıl kurtulacağımı bilmiyordum.  Uzay sapığı Egemen'in elindeki buzu alarak bir hışımla yere attı. "Ulan omzumun kırıldığı yetmiyor şimdi sen de donduracaksın. Ne belalı tiplersiniz siz ya!" Onun bu anlamsız tepkisine önce gözlerimi kıstım. Onu avlamak için zaten an kolluyordum bir de böyle laflar etmesi işi iyice alevlendiriyordu. Ayakkabımı sanki bir refleksmiş gibi hızla ayağımdan çıkarıp bize laf atan Uzay'a fırlattığımda kafasına gelmişti. Onun sızlandığını, yalandan çığlıklar attığını duyduğum an üstüne atlayacaktım. Fakat ben kendimi onun üstüne bir panter gibi atamadan yine belimden yakalandım. Sanki küçük bir çocuktum ve babam beni yakalayıp birilerinin saçını yolmamı engelliyordu. Egemen ve Uzay gözümün önündeydi, burada beni belimden yakalayabilecek tek kişi vardı o da Kuzey'di. Yine aynı konumdaydık, yine birbirimize temas ediyorduk ve farklı bir şey vardı. Dokunduğu yerler resmen yanıyordu! Kendine gel Asya, bütün bu saçma işler sana sabah yaptıkları yüzünden oldu. Kendini kötü hissettin, hepsi bu yüzden. Yoksa neden onun dokunduğu yerlerin yansın ki?  "Ulan o gevşek çeneni kapamazsan seni buzluğa atar bir daha ki kış sezonuna kadar orada tutup kurbanlık et niyetine satarım!" diye haykırdığımda içten içe yanmalarıma bir çare arıyordum. Yine de çirkefliğimden vaz geçecek değildim. Uzay, Egemen'in arkasına saklandığında bu sefer Kuzey beni bırakmayıp içeri doğru çekiştirmeye başladı. Gitmek istemiyordum, burada Uzay'a saldırıp kafamdaki saçma düşüncelerden uzaklaşmak istiyordum.  "Bırak beni geberteceğim o dangalağı!" Yine de buna engel olamadım. Onun ellerinden tutup itebilirdim belki ama yapamadım işte. Beni içeri soktu, hatta mutfağa götürdü. Mutfak tezgahının önüne geldiğimizde bir an beni bıraktığını düşündüm. Ellerini belimden çektiği anda arkama döndüm ve geri bahçeye dönmek için harekete geçtim. Fakat sanki bunu bekliyormuş gibi bir anda ellerini kollarımın altından geçirdi ve beni tezgahın üstüne oturttu. O da yetmedi, ellerini iki yanımdan geçirip tezgaha yasladı ve çıkışımı engelledi. "Tamam, yeterince korktu senden." diyerek kaşlarını kaldırdığında gözlerim dudaklarındaki samimi kıvrılmaya kaydı. Gülümsüyordu, eğleniyor gibi görünüyordu. Ben de eğlenmek istiyordum ama rahatsız olduğum çok konu vardı. Ayrıca aramızda santimler varken, kolları bedenime değerken ve gözleri direkt gözlerimle temas ederken çok zordu.  Umursamaz bir tavır sergilemek istediğim için omuzlarımı silktim. "Yetmez, onu mezara sokmadan rahat edemeyeceğim. Hatta ve hatta mezara sokup üstüne elma ağacı dikmem lazım." Cümlelerimden aldığım hırsla kalkmaya çalıştığımda bir anda üstüme doğru eğildi ve bana engel oldu. Durmak zorunda kaldım çünkü çok yakındı ve bu yakınlık diğerlerinden çok farklıydı. "Hadi yiyorsa şimdi kalkmayı dene." diye fısıldadığında sertçe yutkunarak dudak büzdüm. Ona karşı gelmeden, alay etmeden onu nasıl aşabileceğimi bilmiyordum. Bu yüzden onun aksine her zamanki gibi davranacaktım. "Çok sinir bozucusun Muhittin." diye hırladım. "Aa bu arada anneciğin ve babacığına adını Muhittin olarak değiştireceğini söyledin mi? Eminim çok sevineceklerdir." O bana gözlerini kısarken ben bilmiş bilmiş yüzüne bakıyordum. Yani, daha fazla yaklaşmaya başlamadan önce... Elimi göğsüne koyarak onu durdurmaya çalıştım. Kafamı da hafif geriye doğru çektiğimde bedenim ister istemez arkaya doğru eğilmişti. Orada eğik bir şekilde durmak o kadar zordu ki parmaklarım onun tişörtünü kavrarken buna engel olamadım. Her adımımdan hata akıyordu. Sanki beynim işlevini yitirmişti, onun yanında aklı başında davranamıyordum. Kendine gel Asya, bütün bunlar sabah ki öfken yüzünden oluyor. Bir gerçekliği olamaz, biliyorsun. Sen asla ondan etkilenmedin, asla ondan etkilenecek kadar kendinden geçmedin. "Sence de biraz fazla yakın olmadı mı? İstersen senin de sapıklığını ilan edebilirim. Ayrıca çok sevdiceğin Barların Stripçesi seni böyle bana sapıklık yaparken görürse yanlış anlayabilir Muhittin." Ben susmaksızın konuşurken o yavaş yavaş gülümseyerek beni izliyordu. Hayır, hayır gülesim geliyordu. Neden böyle bakıyorsun Kuzey? Neden bana eskisi gibi karşılık vermiyor, oyunlar oynamıyorsun? Biz böyle değiliz, hiçbir zaman olmadık. Sen hep bana öfkeyle karışık karşılık verdin, ben hep seninle alay ettim. Eski haline dön yoksa senin yüzünden eski halimden eser kalmayacak. "Sence bakışlarında bir mana aramalı mıyım Muhittin?" diye sordum, bunu başka türlü nasıl aşacağımı bilmiyordum. "Malum benden güzeli mezarda." diyerek şakaya vurduğumda dudaklarını gayri ihtiyari bir yavaşlıkta ıslattı. Bu öyle bir andı ki gözlerimi onun dudaklarından ayıramadım, resmen kenetlenmiştim. "Bence de bir mana aramalısın Asya." derken sesi daha önce hiç duymadığım bir tona kaymıştı. Karşımda bambaşka biri duruyordu, bir yabancıydı. Bana bütün bunlarda bir anlam aramam gerektiğini söylüyordu ve ben bu durumda şaşkınlığımdan nasıl ödün verecektim bilmiyordum. Gözlerim geçirdiğim şokla öyle hızlı açılmıştı ki sanki bir daha gözlerimi hiç kısamayacaktım. Bütün bu anı, belki de Kuzey'e göre büyülü anı bozan, Egemen'in bir anda konuşarak içeri dalması olmuştu. Kuzey'le öyle alışılmadık bir pozisyondaydık ki o şok halinde bile Egemen'in bunu görmesini istemedim. Pozisyondan hızla kurtulmaya çalışırken hiç anlamadığım bir anda kendimi Kuzey'in kollarının arasında buldum. Bu daha büyük bir şokun sadece başlangıcıydı. Egemen, "Yasak bölge, yasak bölge." diyerek arkasındaki Uzay'ı geri çıkarmaya çalışırken ben bu pozisyondan kurtulmak istiyordum. İkisi de görmüştü, inanamıyordum. Kuzey hiç istifini bozmuyordu, bütün bunlardan memnun gibi görünüyordu. Ben değildim, asla olamazdım. Uzay, "Oha lan bu deli kızla bu çocuk sevgili mi? Hangi büyüyü yaptın kız bana da söyle." dediğinde olduğum durumun şok halinden anında sıyrılabilmiştim. Çünkü Uzay'a olan öfkem, Kuzey'in kollarında olmama ağır basıyordu. Öfkeyle Kuzey'in kolları arasında beni bıraksın diye tepinmeye başladım. Ateş saçan gözlerim Uzay'ın üzerindeydi. "Göstereceğim ben şimdi sana büyüyü cin çarpmışa döneceksin gavat!" diye çığlık çığlığa bağırdığım anda öyle bir güç geldi ki Kuzey'in kollarının arasından kurtulmayı başardım. Bu öyle bir andı ki o kısa anda herkesin gözlerinin kocaman olduğunu görebilmiştim. Kuzey'in yanından fırladığım gibi Uzay'a doğru atak yaptığımda koca bir çığlık patlattı ve bahçeye doğru bir hışımla koşmaya başladı. Onun peşinden giderken Egemen beni yakalamaya kalktı ama onun bana uzanan ellerinden öyle seri kurtuldum ki neredeyse beni tutmaya çalışırken yere devrilecekti. Uzay'ın arkasından bahçeye çıktığımda üç tur peşinden koştum. Etrafa dolandı, çiçeklerin üstünden atladı, salıncağın etrafında benimle depar attı. İkimiz de nefes nefes kaldığımızda kısa bir nefes alma anımdan faydalandı ve kendini çitlerin üstünden kendi evinin bahçesine atarak ellerimden kaçtı. Onun arkasından çitlerin üstünden atlamaya kalktım ama hem benim boyumu aşan bir yüksekliği vardı hem de koşmaktan ciğerlerim sönmüş bir haldeydi. Uzay'a bin bir küfür geceleri yaşatırken sık nefeslerimin arasında kavruluyordum. Onun bahçenin diğer ucundan gelen mırıldanmalarını, korku dolu nidalarını hala duyabiliyordum.  "Çitleri götüne sokacağım." diye haykırdığım sırada Egemen ve Kuzey yanı başımda belirmişlerdi. İkisi de beni susturmak için gereksiz bir çaba sarf etmeye başladığında daha fazla öfkelenmek için önümde bir engel görememiştim. Ayağıma uzandım ve zaten teki ayağımda olan ayakkabıyı çıkarıp Egemen'e fırlattım. Kafasına gelen ayakkabıyla yüzünü buruşturup geri çekildiğinde sıra Kuzey'e gelmişti. Ona baktığım anda neşeyle kıvrılan dudakları, gülmekten kısılan gözleriyle karşı karşıya kaldım. Öfkeden kudurmuş bir halde olmama rağmen ona bakınca sakinlediğimi hissettim. Yine de bunu belli etmek istemiyordum. Bu yüzden ona öfke dolu bakışlar atmakla yetinerek içeri girdim. Onları geride bıraktığım an ise yüzümü buruşturmuştum. Ne oluyordu bana! Neden bir salak gibi, hiç davranmayacağım şekilde davranıyordum? Bu ben değildim, hiçbir zaman olmamıştım. Normalde Kuzey'in o sarı saçlarına yapışmam gerekirdi ama ona baktığım anda bütün öfkem bedenimden hızla çekiliyordu ve ben buna anlam veremiyordum. Öfkem her zaman diri olurdu, ben buna alışmıştım. Ona haftalardır o kadar kötü davranıyordum ki, aramızdan o kadar kötü şeyler geçmişti ki bu şekilde davranmamı, nazikliğimi hak ettiğini sanmıyordum. Sabah sana yaptıklarını hatırla Asya. Ece denen kendini bilmezin yanında seni nasıl bir duruma düşürdüğünü unutma. Kuzey seni görmezden geldi, Kuzey seni sırf ona bağırdığın ve pişman olduğun sözler söylediğin için yarı yolda bıraktı. Sana tek kelime etmeden karşına Ece'yle çıktı. Tamam, bizim ilişkimiz gerçek olmayabilirdi ama ben yine de sahte de olsa bunu hak ettiğimi sanmıyordum. Onun için bu işe girmiştim, her ne kadar zorla da olsa. Şimdi bu şekilde beni def edip egoma zarar verdiğine inanamıyordum. Bu yüzden ona iyi davranma Asya, gülüşüne kapılıp hareketlerine aldanma. O Kuzey, her zamanki Kuzey. Sen de her zamanki Asya olmak zorundasın. Bu Asya hiçbir oyunu yenemez, asıl Asya herkesi devirebilecek kadar güçlü. Kalbinin seni kandırmasına izin verme. Vermeyeceğim!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE