Madde 5.5

708 Kelimeler
"Küçük Prenses de buradaymış." diyerek gülümseyen Eric'e ağzım beş karış açık bir halde bakıyordum. Onu burada görmeyi beklemiyordum, onu bir daha görmeyi bile beklemiyordum. O gün onunla iyi anlaştığımı, bana baya yardımcı olduğunu hatırlayabiliyorum. Gecenin çoğu benim sarhoş olmamla ve silik olmakla geçmesine rağmen onunla ilgili çoğu kısım da ayıktım. Fotoğraflarımı bile o çekmişti, yani hatırladığım kadarıyla. "Sen barda çalışmıyor muydun?" diye sorarak yattığım yerde doğrulduğumda hemen yanımdaki boş şezlonga oturdu. "Hafta sonu barda, hafta içi burada çalışıyorum." "Bu ne hırs?" Etrafı gösterdim. "Yazın keyfini ne ara çıkartacaksın?" "Alınması gereken bir araba varken yazın keyfi umurumda bile değil." diyerek güldüğünde onu başımla onayladım. Tabii herkes benim gibi anne baba parasıyla yazı geçirmiyordu. Eric benden büyüktü, kendi parasını kazanmaya çalışması ve bir hayaline yatırması çok güzeldi. Ben de on sekiz olduktan sonra çalışabilir, kendi paramı kazanabilir ve hayallerime yatırabilirdim. "Sen bu azimle değil araba, uçak bile alırsın."  Eric'le biraz konuştuk, sarhoşluğum hakkında alay bile etti. O gece hakkında pişmanlığım yoktu çünkü gece silikti. Eric ise anlatarak beni utandırmaya çalışıyordu. Nasıl rezillikler yaptığımı, ne hallere büründüğümü ve ona neler dediğimi. Adıyla dalga geçmişim, erik deyip durmuşum. Adının bir meyve olduğunu söyleyip bir kere de ayakta duramayıp yere düşmüşüm... "Tamam tamam." dedim en sonunda, ellerimi kaldırdım. "Daha fazla utandırma beni, unut o geceyi unut." "Gecenin sonunun iyi bittiğini söylersen olur." Gözlerim şüpheyle kıstı. "Gecenin sonunda ne oldu ki?" "Hani şu iki sarışın..." dediği anda gözlerim kocaman oldu, elimi kaldırırken ayağa fırladım. "Hatırladım, ben bir erkek ceketiyle uyandım." "Çok normal." Eric ayağa kalktı. "Bana giderken söylediğin tek şey, sana saldıran iki adamla birlikte otel odana dönüp bir güzel eğleneceğindi."  Duyduğum gerçekle birlikte başım öyle bir döndü ki şezlonga oturmak istedim. Fakat nasıl bir şuursuzsam tutturamadım ve yere düştüm. Bana saldıran iki adamla otel odasına dönmek mi... Kafamı yerlere sürtsem bunun yanında halt kalırdı. "Şaka şaka." diyerek kahkaha patlattı Eric, elini kalkmam için uzattı. "Seni kurtaran iki sarışın seni odana çıkarıp, sağ salim bırakacaklarını söylediler. Onlara güveniyor gibiydin, ben de ses etmedim. Ama merak etme, resepsiyona haber vermiştim zaten." Onun elinden tutarak ayağa kalktığımda gülmeye devam ediyordu. Birkaç küfür mırıldandım, bu onu çok daha fazla güldürdü. Eğer ilk söylediği şey gerçekleşseydi kendimi kesmek isterdim, ikincisi  yine makuldu. Fotoğrafları da düşününce aslında çok mantıklıydı. "Ölmek istemiyorsan şaka anlayışını değiştirmeni öneririm." diyerek yüzümü buruşturduğumda daha da eğlendi. Eğlenmekten haklıydı tabii. "Tamam küçük hanım, başka arzunuz." "Bir limonata bir de bana küçük dememeni." "Tabii ki küçük prenses." diyerek geldiği yere doğru yürümeye başladığında arkasından sesli küfür savurdum. Buna kahkaha atarken iyice uzaklaştı. İyi çocuktu, sevmiştim. En azından güvenilirdi. Şezlonga geri yatarken aklıma iki sarışın dediği kısım geldi. Sonra her şey tık tık yerine oturdu. İki sarışın Muhittin ve Egemen olabilirlerdi. Belki de o gece barda denk gelmişlerdi ve şimdi de bu yüzden otelde karşılaşıyorlardı. Bunlar kesinlikle bilinçli karşılaşmalardı. O ikisi benimle çok pis bir oyun oynuyordu ama hadi hayırlısı.  Muhittin'e ve Egemen'e söverken aklıma Buse'ye fotoğraf atmam gerektiği geldi. Telefonumu çıkardım ve fotoğrafları karıştırmaya başladım. Gördüklerimle birlikte Muhittin'e ağız dolusu küfürlerimi armağan ettim. Kafamı dondurmaya batıran Muhittin'di, beni o hale o getirmişti. Bir de sonradan kurtardım pozları kesmeleri yok mu. Beni hem o hale soktular hem de peşime takıldılar. Bir de intikam peşinde değiliz diyorlar... Ben Buse'ye masum pozlarımdan birini atıp üstüne dolarlarımın da fotoğraflarını çekip yolladım. Biraz ağlasınlar, bu paraları benimle birlikte harcayamayacakları için ağıt yaksınlar. Bu madde bana ceza değil baya ödül olmuştu. "Limonatanız." diyerek yanımdaki küçük masaya limonatayı bıraktı Eric. "Teşekkürler." Gözlerini üstüme çevirdi, bikinimi gösterdi. "Sarı yakışmış." "Hayatım sarılarla doldu taştı, onlara ithaf ediyorum."  "Boş ver, en güzel ve küçük sarı sensin." diye alay ederek göz kırptığında ona terliğimi fırlatmak üzereydim. Bir müşteri çağırdığında gitmek zorunda kaldı ama ben ardından sövüyordum. Eric her şeyiyle mükemmeldi, bir kere iyi ve zekiydi. Benim hayatımdaki geri zekalılara bakınca melek kalıyordu. Normalde insanlara bağırıp çağırmazdım, Eric de o insanlardan biriydi. Buna dahil olmayan şu an dört isim sayabilirdim. Buse, Arda, Egemen, Muhittin.. Onlara bağırmadan edemiyordum, tamamen hak ediyorlardı. Buzlu limonatamı yudumlarken başımdan aşağı dökülen suyla birlikte yerimden sıçradım. Telaşla kafamı kaldırdığımda başımda dikilen Muhittin ve Egemen'i gördüm.  Benim peşimi hiç bırakmayacaklar mıydı yani... Egemen sırıtarak, "Sarı yakışmış." dediğinde onlara gözlerimle ateş etmek üzereydim. Sapıklarım mı, katillerim mi vardı yoksa sadece bütün bunlar birer denk gelme miydi? Yine de her ne olursa olsun benim bunlarla işim vardı!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE