Madde 5.4

678 Kelimeler
Boğazımdaki yangından, öksürük krizlerinden tamamen kurtulabilmek için birkaç bardak suyu üst üst içmem gerekmişti. Suyu içerken aynı zamanda karşımdaki iki sarışını nasıl gizlice öldürebileceğim hakkında düşünüyordum. İkisini birden öldürmek zorlu olabilirdi, tek tek ele alabilirdim. Çünkü belli ki onları öldürmediğim sürece karşıma çıkmaya devam edecekler. Egemen'in şakasını düşünürsek ve bu olanları karşılaştırırsak benden intikam almak için bile buraya gelmiş olabilirler. Elimdeki bardaktaki son yudum suyun yanan boğazımdan kayıp geçtiğini hissettiğimde yutkunarak bardağı masaya sertçe bıraktım. Bu o kadar sert olmuştu ki bardağın masadan çıkardığı tok ses içeride yankılanmıştı. Üzerime dönen delici bakışlar vardı. Neyse ki kafamı kaldırmadığım sürece hiçbirinin önemi yoktu. Normalde daha fazla yemek yemeyecektim ama sinirlendiğim için acıkmıştım. Çatalımı alıp önümdeki salataya batırdım, ağzıma attım. Salatayı çiğnerken, "Ölmek mi istiyorsunuz anlamadım ki?" demek istedim fakat ağzım dolu olduğu için sesim boğuk ve harfler kaymış gibi çıkmıştı. Umurumda mıydı? Hayır. Muhittin sanki bu terslememi çekemeyecekmiş gibi bir tavır takınarak telefonunu eline aldı ve karıştırmaya başladı. İlgisi tamamen telefondaydı, ben sanki burada konuşmuyormuşum gibi davranıyordu. Şimdi şu tabaklardan birini alıp kafasına geçirecektim. "Asya." dedi Egemen, dikkatimi üzerine çekti. "Aslında biz senden bir şey isteyecektik." Benden ne isteyebileceklerini birkaç saniye tarttığımda hiçbir sonuca varamadım. Birbirimizle alakamız yoktu, benden bir şey isteyemezlerdi.  "Nedir?" diye sordum, isteyebilecekleri bir şey varsa bile belki sert tavrıma alınır vaz geçerlerdi. Bir şey istemek demek, illa ki şu olandan daha fazla vakit geçireceğiz demekti. Ben biraz daha, birkaç dakika olsa bile bu ikiliye katlanmak istemiyordum. Muhittin'i görmek beni yeterince geriyordu zaten. Egemen dudaklarını ıslatırken Muhittin'e göz ucuyla baktı, biraz gerilmiş gibi görünüyordu. "Garip gelecek ama itiraz etmeden önce lafımı bitirmeme izin ver tamam mı?"  "Oradan bakınca laf söz dinlemeyen biri gibi mi duruyorum?" diye çıkıştığımda Muhittin'in dalgaya alır gibi güldüğünü gördüm. Gerçek anlamda kaşınıyordu. "Hayır hayır." Egemen öne doğru eğildi, şimdi tam olarak bir şey isteme moduna bürünmüştü. "Sadece bir kız için bize yardım etmeni istiyoruz." "Ne kızı?" diye sorarken omuzlarımı silktim. Daha kendilerine tahammül edemiyordum bir de benden kendilerine kız ayarlamamı mı istiyorlardı. Gerçekten inanılmazdı. Bana bu kadar çektirdikleri yetmiyor bir de bununla uğraşacaktım öyle mi? "Onu kabul edersen söyleyeceğim, biraz derin bir mevzu." dedi Egemen, bana ikna etmek ister gibi kocaman yaptığı gözleriyle bakıyordu. Bana resmen anlaşma sunuyordu. Garip olan şuydu, burada benim bir kazancım yoktu. Eğer çok istiyorlarsa önce anlatmak zorundalardı.  "Yok ya..." diye hayıflandım. "Oradan bakınca keyfinizin kahyası gibi mi duruyorum? Eğer çok istiyorsanız şimdi, burada söylersiniz. Yoksa zaten bir daha karşıma çıkmaya zahmet bile etmeyin. Yazımı sizinle mahvedemem,." "Kabul etmeden olmaz Asya." diye diretmeye devam etti Egemen, bu konuda epey ısrarcıydı. Fakat bilmiyordu ki bende katır inadı vardı, asla pes etmezdim. "Söylemeden olmaz." İkimiz birbirimize dik dik bakarak aynı cümleleri tekrarlarken en sonunda patladım. Çünkü gerçekten bunlarla uğraşmak istemiyordum, gerçekten. Maddelerim vardı, tatilim vardı ve hatta bir sürü yakışıklı erkek adayım vardı. Bu şehirdeki herkes benim flört adayımdı. Pardon, karşımdaki ikili ve en önemlisi Muhittin hariç. Onlar yasaklı bölgeydi, ben onlara yasaklıydım. Egemen, "Kabul etmeden olmaz."  dediği sırada, "Ayh." diye bir ses çıkartarak ayağa kalktım. "Yeter." Sandalyemi ittirdim. "Sorun benim sorunum değil, kazanacağım ya da kaybedeceğim bir şey de yok. Ben niye dil döküyorum ki, keyfiniz bilir." Onların yanından ayrılırken terör estirmişim gibi bir hava sezdim ama yanılmış da olabilirdim. Bu iki  sarı kafa beni sinirlendirmenin püf noktasını bulmuş gibilerdi. Hem benden bir kız için yardım istiyorlardı hem de şart koşuyorlardı. Hadi ya, karşınızda enayi mi var? Havuza doğru giderken homurdanıyordum. Hem Egemen'e hem de Muhittin'e sövüyordum. Bir daha karşıma çıkmamaları için her şeyimi verebilirdim. Yeter ki benim yakamdan silkilsinler. Şimdi üzerimde sarı bikinim, sarılıktan asla vaz geçmeyen hayatımla birlikte şezlong da uzanıyordum. Kimse umurumda değildi, tek umurumda olan etraftaki yakışıklılardı. Birkaç tanesiyle şimdiden kesişmeye başlamıştım, çok yakında kendime bir tane flört bulabilirdim. Çok erkek düşkünü değildim, sadece flört işlerinde geri kafalı değildim. Birileriyle bakışmak ve konuşmak  bile hoşuma gidiyordu ve beni eğlendiriyordu. Sonuçta insandık, eğlencenin dibine kadar sıyırmak hakkımızdı. Susadığımı fark ederek elimi kaldırdım, garsonlardan birinin gelmesini bekledim. Hafif esinti vardı, soğuk değildi ama rahatlatıcıydı. Biraz esmerleşebilir, yazı farklı bir tonda kapatabilirdim. "Buyurun, ne alırsınız?" diyen garsona doğru döndüğümde gözlerim kocaman oldu.  "Eric?" İşte bu hiç beklemediğim bir tesadüftü.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE