Sabahın ilk ışıkları, malikânenin yüksek duvarlarının üzerine yavaş yavaş düşüyordu. Gri gökyüzü, kışın sert soğuğunu daha da keskinleştiriyor, çıplak ağaçların ince dalları rüzgârla birlikte titriyordu. Hava kuru ve keskin; soğuk nefeslerin buğusu, bahçede devriye gezen korumaların adımlarına karışıyordu. Evde olağandışı bir sessizlik hâkimdi. Bu sessizlik, huzurdan çok bir bekleyişin, tetikte olmanın sessizliğiydi. İki gece önceki sızma girişimi başarısız olmuştu ama o gece yaşananlar, malikânenin her köşesine sinmişti. O günden beri koridorlarda atılan adımlar daha temkinli, bakışlar daha sertti. Nöbet değişimlerinde bile her kapı iki kez kontrol ediliyor, pencerelerden dışarı bakıldığında uzun namlulu silahların gölgeleri fark ediliyordu. Selin, ikinci katın merdiven başında durmuştu

