Sabah güneşi, kış ayazının soğuk dokunuşuna rağmen malikânenin geniş pencerelerinden içeri süzülüyordu. Bahçede ince bir kırağı tabakası, çimenlerin ve çıplak dalların üzerinde bembeyaz bir örtü oluşturmuştu. Hava durgundu; rüzgâr bile, sanki bekleyen bir şeyin farkında, sessizliğe karışmıştı. Baran, her zamanki gibi gün doğmadan kalkmıştı. Çalışma odasının derin sessizliğinde tek ses, masanın üzerindeki eski ahşap saatin tik taklarıydı. Önünde duran haritalar, notlar, fotoğraflar ve çizelgeler, son birkaç haftanın bütün hareketliliğini özetliyordu. Masanın bir köşesinde Cemal’in bıraktığı dosya hâlâ duruyordu; kapağı kapalı olsa da içindeki bilgiler, zihninde çoktan yer etmişti. Kenan’ın adının geçtiği her rapor, Baran’ın bakışlarında hafifçe değişen o sertlik izini bırakıyordu. Kenan y

