İşyerindeki işlerimi halledip izin kağıdımı da imzalattıktan sonra özgür biri olarak arabama kuruldum ve memlekete doğru yola çıktım. Küçük kız kardeşim büyümüş yuvadan uçmak için evliliğe ilk adımı atacaktı. Haftaya yüzüğü takılacaktı ve ben ona yetişmek için bir hafta önce izin almıştım. Biz 3 kardeştik benim büyüğüm bir ablam vardı ama kanserden 2 yıl önce ölmüştü . Ben ve benden 5 yaş küçük kız kardeşim kalmıştı. Babamın vefatından sonra annem de epey kötülemiş eli ayağı tutmaz olmuştu. Kız kardeşim evlenip gidince annemi yanıma almak istiyordum. işte tamda bu yüzden kimseyle evlenesim yoktu. Zamane genç kızları hep yalnızlık özgürlük en önemlisi kaynanasız bir evlilik istiyorlardı. Kardeşim evlenince annemi evde tek bırakamazdım. Dolayısıyla benim evliliğimde imkansız bahara kaldı. Tüm bu düşüncelerle kimleri azaltırken aklıma kardeşim dediğim Serkan'ın eşi geldi. Kafamı salladım kafamdan gitsin diye. Ama nafileydi. Sanki beynime çakmışlardı onu . Kardeşimin nişanı sonrası işlerimi halledip Ağrı'ya dönünce o akşam polis gecesine denk geldim. İyi hadi bir iki kadeh içer kafa dağıtır yol yorgunluğum gider diyerek polis evinden içeri girdim.İçeri adımlamama upuzun saçlı kumral saçlı beyaz uzun bacaklarıyla sırtı dönük bir kızı gördüm. Kıza o kadar odaklanmışım ki ara sıra bana kaçamak bakışları gözümden kaçmadı. Sanırım bende onun dikkatini çekmiştim. Normal standartlara göre oldukça yakışıklı ve her ortamda seçilecek kadar iri yarıydım. Normalde de olsa görmemesi imkansız gibi bir şeydi. Gözlerim yanındakini dans durup masaya ilerlerken farketti. Aynı şubede çalıştığım Serkan elini tutmuş masaya yanana oturdular. İçimden okkalı bir küfür savurdum. Serkan izne gitmişti ben buradaydım. Evlenecekti. İnşallah değildir ama karısı olabilir miydi?
Korka korka sanki bir şey yok gibi masaya yürüyüp omzunu sıktım. Başını çevirip beni görünce;
"OOO Yavuz nerelerdesin yaaa? Epeydir yoktun? "
"İyi akşamlar memleketteydim mağlum yıllık iznim vardı bende annemleri bir göreyim dedim. Hem kardeşimin nişanı falan vardı."
"Hayırlı olsun. Buyursana ayakta kaldın." Otursam mı gitsem mi bilemedim.Yanındaki güzelliğe gözüm kayınca Serkan "AA sizi tanıştırmayı unuttum. eşim Süreyya. Süreyya bu Yavuz buradaki en yakın arkadaşım aynı birimdeyiz." Lanet olsun lanetttt. Zoraki olduğunu hissettiğim şekilde dudaklarını yana kıvırdı. Aynı şekilde karşılık verdiğimi anlamış mıydı acaba? En yakın arkadaşım sözü beni rahatsız etti. Tokalaşmak için elim benden habersiz Süreyya'ya uzandı ve hemen elimi tuttu elleri o kadar narindi ki sanki sert ellerimle sıkıversem kırılacak eriyecek gibiydi. Dudaklarımla dokunmak istedim parmak uçlarına. Biran başı döndü sanki masaya tutundu ben mi döndürdüm acaba? dedim . Keşke ben olsaydım diye de ekledi iç sesim. Bu güzelliğin başını döndürebilseydim diye iç çektim . Tüm bunların iç muhasebesini yaparken hala Süreyya'nın elini tuttuğumu fark edemiyordum o eksik parçamdı. Şah damarının atması yüzünün hafif pembeleşmesi dudaklarını kimseye hissettirmeden içeriden ısırması beni delirtmeye yetmişti. Ben ne ara bir kadını bu denli dikkatle inceler hale gelmiştim. Hemde aynı yerde çalıştığım kardeşim dediğim adamın karısını.
"Memnun oldum Süreyya " yenge yada hanım demeye dilim varmamıştı. Hoşunamı gitmişti neden gözleri parladı bir anda göz bebekleri büyüdü şaşırdı heyecanlandı. Ellerimiz hala birbirine sımsıkı tutunmuşken Serkan "Hadi ayakta kaldık oturalım "dedi ve karısını yanına oturttu sandalyemin sırtına elini koydu. Adam haklı olarak ilan ediyordu benim karım diye kör değildim tavrımdan rahatsız olmuştu. Süreyya Serkan'a yaklaşıp bir şey söyledi ve beraber kalktılar ve Serkan bana dönüp "Birazdan geliyoruz" deyip yanımdan ayrıldı. Niye kendimi terk edilmiş gibi hissettim ki? Masada başkaları da olduğu için başka bir masaya gittim. Süreyya'yı göreceğim bir tarafa oturup tüm gece onu izledim Bu benim için zaruri bir ihtiyaçtı. Kimseye fark ettirmemeye dikkat ediyordum çünkü içimdeki kapalı kapılarımı aralamış olsa da konumumuz itibariyle bu bildiğin şerefsizlikti. Ben öyle biri değildim. Evet çok etkilenmiştim. Evet çok güzel bir kadındı. Evet gözlerim ondan başka yere bakmayı red ediyordu ama ayıptı hadsizlikti olmazdı. Benimki sadece ciğerci kedisi gibi vitrindeki o güzelim ciğere bakıp iç geçirmekten öteye gidemezdi. Bir kaç kadeh içtikten sonra Süreyya'nın huzursuzluğu takıldı kadrajıma. Serkan sanırım yine alkol almıştı. Bu salakta niye böyle bir gecede bu kadar alkol alırdı ki? Üstelik karısı yanında araban yok saat 12 olmuş. Ağzının ortasına iki tane çakmak geçse de içimden kendimi tutup masamdan kalktım.Serkan ve Süreyya'nın masasına yaklaşıp ne oldu diye sordum.
" Süreyya siz eve nasıl gideceksiniz? Sanırım Serkan biraz sarhoş bu saatte taksi bulamazsınız." Utandı ve başını öne eğdi.
" Şey bende bunu düşünüyordum ama kime diyeceğimi bilmiyorum. Tanıdığım kimse de yok." Beni görmüyor muydu gerçekten ona akmaya başlayan hislerimin yoğunluğunu. Yüzüne bakmak için Biraz Süreyya ya sokuldum ve başımı eğip o güzel gözlerine bakmak için iyice sokuldum. Keşke sokulmasaydım. Teninin kokusu başımı öyle bir döndürdü ki kalbim deli gibi attı. Sanki sahibi Süreyyay'dı ve ona koşmak istiyordu. Ellerimim sandalyeye iyice sabitledim ve gülümsedim.
"Ben varım bana söyleyebilirsin. Ben sizi eve bırakırım merak etme arabam aşağıda hemen alıp kapıya getireyim sonra da gelip Serkan'ı alırım . Taşımak için uğraşma . " deyip zorla da olsa yanından ayrıldım. Hemen aşağıya inip arabayı çalışır halde kapının önünde bıraktım 3er 5 er basamakları çıkıp Süreyya'nın yanına vardım. Çabuk gelmeme şaşırmıştı. Hislerini de hiç saklayamıyordu. bu hoşuma gitti.
"Serkan kalk dostum kalk eve gidiyoruz " dedim. Bir kolundan kaldırıp omzuma attım diğer elimle belinden kavrayıp ağırlığını üzerime alıp yürütmeye başladım.
"Yavuzzz biliyo musun ben evlendim." Sarhoş ağız kelimeleri yuta yuta konuşuyordu.
"Biliyorum evlendin hayırlı olsun."
"Karımı çok seviyorum ben." Kahretsin ikisini aynı cümlede duymak kanımı kaynattı.
"Ne güzel dostum ALLAH muhabbetinizi artırsın." diyebildim zorla dudaklarım yandı.
"Yavuz ama ben ben Allah benim belamı versin." Neden öyle diyordu ki? Yeni evli insan bela okur muydu? Süreyya'nın telaşlı hali beni gerdi. Ne olduğunu soramadan Süreyya araya girip ,
" Serkan hadi eve gidelim sana kahve yapayım da kendine gel." Süreyyanın yanağını okşayıp gülümsedi. Sinirlendim...
" Güzel karım canım karım canını yaktığım karım." dedi canını yaktığım karım dedi. Canını mı yakmıştı? İnşallah düşündüğüm şeyi yapmamıştır.
"Serkan canım istersen sen susta hemen eve gidelim ben çok yoruldum"dedi ama sesimde ima ettiğini anlamıştım.Kaşımın biri havaya dikilmiş Süreyya'nın yüzüne bakıyordum.
" Süreyya Serkan ne demek istedi?"
"Bir şey demiyor sadece sarhoş ya saçmalıyor. " saçmaladığının farkında mı acaba? Serkan ağlamaya başlayınca iyice panik olması bazı şeyleri yerli yerine koymuştu. Sanırım Serkan Süreyya'ya şiddet uygulamıştı ve bunun vicdan azabını çekiyordu. Sikecektim belasını . Buncağız kıza nasıl eli kalkmıştı. Ellerini tutarken bile ödüm kopmuştu kırılacak diye nasıl naif bir kadındı.
"Süreyya güzel karım canım karım seni çok seviyorum beni bırakma olur mu? Ben sensiz yapamam. Sensiz olmaz olmaz ." dedi ve ağlamaya başladı. O nun haline Süreyya çok kızıp sinirlendi ama bana renk vermemek için sakin kalmaya çalışıyordu.
"Yavuz biraz acele eder misin? " Bana adımla seslendi. Bana Yavuz dedi . Benim adım bu kadar güzel miydi ya? Dudaklarımın gerilmesinin farkına varıp hemen kendimi topladım.
"Tamam hemen götürüyorum." dedim sözünü ikiletmeyerek. Apartmanın önüne gelince şaşırdığını anlamıştım çünkü bana adres vermemişti ama daha öncede gelmiştim. Kıvranmaya başladı. Sanırım 3. kata nasıl çıkacak diye düşünüyordu. Aslında çok düşünüyordu bana bıraksa herşeyi hallederdim ama bırakmazdı daha beni tanımıyordu. Arabadan Serkan'ı çıkartıp bir hamleyle omzuma koydum ve hızla yukarı adımladım. Arkamdan gözleri fal taşı gibi açılmış "İnsan mısın mübarek?" dedi gülmek istesem de kendimi tuttum. Hemen ardımdan gelip kapıyı açtı. Salona adımladım ama ona yük olmasın tekrar taşımakla uğraşmasın diye,
"Nereye koyayım?" diye sordum.
"Banyoya götür duşa koyda ben onu bir soğuk duş aldırayım." dedi. Bu biraz canımı sıktı. Şimdi duş aldırırken ıslanacak falan offfff.
"İstersen ben yapabilirim sen üşüme şimdi." Şaşkın gibi gözleri açık bana bakınca öpesim gelmedi değil neler oluyor?
"Teşekkür ederim gerisini ben hallederim. Bu akşam için teşekkürler yeterince sıkıntı çektirdik . " yanakları al al dı. Utanmış mıydı?
"Benim için bir zevkti. Seninle tanışmak için en başından hepsini yaşardım. Sorun değil utanmana gerek yok." Halini görse kendi kendine gülerdi. Emindim oda benden etkilenmişti ama bulunduğu konum itibariyle kendini saklamayı seçiyordu ama benden kaçamazdı. Ben tüm teknikleri biliyordum. Beden dilinin neler söylediğinin farkında olup onu kocasıyla yalnız bırakmak istemeyerek duşa girmiş Serkan kendine gelene dek soğuk suyu başından aşağı tutmuştum. Küfrederek kendine gelince bende banyodan çıktım. Üstüm başım ıslanmıştı ama önemli değildi. Süreyya'nın ıslanmasındansa benim ıslanmam sorun değildi. Ben dışarı çıkınca bana bakıp dudaklarını ısırdı farkında olmadan yapmıştı. Ama tüm hücrelerim sanki oksijen almış gibi şaha kalkmış ve ona koşmak istiyorlardı. Ağzımdan "Siktir " diye bir kelime çıkınca yanağımı ısırdım. Ne diyordum allah aşkına. Hemen kendimi toparlayıp ,
" Ben gitsem iyi olacak yoksa yatıya kalacağım" dedim. Zorla dudaklarından "İyi geceler " döküldü ama gitmemi istemediğine bahse girerim. Gözleri bana koşuyordu hissetmiştim. Vücudum bana karşı koyuyordu adeta. Sanki buradan gitmemem gerekiyordu. Yüzümü kapıya döndüm elim kapıda bir kaç derin nefesten sonra gitmek için arkamı dönmemle elleri iki yanında bana dokunmamak için kendini sıkan kadını görmek tüm devrelerimi attırdı.
"Boyun kaç çok uzunsun " kelimeleri döküldü güzel dudaklarından . Beni mi merak ediyordu? Yüzü alev alev yanmış pembeler ala boyanmıştı. Başını yine önüne düşürdü ve yine utanıyordu.
" Özür dilerim öyle demek istememiştim bir an ağzımdan kaçtı. Özür dilerim." dedi. Bu kadın mahsus mu yapıyordu? Benim ayarlarımla neden oynuyordu? Durmadan utanıp başını önüne eğerek bana neler yaptığını bilse direkt gözlerime bakardı...
" 1.98 " Anlayamadı belki de cevap vereceğimi düşünmedi.
"Boyum diyorum 1.98 cm " dedim tekrar . Şaşırmıştı hemde çok ağzı balık gibi açılmış eşsiz bir manzaraydı. Al al yanakları açık ağzıyla nasılda öpülesiydi .Bilmiyordu...
İçinde bulunduğum durumdan sıyrılmak için güldüm . Yüzümde ne gördü bilmiyorum ama öyle güzel baktı ki o an ona sarılıp öpmemek için kendi iç dünyamda verdiğim savaşı görse kesin bana madalya takardı. İşin güzel tarafı oda aynı savaşı veriyordu kendi içinde. Dudaklarını yalayıp ,
"Yavuz artık gitsen iyi olacak." dedi gitmezsem kötü şeyler yapabilirdik ikimizde. Şuan şu dakka yanmaya kararlıydık . Belki bir dakika daha orada kalsam koşacaktık birbirimize ve bu doğru değildi.
"İyi geceler " deyip ayrıldım ayaklarım istemese de. Bu hayatımda yaşadığım hem en anlamlı hemde en saçma akşam ve olaylar silsilesiydi. Milyarlarca insanın kadının içinden aynı işlerindeki kardeşim dediğim adamın karısına kalbimin böylesine çarpması,bilemiyordum kader miydi? Kadersizlikmi? Anlamıyordum. Omuzlarımı düşürüp usul usul indim merdivenleri. Eve gidip üzerimi değişip huzursuz bir uykuya bıraktım kendimi. Her gözümü kapadığımda Süreyya'yı ve Serkan'ı görüyordum tadımı tuzumu kaçırmıştı bu durum. ne zaman uyudum bilmiyorum ama sabah ezan sesine uyandım. Kendimi toparlamak için üzerime eşofmanlarımı giyip spor salonuna gittim 2 saat aralıksız ağırlık ve diğer aletlerle çalışınca biraz yorulmuş ve kendime gelmiştim. Şimdi gidip duş alacak ve biraz etrafta dolanacak yemek yiyecektim. Eve geçip duşumu aldım ve bir iki mağaza gezdim bir kaç gömlek mutfak malzemesi alıp polis evine gittim. Hafta sonu muhakkak kalabalık olur ciroyu yükseltir diye normalden fazla çeşit yaparlardı. Bende evde yemekle uğraşmak istemediğim için polis evine gittim. Keşke gitmeseydim. Karşı masamda konuşan Serkan ve Süreyya'yı görünce canım sıkıldı. Dün akşamdan beri onları unutmak için yapmadığım kalmamıştı. Şimdi de kör gibi gene karşımdalardı. Ya sabır deyip yanına yaklaştım ve omzunu pat patlayıp ,
"Serkan hayırdır ayılabildin mi sen?" Başını hızla bana dönen Süreyay'la tüm gardım aşağı indi . Bu kadın bana ne yapıyordu?
"Yavuzz, ayıldım ayıldım biraz kaçırmışım akşam . Epeydir içmiyordum ya çarpmış. Sağolasın bizi eve sen getirmişsin. Hatta beni taşımışsın. Eyvallah ." Zıkkım iç ne yapsaydım karın mı taşısaydı küfelik olmuşsun diyemedim tabii.
"Önemli değil kim olsa götürürdüm . Sadece taksiye binmenizi istemedim saat epey geçti." O saatte Süreyya'yı ölsem başkasının arabasına bindirmezdim.
"İyi yapmışsın sağol. Gelsene çay söyledik içer misin? " Süreyya'nın tavrına biraz üzülsem de Serkan'ı huylandırmamak için ,
"Olur içerim tatlıda yer miyiz sütlaç yeni çıktı sıcacık ?" dedim.
"Olur yeriz , değil mi Süreyya?" Ona soramamıştım ben .
"Hııı hııım." sesi soluğu çıkmamıştı. Garson çaylarımızla beraber sütlaçlarımızı getirince Süreyya sanki bir aydınlanma yaşadı. Sanırım sütlacı çok seviyordu. Dudaklarını yaladı ve elindeki kaşığı hemen daldırıp dudaklarının arasına soktu. Onu izlerken dudaklarımı yaladığımı son anda fark ettim. Kendini kaybetmiş gibiydi. Gözlerini kapayıp mmmmm diyerek bir inlemesi vardı ki savaş çıkarttırırdı. O an hissettiklerimi anlatmaya kelimelerim yetersizdi.Yaptığını yeni fark etti ve hemen kendini açıklamaya başladı. Sanırım Serkan da benimle aynı şeyi düşünmüş olacak ki kaşları olabildiğince çatıldı. Haklıydı aslında benim karım olsa başka bir adamın yanında böyle inlese delirir kavga çıkartırdım . Hele bu Süreyya'ysa hemde nasıl bir kavga çıkartırdım. Neyse ki kendini tuttmuş ve işimiz var deyip hızla kalkmıştı. Süreyya'nın elini tutuşundaki sıkılık canımı sıksa da yapabileceğim bir şey yoktu. Kocasıydı üzerinde hakkı vardı. Lanet olsun ki ben dış kapının dış mandalı bile değildim. Kadere küfredilmez ama kallavi bir küfretmiştim içimden. Neden benim karşıma çıkarmadın diye? Neden benim karım yapmadın ? diye diye diye eve vardım ve kendimi derin düşüncelerin eşliğinde koltuğa bıraktım. Süreyya'dan kaçmaya çalışırken Süreyya'nın tam içine düşmüştüm. Kalbim tüm hızıyla Süreyya diye atıyordu. Ne olacaktı? Ne olacaktık?