Sessiz sedasız uyumuş ve sabahına yine kendi sessizliğimizde Serkan'ı işe yollamıştım. İçimdeki ruhsuz kadın istemese de yatak odasına gidip Serkan için valiz hazırladı. Valizi kontrol etmek isterse diye yatağın üzerinden indirmedim. Günlük işlerimi halledip kendime kahve yapıp balkonda dışarıyı izliyordum. Oradan oraya telaş içinde koşan insanlar hayatı nasıl geçip gittiğini zaman denen kavramın aslında kimseye acımadığı bana gösteriyordu. Biz ne yaparsak yapalım geçip giden zamanın önüne geçemiyor sadece bakmakla yetiniyorduk. Kahvem bitince kalktım ve buzdolabından kek yapmak için malzemeleri tezgaha çıkarttım. Akşam Yavuzlara giderken nedense elim boş gitmek istememiştim. Yumurtaları şekerle mikser kabına koyup hızla çırpmaya başladım.Bir kaç dakikanın ardından köpük köpük olunca yağını ve sütünü de ilave edip bir tur daha karıştırdım. Daha sonra elediğim unu da ilave edip spatula yardımıyla iyice karıştırıp yağladığım kalıba döktüm. Fırına verdiğimde beklemeye başladım. Akşam Serkan ve kendim için kıyafet kombini yaptım. Sonra içeri geçip televizyondan tatlıses tiyi açıp müziklere eşlik etmeye başladım. Burnuma gelen kokularla mutfağa geçip kekimi fırının kapağını açmadan kontrol ettim. Harika görünüyordu her zamanki gibi. Sevinçle ellerimi çırptım. Sanki beğenirlerse ben çok mutlu olacaktım. İçimde anlam veremediğim bir heyecan ve korku vardı. Yavuz'un düşüncelerini duyarak onunla karşı karşıya gelmek hele iki arkadaşın arasında benim olmam rahatsız etmişti. Elvan'ın "sakın ağlama ağabeyim dünyayı yıkar." demesiyle kendimi nasılda güvende hissedivermiştim. Demek ki insan kendine değer verildiğinde böylemi hissediyordu. Her şeyin üstesinden gelebilir gibi. Her şeyi yapabilir gibi. Bu hisle yaşayabilirdim bunu sevmiştim. Fırının tık sesiyle sürenin dolduğunu ve kekin piştiğini anlayıp tekrar içeri girdim ve kapağını yavaşca açıp kontrol ettim. Evet hazırdı ve harika görünüyordu. Keki ocağın üzerine koyup biraz ılınmasını beklemek istedim ve o sırada da duş alacaktım. Serkan'ın gelmesine az kalmıştı bende anca hazırlanırdım. Hemen mutfaktan çıktım ve kıyafetlerime son kez bakıp yatak odasındaki banyoya girdim. Saçlarımı güzelce köpürtüp yıkadım ve kremledim. Uzun oldukları için zamanımı almıştı. Sonrada liflenip çıkacakken Serkan'ın içeri girmesiyle biran korktum. Çıplak halde bana bakıyor gülümsüyordu. "Karıcım bensiz mi girdin duşa? " deyip belime sarılıp öpmeye başladı. Hoşuma gitmese de yapabileceğim bir şey olmadığı için bir kaç saniye deyip kendimi motive ettim. ellerimi boynuna doladım. Bu hoşuna gitti ve deli gibi öpmeye başladı. Elleriyle her bir yerimi sıkıp duruyor zaman zaman canımı yakıyordu. Sesimi çıkartmadım. Arkamı ona dönerek belimi hafif eğdi ve içime girdi. Bir kaç git gel den sonra boşaldı. Benim boşalmamamı bu kez sorgulamadan hemen duşunu alıp çıktı. Şaşkınlıktan ağzım açık kapanan banyo kapısına bakakaldım. Ne yani ben çöp kovasımıydım . İçini boşaltmış ve temizlenip gitmişti. Hani beni seviyordu duygulara ne olmuştu? O sinirle her yerimi tekrar lifleyip banyodan çıktım. Bornozumu iyice sıkıp saçlarımı havluyla kapadım. Üzerini giymiş saçlarını tarıyordu.
"Serkan valizini kapamadım belki istediğin başka şeyler olabilir yada ben bilememişimdir. Bir kontrol et istersen."
"Tamam akşam gelince bakarım. Hadi üzerini giyin Yavuz mesaj atmış gecikmeyin sofrayı kuruyoruz diye." acelesi neymiş acaba?
"Tamam hemen giyinirim." deyip hızla üzerimi giydim ve saçlarımı tarayıp kuruttum. Yüzüme her zamanki gibi nemlendiricim ve rimelle hafif bir ruj sürdüm.
"Süreyya o kadar güzelsin ki seni odalara kilitleyesim var. 15 gün yanında olamayacağım. Aklım sende kalacak acaba seni eve mi gönderseydim? Yada annemi mi çağırsaydım?" yok artık daha neler çocuk muyum ben?
"Gerek yok zaten alıştım sayılır zorda kalmadıkça dışarı çıkmam aklın kalmasın sakın. Zaten telefonumda var artık istediğinde görüntülü arasın görürüz birbirimizi." başıma bekçi istemiyordum. Esma yengemi dese tamamdı ama annesimi düşman başına.
"Peki bakalım karıcım hadi oyalanma" deyip yatak odasından çıktı. İçimden bir oh beee deyip hemen çantamı alıp peşinden bende mutfağa geçtim. Keki kalıptan çıkartıp güzel bir saklama kabına koydum ve poşetleyip elime aldım. Kapıda beni bekliyordu. Elimdekini görünce
" Bu ne ? " dedi.
"Kek yapmıştım. "
"Ne gerek vardı giderken alırdık bir şeyler."
"Masraf olmasın diye kendim yaptım."
"Süreyya evde yapınca da malzeme kullanıyorsun sonuçta yine masraf oluyor üstelik uğraşıp yorulmuşsun. " ay öleceğim beni de düşünürmüş komik şeyyy.
"Önemli değil boş boş oturmaktan iyidir bana da oyalanacağım bir şey çıktı." başını sallayıp kapıyı açtı ve ben geçince kilitleyip merdivenlere doğru yürüdük. Arabaya binip çok uzakta olmayan eve vardık. İki katlı bir evdi alt katta ev sahibi oturuyordu ve üst katta da Yavuzlar. Kapımı açıp elimdekini aldı ve arabanın kapısını kapatıp kilitledi ve diğer elini belime koyarak yürümem için bastırdı. Bende ona uyup yürüdüm. Zili çaldığında ayak sesleri duyduk. Kapının şak diye açılmasıyla etrafımızı orman kokusu sardı.
Yavuz kapıyı açmaya aşağıya inmişti. Bizi gülümseyerek içeri davet etti.
"Otomat bozulmuşta Elvanında işi vardı kapıyı açmakta bana kaldı "dedi gülerek. Gamzesini sergilemekten de hiç çekinmiyordu. Sinir oldum.
"Buyrun buyurun kapıda kaldınız annem sizi bekliyor deyip kenara çekildi. Serkan geçmem için belime dokundu ve basamakları çıkmaya başladım. Ben önde onlarsa arkamda tuhaf bir şekilde yukarı hemencecik çıktık. Bizi kapıda beyaz başörtüsüyle nur yüzlü orta boylu yüzü hafif kırışmış pazen eteği ve penyesinin üzerine giydiği yeleğiyle tam bir anadolu kadını karşıladı. Yanında da esmer güzeli kuzgun Elvan. Kafamda lakabı kuzgun kalmıştı. Kapıya yaklaşmamla sevinçle
"Hoşgeldin güzel kızım buyur geç " diye elimi tuttu. Eğilip öpünce beni kendine çekip sımsıkı sarıldı. Sanki beni yıllardır tanıyordu.
Ayakkabılarımızı çıkartıp Serkan da elini öpünce hepimiz içeri girdik. Sade bir oturma gurubu yan taraftaki yemek masasıyla oldukça sade bir bekar eviydi burası . Yavuz annesine bizi tanıştırdı. Daha doğrusu beni.
"Anne Serkan'ı biliyorsun zaten buda Süreyya" dedi ne Serkan'ın eşi nede karısı bunları dememişti. Ben şaşırmıştım kimbilir Serkan ne düşündü. Kadın tekrar sarıldı bana .
"Tekrardan hoşgeldiniz Serkan oğlum ne iyi ettiniz canım sıkılıyordu. Bu hayta da durmadan çalışıyor bizi gezdirmeye vakti bile yok. Evde tıkılmaktan canım sıkılmıştı. Artık Süreyya kızımla gezer tozarız." dedi . Ay bir gülesim geldi ki gülsem yerlere yatacaktım da kimseler halimden anlamayacaktı. Serkan daha bir saat önce seni odalara kapatayım derken hayat denen şey beni gezip tozma noktasına sürüklemişti . Serkan'ın içi içi yiyordu emindim ama ağzından hiç beklemediğim sözler döküldü.
"Tabii Meral teyze ne zaman istersen bize buyurun gelin Süreyya zaten hep evde o da size gelir zaten arkadaşı yok Elvanı sevdi beraber olursunuz canınız da sıkılmaz. Zaten ben sabah göreve gideceğim Böylece aklım Süreyya da da kalmamış olur." dedi .Vallahi dedi beni bir kez daha yanılttın ya Serkan alacağın olsun. Nedense bu sözlerden sonra Yavuz ve Meral teyzenin yüzün dede bir rahatlama gördüm. Elvansa yanımda kıs kıs gülüyordu. Bunların derdi neydi acaba?
Meral teyze öylesine güzel yemekler yapmıştı ki olmayan iştahım bile şaha kalkmıştı. Burada olmak mıydı beni böyle gamsız rahat hissettiren yada Serkan'ın yarın göreve gidecek olması mıydı? bilmiyordum ama içim rahat bir şekilde bu kadar yemek yediğimi fark ettim. Tek fark eden de ben değildim üstelik. Yanımdaki sandalyede oturan Serkan bacağımı sıkıp ona bakmamı sağladı.
"Karıcım yemekleri çok beğendin herhalde maşallah evde böyle yemiyorsun." deyip laf sokunca iştahım kaçtı. Gülümsedim. Elimden gelen yoktu. Merak teyzenin bana uzattığı börekten az evvel almak için ölürken mideme oturan lafla doydum demekle yetindim. Serkan yaptığının beni üzdüğünü anlamış olacak ki tabağıma bir dilim börek koydu. Başımı ona çevirip
"Serkan doydum mağlum evde bile bu kadar yiyemiyorum midem rahatsız olmasın" dedim. Yaptığımı Yavuz ve Serkan anlayınca ikisinin de gözleri açılıp kaşları çatıldı. Herhalde benden böyle bir tepki beklemiyordu. Elvan araya girip
"Daha sütlaç var Süreyya " demesin mi? Oysa Serkan son sütlaç vakasından sonra bana dışarıda tatlı yememem konusunda uyarmıştı.
"Ben sütlaç sevmiyorum" dedim yarım ağız. Elvan ve Yavuz nasıl yani? der gibi birbirlerine baktılar. "Ben pek tatlı yemem de kusuruma bakmayın artık " dedim ama dilim yandı kavruldu söylediğim yalandan. Oysa ben demiştim anne sütlacı diye. Yemekler bitmiş anlamsız bir sessizlik çökmüştü. Merak teyzeye yardım etmek için masadan kalkınca mutfakta beni yakalayan Elvan,"Süreyya sen demedin mi? ben sütlacı severim diye.Annem kaç saat uğraştı yemeyecek misin? Gerçekten mi?" dedi. Kıyamazdım ki o kadar emek edip uğraşmış. Kapıyı konrtol edip yanına iyice sokuldum ve " Elvan hadi hemen getirde burada yiyeyim Serkan görmesin." dedim. Şaşkın gibi bana bakınca elimle git git yaptım. Dolabı açıp üzeri fındıklı sütlaçları görünce gözlerim parladı. Kokusu aynı aynı Yavuz gibi yok yaaa aklıma gelme be adam. Hemen elime alıp kokladım gözlerim kapalı. Elimi sallayıp kaşık işaret ettim konuşamıyordum. Kaşığı daldırmamla dudaklarımı kapayıp kendimi tutabildiğim kadar inlememi serbest bıraktım. Elvan rahatsız olduğumu anlayıp mutfak kapısını kapadı. O kadar güzeldi ki hepsini yiyebilirdim.
"Çok güzel olmuş amaya diye dudaklarımı yaladım. Tekrar tekrar kaşığımı daldırıp o eşsiz anı gene yaşadım. Elvan durumumdan hoşlanmış gibi bir tane daha elime tutuşturunca utandım.
"Ayıp olmasın siz ne yiyeceksiniz?" dedim.
"Annem çok yaptı yarın sana da getiririm. Kendi başına aşkını doya doya yaşa Süreyyacım "demesiyle yediğim tatlı boğazımda kaldı. Neler diyordu böyle. O gün aklıma gelince Serkan'ın tavrının acaba haklımıydı diye düşünmeye başladım. Ayak sesleriyle hemen elimdekini tezgaha bıraktım. Korkmuştum Serkan sesimi duyduysa diye. Merak teyze içeri girince
"Kızım Süreyya ya tatlı vermedin mi? İçeride belli rahat edemiyor" dedi görmüş geçirmiş insan başkaydı. Elime aldığım tatlıyla yüzü güldü.
" Ye güzel kızım ye sadece senin için yaptım ." dedi. Gözlerim doldu. Bir elimle sırtına doladım elimi ve sarıldım Meral teyzeye. Anne sevgisi başkaydı senin için bir şeyler yapması başkaydı. Beni tanımayan kadın sırf ben seviyorum diye uğraşmış beni mutlu etmek istemişti. Bu iki etmişti. Birincisi Fatma halaydı ikincisiyse Meral teyze ne güzel insanlardı. Tatlımı güle konuşa yemiş kahveleri hazırlayan Elvan ve Meral teyzemle içeri girmiştik. Kahveleri çay ve kekim takip etmiş herkes kekime övgüler yağdırmıştı. Her güzel söz Serkan'ı germiş "amma da abarttınız altı üstü kek işte " deyip beni gene küçümsemişti. Bazısına kuru soğanda versen kebap der yerdi ama bazısına kuzu da çevirsen buda yemek mi derdi. Yemek yemek değildi mesele kiminle ne hissederek yediğindi. Yoksa bir kap çorba değil miydi karın doyuran? On çeşite ne gerekti. 28 yaşındaydı ama 8 yaşındaki bir çocuk kadar kafa ve düşünce yoktu hep boştu hep gereksiz. Bende bir anne gibi ardını toplama derdindeydim ne yazık ki. Anne sevgisi görmememe ve nasıl yapmam gerektiğini bilmememe rağmen ... Her şey için teşekkür edip eve geldik. Serkan söyleyeceği bir şey var gibi kıvranıyordu. Ne olduğunu beklemeye başladım kesin beni üzecek bir şeydi
"Süreyya ben yokken Meral teyzelere çok sık gitmeni istemiyorum. Onlar çağırsa da sen işim var de buraya gelsinler sen onlara gitme. Ve zorda kalmadığın sürece dışarı çıkma alışverişini yap evde otur. Gezip tozduğunu duymayayım."anlaşılmıştı. Merakl teyzenin dedikleri sinirini bozmuştu. Üstelemedim "Tamam canım çıkmam sen merak etme. " diyerek konuyu kapadım. Zaten burada nereyi gezecektin ki? Yatağa yatıp benide koynuna alıp uykuya daldık. Sabah erken kalkıp onun için hazırladığım yollukları saklama kaplarına koydum ve kahvaltıyı hazırladım. Öperek uyandırdım. Halim hoşuna gitti ve biraz nazlanarak uyandı. Evden çıkarken sanki gitmek istemez gibi gözü arkada bakıp durdu. Yanına adımladım " Merak etme telefonum her an açık olacak istediğin her an arayabilirsin. Hatta gece ara uyandır beni konuşalım kocacım. İçin rahat bir şekilde sağ salim git sağ salim bana dön olur mu ALLAHA EMANET OL". deyip sarıldım ve öptüm. İçi rahatlamış halde bu sefer gitti. Allah hayırlı yolculuk versindi. Akşama Serkan'ın gelmeyeceğini bildiğimden gidip biraz daha uyumak istedim. Öğleye doğru kalktım ve telefona baktım . Serkan aramamıştı. Esma yengemi arayıp bugün müsaitse Asyam ile beni görüştürmesini istedim. Bankaya gidip para gönderecek ve eve biraz alışveriş yapmasını istedim. Kabul etti ve bende dışarı çıkmak için elimi yüzümü yıkayıp giyindim. Hemen evden çıkıp bankaya gittim ve yengeme parayı havale ettim. Eve dönerken Yavuzun arabasının önümde durmasıyla korktum biri görse yanlış anlardı ama içinde Meral teyze ve Elvan vardı.
"Süreyya kızım nereye böyle?"
"Bankada işim vardı da onu hallettim eve gidiyordum."
"İstersen biz bırakalım nasılsa aynı yön." biraz tedirgin oldum acaba Serkan görseydi kızarımıydı? aman nasılsa yalnız değiliz deyip Elvanın yanına oturdum.Hemen eve varmıştık. İnmek için hareketlenince Elvan "Anne ben biraz Süreyya da kalabilir miyim?" dedi. E şimdi kadını eve sokmak istemez gibi "Meral teyze istersen gel buyur bir kahve ikram edeyim" dedim. Ben meral teyzeme demiştim ama başını eğip Yavuz "Olur valla bende daha kahve içmemiştim bugün kendime gelirim" deyiverdi. Meral teyze şaşkınca oğluna dönüp "Yavuzzzz" dedi ama olan olmuştu. "Tabi buyurun bir kahve ikram edeyim" dedim mecbur. Yavuz arabayı park ederken biz merdivenleri çıktık. Kapıyı açıp içeri girip herkesi davet ettim. Yavuz sanki kapı kapanacak gibi koşa koşa çıktığı merdivenin başında nefes nefese kalmış halde elleri dizlerinde soluklanıyordu. Frakında olmadan güldüm çünkü 1.92 cm lik adamın hali çok komikti. Ayağa dikilip yanı başımda bitmesiyle nefesimi bile tuttum.
"Süreyya sen hep gül olur mu? Asma o güzel yüzünü yoksa dünyayı bile yakasım geliyor. "dedi. ayakkabılarını çıkartıp içeri girdi. Ben buz tutmuş gibi nefesim boğazımda kaldım kapıda. Kulağımın dibindeki nefesiyle" Nefes al Süreyya ben kesmeden olmaz öyle "deyip içeri girdi. Yerimde sıçradım ve arkama dönüp baktığımda kimsecikler yoktu. Acaba hayal mi görmüştüm? Ama ama nefesi kokusu burnumdaydı hissetmiştim. Kapıyı kapayıp içeri adımladım.
"Hoşgeldiniz tekrar. Kahvelerinizi nasıl istersiniz?"
"Ne o Süreyya bizi hemen gönderme peşinde misin? biraz soluklanalım özellikle ben sana yetişmek için merdivenleri nasıl çıktım nefesimi kestin." dedi. Meral teyzenin " YAVUZZZZ " diye sesini yükseltmesiyle başını sağa sola sallayıp "Tamam anne tamam sustum" dedi eliyle ağzına fermuar hareketi yaptı. Ne kadar garip bir aile dedim . Yavuz ilk kez bu kadar farklıydı. Kendi gibi değildi yada kendi bu muydu ki? Bilemedim. Yerime oturunca Elvan benim kurtarıcım olmuştu. "Ben bir su alabilir miyim Süreyya? dedi.
"Hemen getiriyorum" deyip kalktım .Mutfaktan suyu doldurup salona geçtim. Suyu uzatıp içmesini bekledim. Bardağı verince
"Hadi biz kahve yapalım yoksa ağabeyimin yorgunluğu geçmeyecek" dedi imalı imalı Yavuz'a bakarken. Birlikte kahveleri hazırlayıp çikolatalarla beraber içeri girip ikram ettik. Kahvelerimizin eşliğinde havadan sudan sohbet ettik Yavuz annesini dinlemiş daha da ağzını açmamıştı. Ama ne hikmetse gözünü de kulağını da benden ayırmamış sanki her hareketimi her sözümü hafızasına kazımıştı. Bir saate yakın oturduktan sonra izin isteyip kalktılar. Meral teyze bir dahakine beni davet etti ama Serkan'a gitmeyeceğimi söylediğim için olabildiğince erteleyecektim. Kapımı kapatınca üzerimden koca bir yük kalkmış gibi hissettim. Nedense Yavuz'un bakışları beni rahatsız etmişti . Kendini bu kadar kolay ifade etmesi pat pat içinden geçenleri fütursuzca söylemesi korkutmadı desem yalan olurdu. Bir günü daha bitirip gözlerimi uykuya emanet ettim. Yeni gün yeni umuttu bakalım nasibimizde ne vardı...