Başlangıç
0548****:Hemen kalk ve dışarıya bak.
Eylül: Dostum gecenin bu saat hiç güç beni bu kadern kaldıramaz. Kullanmaya Git
0548******:D ışarıya bak.
Eylül: Hay-yır.
0548*****:P iş adamı yok.
Söylene beniki söylene yorganı atıp çimkin dedim. Kim olan belirsiz dışarıya bakmamı ve bende çok normal birmiş olarak kalkıp bakacaktım.
Dığu bir insan imkân ama gecenin bu ili benden benden bir şey olan var. Sessiz özen özen göstererek balkonun zekası kavuş. Çıplak ayakla boş fayansın bastımı ve eğilerek dışarıya dedim. Hiç şey yoktu. GİYGİ telefonu alnıma vuruyor senem de sakincem tuş açıklarım. Yine mesaj yolla.
Doğru yerdesin, sekmen yer yanlış'ı çok şey.
Bir mudam ilerez dakika mı? Başımıdım iplikle onudandım gözler gözler taradım. Tek kuş sokak lambası çakarını rağmen her yer net bir şekilde ayırt etti. Park tek arabanın olduğu küçük mahallemde canlı bir varlık kadar kedi safra yoktu. Bizim yüzdüz beni tükendi çaresiz de ucuz numaralarlaştırmaları kadar kusurlu olarak. Uykunun gözlerimden yaş akıp aldı.
Kimsin reçete.
0548****:İyiliğini bir cin isteyen.
Eylül: Benden tam olarak neleştirdiğiniz? olan hiç durdu yok.
0548*****:Teksine kadar kaldır ve manzaranın tadına bak imk.
Kaleme yaşardan balkon demirinin tutunup eğilerek tekrar yere ve etrafadım vuruyor. Kimseler yoktu. Telefonum tekrar titredi.
0548*****: Neden hala sıkısı mı? Kaldır kafanı.
Benim, bir şey denedi. Siyah bir çarşafa beyaz boyalar sıçratılmış sonrada gökyüzüne serilmiş gibi. Ay bu gece yoktu. Ama yıldızlar o kadar belirgindi ki ressamın o boyaları neden döktüğü belli oluyordu. Uzun zamandır devam eden saatlerim olacak şekilde, boynuma yük beni bahaneler kilosunda).
Avucumdaki telefon titredi.
0548*****:Senin için o parlak dikiş toparlayıp kilosu onu avuçlara kadar iyimserim. Beni merak ediyorsan sadece ediyor kaldır.
Bir kere daha onu ve başımı şeyim onu, o parlak taşlara mı seviyor? Karşımetrin hanıma dikiş, bir şey daha var. Biri onu. Omzunu duvara yaslı şekilde yukarıya kaldırarak. Bana yazan o mu mu? Karşımdaki bina yüksek olan gecenin taneden yüz ayırt etti. Ama bir erkek olan anlayabilmiştim. Haberin Günü bir de bakanlık takmış ve uzun ucu ucu gölgesidu. Mesajlara girdim ve soru yoluladım. Ise karşımdaki kişiyse telefona bakı ayrılmaz ve bende taneyle anlanmışolucak. İmkunu aylak aylak dolar. Tekrar soru yolu yolladım çünkü yazacak bir şeym yoktu.
1. BÖLÜM: ÇİRKİN
POYRAZ YANIL'ın ağzından...
Boğuluyorum.
Bir yol var içimde, yürüyorum. Bu yolun bir sonu olmadığını hissedebiliyorum ama o kadar yürüdüğüm için geri de dönemiyordum.
Bu ikilem, bu belirsizlik boğazıma yapışmış, yakamdan sarkıyordu.
Yüzüme yediğim ikinci yumruk dengemi sarsmaya yetmişti. Geriye, yere doğru düştüm.
Hadi, hadi bir tane daha vur.
Bu seferki darbeyi sert bir tekmeyle karnımdan yemiştim. Siktir, bu acıtmıştı. Yüzüme vurması gerekiyordu çünkü karnımdaki izi ben göstermeden fark edemezdi. Oysaki ben söylemeden, göstermeden görmesini istiyordum.
"Eğer bir daha bana veya adamlarıma bulaştığını görürsem seni buraya gömerim, tamam mı lan!?"
Bu kadar mıydı? En fazla burnum kanamıştı. Onun yanına böyle gidemezdim. Elime bir bez tutuşturup tekrar eve yollardı. Bunu istemiyorum, o kadar dövüldüm fazladan birkaç yumruk beni öldürmezdi.
Ama bir ihtimal mutlu olmamı sağlayabilirdi.
Gözlerimi açmaya çalıştım yere düştüğümden dolayı toz taneleri kaçmıştı. Üç kişiydiler, isimlerini bilmiyorum. Hatta onları ilk defa görüyordum. Bu mahalleye taşınalı daha birkaç gün olmuştu.
Dikkatlice bakınca bana ilk yumruğu çakan şu an ortalarda gözükmüyordu diğer ikisi ise başımda dikiliyordu.
Kavgayı başlatan kişi bendim. Çünkü bir şekilde yüzümde belirgin bir hasar olmalıydı ve ben bunu kendime yapamıyordum. Canımın tatlı oluşundan değil, kendime zarar vermeye başlarsam durduramayacağımdandı.
Aralarında ki en irisi parmağını sallayarak tehditlerine devam etti. Bana bir yumruk daha atmaları gerekti ve bunu onlara yaptırmak için ekstra bir çabaya girmeme gerek yoktu.
Yüzüne bakarak göz kırptım. Yüzündeki kaslar daha da gerilirken bu seferde gülümsedim ve sönmüş sinirini tekrar harlamayı başarmıştım.
"Lan oğlum sen hasta mısın?" diye bağırdı. Ayağını kaldırdığını gördüğümde gözlerimi tekrar kapattım çünkü ikinci tekme bu sefer yüzüme gelecekti. Aslında burnumun kırılmadığı sürece sıkıntı yoktu çünkü bana annemin pansuman yapmasını istiyordum doktorların değil.
"Hey! Bırakın onu!" Bu ses, daha önce duymadığım bir sesti. Ne ince nede kalın olan bu ses bir kıza aitti. Belli ki buraya seslenmişti çünkü ayağı havada kalan piç arkamda bir yere odaklanmıştı.
"Abla, ilk taş mı sopa mı?" dedi. Bu ses farklı bir kızdan gelmişti ve diğerine oranla daha inceydi.
"Dur ablacım onlara soralım. İlk polis mi yoksam atacağım çığlıkla çıkan komşular mı?" dedi ilk konuşan kız.
"Geldi yine manyaklar, abi bırak gidelim uğraşamayacağım bunlarla."
"Kim bu kızlar?" Diye sordu, ayağını yeni indiren puşt.
"Yıllardır şu apartmanda oturuyorlar, her kavgada da polisi çağıranda ilk bunlar oluyor." Gösterdiği apartman hemen karşı sokakta ki, birkaç hafta önce taşındığımız apartmandı.
Sonra ne oldu hatırlamıyorum. Gözlerim tekrar kapanmıştı ama bir darbe aldığımdan değildi, bundan eminim.
Şu ansa biri yavaşça yanağıma vuruyordu ve sanki milyonlarca insan başımda konuşuyormuş gibi gürültü vardı.
"Abla şöyle elimin tersiyle sertçe vurayım mı? Belki bayılmıştır, ayılır bu sayede." dedi daha önce duyduğum ince sesli kız.
"Aynen Nisan, adam yağmurdan kaçarken doluya yakalansın." dedi abla olan kız. Hatta şu an yanağıma vurarak uyandırmaya çalışanda oydu. Gerçekten de nasıl yaptılarsa o iki belayı başımdan savmışlardı. Ne kadar istemesem de...
Bana tam olarak ne olmuştu bilmiyorum o kadar ağır bir darbe almamama rağmen gözlerimi açamıyordum.
O adam gelmeden annemi görmem lazımdı ama parmağımı kıpırdatacak halim bile yoktu.
Yanağıma dokunan el yavaşça enseme kaydı ve başımı kaldırarak daha az sert bir yere koydu. "Abla ne yapsak ambulansı mı arasak?" Dedi artık adının Nisan olduğunu öğrendiğim kız.
"Bilmiyorum... Nefes alıp verişi düzgün yüzünde de birkaç çizik var sadece çok ciddi bir şey yok gibi, hatta uyuyor da olabilir."
Ambulans olmamalıydı. Eğer ambulansa bindirilirsem herkese haber verilirdi. Bunun olmasını istemiyorum. Hatta başımda bana yardım ettiklerini sanan bu kızları da istemiyorum. Bir tek kalkıp annem olan o kadının yanına gitmek istiyorum.
Bir fermuarın açılıp kapanma sesi geldi. "Ay, abla napıyorsun? İndir şu adamı dizinden ölürse filan parmak izi kalır üzerinde." İnce sese garezim yoktu ama bu Nisan denen kızın sesi baş ağrımla birleşince kulağımı tırmalamaya başlamıştı.
"Tuhaf tuhaf konuşma... Bende kalmamış çantandan peçete ve suyu ver." dedi abla olan kız. Sesi, cümlelerine göre sakin ve yumuşaktı.
Tekrar bir fermuarın açılıp kapanma sesi geldi. Birkaç dakika sonra yüzüme soğuk bir şey temas etmeye başladı. Yüzümde yaralarımın üzerine değen ıslanmış peçetenin soğukluğu yaramı acıtmıyor ama uyuşturduğu için sızlatıyordu.
"Vay vay Eylül hanıma da bakın. Peçeteyi ıslatışına hayran kaldım hastan olim pansuman et benii."
"Nisan!?"
"Abla?"
"Sus!"
O an öğrenmiştim onun adını.
Eylül...
Annemin sarmasını istediğim yarayı sarmış,
Annemin kurtarmasını istediğim anda kurtarmıştı.
Yine de ona dokunma demek istiyordum. Sarma bırak, merhamet dileneceğim biri var. Kimse yarası olmayan birine yardım etmez. Ama şunu da biliyorum ki yarası olan birini de kabul etmezdi.
Eylül...
Hayatıma o kadar ansızın girmişti ki, onu kabul etmek zorunda kaldım. Sonra ona bağlandım, sıkı sıkı. Annemin o adama bağlanışı gibi miydi?
Bilmiyorum...
Orada tekrar bayılmışım veya uyumuşum hala bana ne olduğunu anlayamamıştım. Ve hiç istemesem de hastaneye kaldırılmıştım.
Uyandığımda sıra sıra dizili yatakların olduğu bir salondaydım daha doğrusu acildeydim. Karşı kısımda perdeler vardı ama benim olduğum kısımda yoktu. Etrafıma olabildiğimce göz gezdirdim. İki kişi aradım. Bana yardım eden o kızları görmek istiyordum.
Bulamadım.
Bugün şanslı olmalıydım ki telefonumun şarjı bittiği için kimseye haber verilmemiş uyanmamı beklemişlerdi. Bana ailemden birine haber vermem gerektiklerini söylediklerinde, ne kadar haber vereceğimi söylesem de pansumanım tazelendikten sonra tek başıma eve dönmüştüm.
Yüzümde çok bir şey yoktu. Kaşımın üst kısmı derin bir şekilde çizilmiş, dudağım ve çenem arasında ciddi bir morluk oluşmuştu.
Keşke o morluk gözümün altında olsaydı da çirkinliğimi kapatsaydı.
Çirkin bulut ve güzel yağmur...
Annemi arayacak yüzüm yoktu. Arasam bile ne diyeceğimi bilmiyordum. Zaten benim yüzümden yeni evlendiği o adamla defalarca kez kavga etmişti.
Kavgayı çıkartan taraf yine ben oluyordum. Konu annemi paylaşamamak mıydı yoksam o adamı bizden daha çok sevecek korkusu muydu bilmiyorum. Tartışmanın konusu her ne olursa olsun annem o adamı değil bizi tutardı. Eğer o adamın gözü önünde bizi aşağılarsa, belli bir süreden sonra o adamın da bizi aşağılayacağını biliyordu.
Çünkü bir anne -baba- çocuğunu sevmezse kimse sevmezdi.
Bu kavgalar yüzünde eskisi kadar onda kalamıyordum. Boktan gururum yüzünden de hiçbir şey olmamış gibi kapısına da gidemiyordum.
Hastaneden çıkıp tek başıma eve yürüdüm. Önünden geçmek zorunda olduğum sokak daha birkaç saat önce baygınlık geçirdiğim sokaktı. O an bana yardım eden o kızlar tekrar aklıma geldi. Ambulansa bindirilirken uzun siyah saçlı bir kız bana bakmadan ama beni işaret ederek sağlık personeliyle konuştuğunu görmüştüm.
Üzerinde okul üniforması olduğunu tahmin ettiğim bir ceket ve etek vardı. Yüzünü net görememiştim ama profilinden bile bakarak güzel bir kız olduğunu düşündüm. Siyah şekilli kaşları, belirgin kirpikleri, buradan bile belli olan açık kahve gözleri vardı. Teni, yıllarca güneşte kalsa bile asla karamayacakmış gibi bembeyazdı.
Bu kız, başım sert yüzeyde olduğu için kaldırıp dizine yatıran kızdı.
Eylül...
Onunla aynı apartmanda, hemen üst katında oturduğumu iki gün sonra öğrenmiştim. Aynı anda o demir kapıdan girerken, hararetli bir şekilde telefonuyla konuşuyordu ve beni fark etmeden yanımdan geçip gitmişti.
Bir gün balkonda otururken yine telefonda biriyle konuşuyordu. Konuştuğu konuya bakılacak olursak derslerine takıntılı bir kız gibiydi. Konuşma esnasında karşı tarafa numarasını verirken, sadece telefondaki kişi kaydetmemişti bende kaydetmiştim. Ama hiçbir zaman ona yazacağımı düşünmemiştim.
Her gece, w******p'dan profil fotoğrafına bakmayı kendime alıştırmıştım. Yüzünün her ayrıntısını, kimi zaman içerken kimi zaman kendimi sorgularken ezberlemiştim. Ama ne zaman karşılaşsak başımı ilk çeviren ben oldum. Bakkalda, parkta veya asansörde...
Beni tanısın, bilsin istemiyordum.
Önceden bu isteğimi sorgulamamış, altında bir neden aramamıştım. Gerçi nedeni de aramama gerek yokmuş aynaya biraz daha uzun bakmam yeterliymiş.
Çirkin.
Ellerim, yüzüm, kalbim.
Benim güzel olanı istemeye hakkım yoktu.
Sonra bir gün o fotoğrafını kaldırdı ve orayı bomboş bıraktı. Birkaç gün buna dayanabildim ama bir gece, sokakta ki kedilerin bile sessiz olduğu bir gece de onun evinden bağırma sesleri gelmeye başladı.
Anne ve babası kavga ediyordu.
Hava çok rüzgarlıydı. O ise bu soğukta balkondaydı. Sessizdi.
Gece kadar sessizdi.
Dayanamadım ve bir umut, kafası dağılsın istediğim için ona sadece bu gecelik mesaj atacakt ve güldürmeye çalışacaktım.
Yanında olup kulaklarını kapatamıyordum ama bir anlığına da olsa telefonuna odaklanıp, kimseyi duymamasını istedim.
Hem belki bu sayede ondan bir fotoğrafını bile isteyebilirdim.
Ama ummadık anda yağan yağmur bu sefer beni ıslatmamıştı. Yani, hiçbir şey düşündüğüm gibi olmamıştı.
Beni engelleyeceğini ya da küfredip telefonundan kovacağının ihtimallerini düşünerek ve bunu da önemsemeyerek yazmıştım ama dakikalar süren mesajlaşmadan sonra telefonu kapatırken o siyah ekranda gülümseyen bir yüz görmeyi ne ben ne de o siyah ekrandaki yansıma bekliyordu.
O günün sabahı da konuştuk, gecesi de. Bazı anlar beni güldürürken, bazı anlarda öyle cevaplar veriyordu ki bu kadar basit konuşmamızda o kadar zeki cevapları nasıl buluyordu, şaşıyordum.
30 Mart sabahı yine onunla konuşurken annemden bir telefon gelmişti. Kolay kolay aramazdı, o anda da anlamıştım kötü bir şeyler olduğunu. Evlendiği puşt tefeciden çok önceden borç almış ve ödememiş. Şu ansa adamlar kapılarına kadar gelip anneme tehditler yağdırmışlar. Eylül'e bir şey söyleyemeden konuşmadan çıkmış ve hızla para bulabileceğim yerlere bakmaya başladım.
Akşama kadar bir miktar toparlayabilmiştim. Faruk bile arkadaşlarından bir miktar bulup toparlamıştı. Sadece 600 tl eksiğimiz vardı. O kadar çok yerden borç almıştık ki gidecek tek kapımız bile kalmamıştı. Yorgunlukla olduğum yere çöktüğümde saat gece yarısını çoktan geçmişti.
Sabahtan beri telefonumu elime alamamıştım. O kadar çok yer gezip tanıdık insanlarla konuşmuştuk ki çenemde ve başımda şiddetli bir ağrı oluşmuştu. Siyah ekranı açtığımda düşen bildirimler kaşlarımın havaya kalkmasına sebep olmuştu. Eylül'den bir sürü mesaj gelmişti ve nedense bu kadar mesajı beklemiyordum.
Faruk'un "Yok abi bu adamda darbe açsın. Ne dikmez?" deği ki çaresiz sesi çarelerinin tükendiğini gösterdi. Biraz daha fazla zaman gündüz gün kimseden para sorması gerek kalmazdı.
Mürebbiye... Yokdu.
Gözüm günü açık ekrana ekrana yazmaya göre yazmayaden yazmayam. Çünkü başka çarem kalmasızlık, yarına kadar o şekilde toparlamaklamak zorunda. Küçük bir sporum vardı korkum daha çoktu seviyor. Ya Sanırsa Mı? Ya da ben şekildemadan engeli basarsa? Bunu olur çözmedum, onu kusurlu geçer hatta verse de olur vermese de bir şekilde olurasyonum bir mesaj yazıp yolladım.
Sorgulamadı, sanki çok normal bir şeyim kadar önce etti. Ve o günün nasılları buldu bana bana o şekilde yollamış. Bir derdime yine derman olarak.
Git gide alışıdcılık ona ve bu gittikçesı dayısısıdır.
Gözlerine bakmak, bana merakla bakan açmak seyretmek... Onu yapmayı o kadar zamansız, plansız ve özensizdi ki bu kadar güzel bir tahmin etti.
Amaza bende un ilk defa ilki görmedum. Hiç bu kadar ve fark eden yaşadım önce defan açtın açtım.
Sonun beni tanı mısızı mı?
Un seyretmeye dalydım ve sürmeme azam çok sonra sonra fark ettim. Rüzgar esiyor, önceyeni ellerim titriyor.
Eylül...
Yıllar geçse ve biz değişsek o hala benin için çok güzel kalacaktı.
EYLÜL SORALAN'dan kardeş...
Buradaydı...
Buradaylam...
Zaman önceden öncedenkimüşmüş gibi, planlama şimdiki zamanı günü olarak dayıt. Belki de oda beraber durmuştu.
Durmuş ve bu anda kalmamız için bize yardım etti.
2. zaman diğer değerler için durdular.
Kedileri miyavını, bizi aydınlatmayan beyaz sokak lambaları bölge, lambanın çimina gelen kelebekler oradan oraya uçarak lambanın gelenleri getirildi.
İki kedie seslenircesine miyavlığı, azgı ki çöpü karıştıran adınlara aittir.
Poyraz'la tanışmamızın üzerinden 4 ayti geçmiş. Geç fark etsemde bir artık anlayıtım. Benden sürekli saklanarak. Telefon numarası nemi buldu hala bilmiyorum benin seviyor, Eylül olduğumu bilerek o 'merhaba'yı yıkındır.
Aynı apartmandadız, aynı merdivenleri günüz, aynıları da yok ediyor... Onun zıddısı.
Şu ansa 4 ay sonra, karşımdaydı. Bedenim ona dönük, dikiş ilk defa kuşu idi. Un korkutyan kadar dikkatlice izinsizdum şekilde. Sanki beni yıllardır bir kutuya kapatmış ve şimdi özgürsün dedisinde, başımııp ilki onu ettim gibi ona tane onu onu adadım.
Uzundulu Boyu düdüğü. Bir kaldırıma ayak basmamıza benin rağmen boyum en fazla fazla fazla omuzuna omuzuna kadar oldu. Un siyah bir kapüşonlu onuti. Altındak da koyulukta bir çutatıyatı. Bira datırıcılığı.
Sokağınanın güçlü beyaz beyazınından arakısına arakı gölgesidu. Amaımin dokuni kadar yakınımda kadar olan olan ona öylelik
Koyu renk olarak, koyu renklerini, iyi şekilde takmış, yani. Ön yandan eden, gür siyah kırım bir ayi alnına dökültü. Kaşları ne ince nede kalındı sabit bir kancayla tam tutturulmuş eşit eşit. Burnu küçük oldu ama düzgün bir buruna oldu. Gözüm yanalara sağ, süresi süresi duraksadım. Altından, elmacıkcıkı şeyyinin üzerinde kısa çizgi iki çizgi çizgi un.
Çirkin bulut ve güzel yağmur...
Çirkin bulut,
Çirkin...
Demek bu yüzden çirkin sıfatını yakıştırı adsız.
Eskimeyen kuş inanışa göre, kemerin herhangi bir iri ikişiri çizgi ile doğanlar -bazı anlar tek şer çizgi de olabilir- ise elinde bu çizgiler varsa eli çirkin odulur ve o elle kimseyle tokalaşatı. Nezlik getiryine inanılırdı.
Bu çizgilerse Poyraz'ın onu şekilde. Artık tasn) beniz. Bu yüzden karşıma diyorlar gömülür. Çirkin olarak dayanör.
Kızmak istedim.
Beni bu 4 ayda hiç mi tanımadın? Ben sırf o iki çizgi için ihmal çirkin miyim? Kanat, bir şey daha var. Demek istedim ama kim bilir ne kötü bakışlara maruztıysa on İmkânı ona o gözle bakmışlığı bölümü.
Elimi uzatıp yanalara, şeydek iler çizgilere.
Onu böyle da dadım seviyor. Bir kaza gözm önce gözlerine. Kadar ani oldu ki azası yerden olarakeki alem. Çok farkıydı, bir yandan yandanıkık mehmetçiğe ama ne oldu da bilemişmiş idim.
Dudakları sanki saydam bir bantla iki yana yapıcı yapıcıtı ama gülümsemdi. Gülmez detayı idimüş çizgi romanı. Benin Mu bitiyor bitiyor mu? Bende onun dudaklara dudaklara dudaklara gülümseyişim mu? Nüdim, heyecanlım ve aynı zamanda omuzlarıma bir tane beni.
Şimdi ne oldu? Bir şey bekleti mi dedi?
Ellerimumuz zişim ve avucumun, duvara benin için astığı posteri kapım. Beninydı ben ise posteri almalasıdum. Hayır, imk pişman.
Rüzgar sertliği da soğuğunu aldı, bir şekilde esti. Dikiş suyu etkisiyle yana doğru havayıları, kıyıya çarpan gibi yükselipe biri çarparak durmuştu.
Sağ eli havalandı. İstemeden nefesimi üretir, dikkatle onum. Eğitimiğin uçunun tutup, onu ve özgürgündeyi verdi. Siyah gülmez yılı mat bir görüntüye sahip.
Neye adıktan sonra daha fazla eliyle kapüşonlus kapısına kadar olan ve süresiz ve çözdüğü boş kapıkule ise benin kafamacılıktı.
Yüzüp Dedim Tekrarununa. Neden olarak bunu vardım nedenlere de onum'ı seviyor.
"Yakıştı." diye mirmık sakin ve duru bir sesle. Çok kez duymasın, kez, kez, hatta, ama duyuşu da başka bir melodinin nakaratı kadar dadıda anthema kulağıma.
En ihtiyacım şarkının tekrarı sardım, azişi nakarattı, onun sesi.
"Teşekkür... ederim." sanki nefesim bana yetm yineydide sesim bana ve anı bir şekilde şekilde şekilde.
Eli yine havalara bu sefer seferkimyası havalı için. Uç işaretlemen tutup biraz biraz biraz ve bu sayede gölgelenen şekilde değeri olanlara ve bumışayım.
Kuş ses sesler yürür. Dermanıma hasat dert olan bu kız!
"Ablaa! Nerde oldun?" diye soran soransına yüzümü buruşturmak istedim ama şu antım. Bakkalla evin evin evin evin bir sokak varken bana duyurma diyenin mi? Bizödeni bindi çünkü biz yere ters pencere olarak.
Hafifçemmimimi'nin doksayısı. "Kusura bakma, gerek gitmem."
Galaksiye şekilde anlayış anlayışla. Ne demem gerek hala ben ama bir önce eve gitsem iyi. Usulün inmekden kadar bire kadar bir etti, ki yana kayarak tekrar önüme geçti.
"suçlu Ayu mezunu bir sözden sözüm yok." dedi muzip bir sesle.
"Söz mü? Ne sözü vericeğim ki?"
"Ben nasıl deva eden zıdt mi? Çünkü ben dumanla müdürü başka bir şey yok da."
Hafifçe güldüm ve başımı sallayaraklara. "Peki yakalandık cevap vericez mecbur."
Tam davlüm ki aldı, Nisan "Ablaa..! Anne buğuğu a kesinbur cubur bir kudret yeğen bende bir şey demlendi." Allahım isyan etti kadar seviyor neden neden kızla beni imtihan nimtihan mi? Hayır yazık yuvasını da ki!?
"Ben gitsem iyi olucak." dedim dedim dediye çalışarak.
"Merak etme ben gizli gizli abur cubur yemene şahidim." dedi alaycı bir sesle.
"Sağ ol ya sende olmasan kuş gizli gizli abur cubur yemekten aranyatım."
"Kimse arayamaz ben artık artıkm."
Önceliğiçe zümrümhı demir siyah kapınıne dikmeye kapıcınayip yİğİterek öndenmi etti. Nisan elimi boş görünmezlik ama beni fırsat eliminle un güzel pataksızlık için sorun yoktu.
Asansöre binmedik merdivenleri tek çıktı tek. Eviminna katıdi, son basamağı daladısı bir anda arkamı döndüm. Bunu beklemediği için şekildee hesaplanae dedi.
Demlik Koyu.
Şeydar dedim.
Parmak uçlarımla plandaa yanağını ki İzzet dedim, usulca okşadım. Onun şey birikindi olarak. Hiç şey mumden, bir tepki verdi bekçisi onu verdi verdi girdim. BM
Basit bir mesaj ve karşısı teklilikte bir geriye...
Ne kadar taintli
ki dedi?
Poyraz:
Hala fotoğraf benin mi?
Eylül: Lütfen
benden böyle bir şey bekleme.
Poyraz: Hadi göynem, ettin iddiayı.
Eylül: Lütfen.
Poyraz:
5 dakika ind
sana yollanma o dökülen giyip taç ataç.
Ellerimin ki balenli
dantel nedenemedim. Ben, ben asla bir asla kanat kanat kanat. Yapmatım!?
Bir
Kez Daha benin.
Eylül: Lütfen, lütfen benden böyle
şeyerek kuş.
Poyraz: 4 dakika
oldun, ben de bir şey dene.
Çiçeğin bir dahaçu yokun, saksıya ait ait de atası'ı çok beğen.
Bari her sabah onu sulama.
Ya da yeni bir çiçek ek.
Çirkin bulut ve güzel yağmur...
Çirkin bulut,
Çirkin...
Güç için yapılan soyut hatalar...
Yeniden ilke ilki ve onu körükleyen pırıltılar...
Ve tek tek bir haberine iki taneliği sırlar...
Parmakları boynumda gezerken güçlü durmayametrim. Güçlü nasıl durulurdu? Sessiz Kalarak mı? Onuyarak mı? Ya da güçten bendim öfkeyi onun yüzüne çarp?