İstanbul’un üzerinde asılı kalan o yoğun, siyah duman bulutu, Soykan Holding’in çöküşünün bir ilanı gibiydi. İtfaiye sirenleri şehrin kaosuna karışırken, Aras’ın kullandığı eski pikap araba, boğazın arka yollarından sessizce süzülüyordu. Elif, dikiz aynasından arkada kalan alevleri izledi. O alevlerin içinde sadece beton ve cam değil; babasının ihaneti, sekiz yıllık sahte evliliği ve Cem’in her şeye hükmeden o ürkütücü zekası da yanıyordu. Deniz, Aras’ın kucağında uyuyakalmıştı. Bir çocuğun masumiyeti, babasının elindeki kanı ve annesinin gözlerindeki yıkımı henüz kavrayamayacak kadar derindi. Aras, direksiyonu tutan ellerinin titremesini engellemeye çalışıyordu. Az önce Osman Bey’in, babasının katili olduğunu öğrenmişti. Bu gerçek, Cem’in vasiyetinden bile daha ağırdı. "Aras," dedi Elif

