Güldeste, elinde bir fincan Türk kahvesiyle – yeni yapılmış – odaya geri dönerken adımları olabildiğince yavaştı. Mutfaktayken zırıl zırıl ağlamış, göğsünün tam ortasında hissettiği acıdan dolayı bir süre nefes bile alamamıştı. Mahir’i düşürdüğü durum… Allah biliyor ya, içine öküz misali oturup kalmıştı. Niyeti bu değildi, gerçekten. Tek derdi ona ulaşmaktı ama Mahir, her zaman olduğu gibi duygularını Nirvana’da yaşamıştı. Sevgisi gibi, ayrılığı da kendi tarzında karşılamıştı. Güldeste, pişmanlıkla gelen karanlığının Mahir’in karanlığından daha acı verici olduğunu hissederken, göğsündeki o acıyı nasıl olup da unutacağını düşünmekten kendini alamamıştı. “Bilmen gerekmiyor.” Mahir’in bunu söylerken aslında ne denli haklı olduğunun farkına varmıştı. Bazı merak edilen şeylerin altın

