Dedikodular...

1168 Kelimeler
Mardin’in sabah sisi, Mezopotamya ovasının üzerine beyaz bir çarşaf gibi serilmişti. Zerin, gece boyunca Baran’ın sözlerini zihninde evirip çevirmişti. “Kendi hakkını savunmayı öğrenmen için...” Bu cümle, bir mahkûmun kulağına fısıldanan firar planı gibiydi. Güneş henüz kalelerin arkasından tam doğmamışken, Zerin üzerine en sade ama en vakur elbisesini giydi. Aynaya baktığında gördüğü kadın artık o korkmuş, titreyen çocuk değildi. Gözlerinde, bir gecede bin yıl büyümüş bir ruhun yorgunluğu ama aynı zamanda sönmeyen bir ateş vardı. Sargılı elini bir güç nişanesi gibi sıktı. Aşağı indiğinde avlu sessizdi. Ancak bu sessizlik, fırtınanın tam göbeğindeki o tekinsiz boşluktu. Baran, siyah cipinin yanında durmuş, motorun ısınmasını bekliyordu. Sultan Hanım, balkonun gölgesinde, elinde bir tespihle onları izliyordu. Bakışları, oğlunun üzerindeki kontrolü kaybetmeye başladığının farkında olan bir avcının bakışlarıydı. "Nereye böyle Baran?" dedi Sultan Hanım, sesi avluda bir kırbaç gibi şakladı. Baran, bakışlarını annesine çevirdi. Yüzünde, çocukluğundan beri taşıdığı o itaatkar ifadeden eser yoktu. "Zerin’e birkaç parça bir şey lazım ana. Aşiret gelini böyle boş elle, eksikle gezmesin derler. Şehre inip eksikleri tamamlayacağız." Sultan Hanım, Zerin’e yaklaştı. Genç kızın sargılı eline küçümseyerek baktı. "Eksik olan şey kumaş değil Baran, edeptir. Bu kızın aklı hâlâ havada. Onu dışarı çıkarman sadece iştahını kabartır." "Benim yanımdayken kimsenin iştahı kabarmaz ana," dedi Baran sertçe. "Bin arabaya Zerin." Zerin, Sultan Hanım’ın öfke dolu bakışları altında arabaya bindi. Araç konağın büyük demir kapısından çıkarken, Zerin sanki bir rüyadan uyanıyormuş gibi hissetti. Birkaç gündür hapsolduğu o taş dünya geride kalıyordu. Ancak yanındaki adamın ona gerçekten yardım edip etmeyeceğinden hâlâ emin değildi. Yol boyunca ikisi de konuşmadı. Mardin’in virajlı yolları, sarı evleri ve dar sokakları geride kalırken, Baran aracı alışveriş merkezlerinin olduğu bölgeye değil, şehrin daha resmi, daha soğuk binalarının olduğu tarafa sürdü. Zerin’in kalbi ağzında atıyordu. Arabayı büyük bir noter binasının önünde durdurdu. "Neden buradayız?" diye sordu Zerin, sesi titreyerek. Baran motoru durdurdu ve kıza döndü. "Dün gece o sınav sonucunu gördüğümde bir şey anladım Zerin. Seni bu konakta bir süs eşyası gibi tutmak, bu topraklara yapılacak en büyük ihanet olur. Ama bir Arslanoğlu gelini olarak üniversiteye gitmen, töreye göre imkânsızdır. Eğer gidersen, kan davası yeniden başlar. Amcamlar, baban, kardeşin... Hepsi namlularını birbirine çevirir." Zerin’in gözleri doldu. "O zaman neden buradayız? Umut verip sonra geri mi alacaksın?" "Hayır," dedi Baran, sesinde tuhaf bir şefkat vardı. "Seni örgün eğitime gönderemem. Her gün o kampüse girip çıkmana izin vermezler. Ama uzaktan eğitim ve sınavlarla bu işi çözebiliriz. Bugün buraya, senin adına bir temsilci atanması ve eğitim haklarının korunması için yasal bir zemin hazırlamaya geldik. Kaydını dondurmayacağız. Gizli yürüteceğiz." Zerin inanamayarak ona baktı. "Bunu neden yapıyorsun Baran? Annene, aşiretine rağmen neden?" Baran direksiyonu sıktı. "Çünkü ben... Ben hayallerimi çok küçükken o avluda bıraktım Zerin. Ben doktor olmak istiyordum. Ama babam ölünce omuzlarıma bu ağır yükü bıraktılar. Birimizin hayalleri yaşamalı. Eğer sen o cübbeyi giyersen, belki benim de ruhum biraz nefes alır." Zerin, ilk kez Baran’ın zırhının arkasındaki o yaralı adamı gördü. O an aralarındaki tüm o nefret ve zorunluluk duvarı bir anlığına sarsıldı. Zerin, sargılı elini uzatıp Baran’ın direksiyonu sıkan elinin üzerine koydu. "Teşekkür ederim," diye fısıldadı. Baran elini hızla çekti, duygularının açığa çıkmasından korkuyordu. "Hadi, içeri girelim. Vaktimiz az." Noter işlemleri ve üniversite kayıt sistemindeki düzenlemeler saatler sürdü. Baran, nüfuzunu ve bağlantılarını kullanarak Zerin’in kaydını "özel durum" statüsünde, konaktan takip edilebilecek bir şekilde ayarlattı. Zerin, elindeki kayıt belgesine bakarken gözyaşlarını tutamadı. Bu kâğıt parçası, onun için bir özgürlük beyannamesiydi. İşleri bittiğinde Baran onu lüks bir kırtasiyeye götürdü. İçeri girdiklerinde Zerin’in gözleri parladı. Baran, en kaliteli kalemleri, defterleri ve bir dizüstü bilgisayarı sepete doldurmaya başladı. "Bunları konakta nerede saklayacağım?" diye sordu Zerin endişeyle. "Annen görürse hepsini yakar." "Benim çalışma odamda," dedi Baran. "Oraya benden başka kimse giremez. Anahtarı bendedir. Sen de istediğin zaman orada çalışacaksın. Kimse sana soru sormayacak." Zerin gülümsedi. Bu, konağa girdiği günden beri yüzündeki ilk gerçek gülümsemeydi. Baran bu gülümsemeye bakarken, kalbinin daha önce hiç hissetmediği bir ritimle çarptığını fark etti. Ama bu hissi hemen bastırdı. Onlar birbirine düşman iki ailenin, bir kan davasının kurbanlarıydı. Aşk, bu hikâyede bir lükstü. Konaktan ayrılmadan önce son bir durakları daha vardı. Baran, arabayı sessiz bir kafenin önünde durdurdu. "Biraz oturup nefes alalım. Konağa dönünce bu huzuru bulamayacaksın." Kahvelerini içerken Zerin, "Abimle Dilan... Onlar nerede, biliyor musun?" diye sordu. Baran’ın yüzü ciddileşti. "Güvendeler. Onları sınırın ötesinde bir köye yerleştirdim. Aşiret onları bulursa ikisini de yaşatmazlar. Şimdilik orada kalacaklar. Zamanı gelince..." "Zamanı gelince ne olacak Baran?" "Zamanı gelince herkes ektiğini biçecek Zerin." Konağa döndüklerinde hava kararmıştı. Kapıdan içeri girdikleri an, havadaki o ağır gerginliği hissettiler. Sultan Hanım, avlunun ortasında, Baran’ın amcaları ve aşiretin ileri gelenleriyle birlikte oturuyordu. Hepsinin yüzünde karanlık bir ifade vardı. Baran, paketleri Kerem’e verip odasına çıkarmasını işaret etti ve Zerin’in kolundan tutup kalabalığa doğru yürüdü. "Hoş geldiniz Baran Ağa," dedi amcası Hamit, sesi iğneleyiciydi. "Duyduk ki gelini gezmeye çıkarmışsın. Ama evde işler pek hayırlı gitmiyor." Baran kaşlarını çattı. "Ne demek istersin amca?" Sultan Hanım ayağa kalktı. Elinde bir fotoğraf vardı. Fotoğrafı sertçe masanın üzerine attı. Fotoğrafta Zerin’in abisi Azad ve Baran’ın kız kardeşi Dilan, bir evin bahçesinde el ele gülümserken görülüyordu. "Biz burada yas tutalım, töre diye kendimizi paralayalım; senin kaçak kardeşin ve o namussuz abisi günlerini gün etsin, öyle mi?" diye bağırdı Sultan Hanım. "Berdel dedik, kan dursun dedik ama Arslanoğlu’nun onuru ayaklar altında!" Amca Hamit söze girdi: "Hüküm yeniden konuşulmalı Baran. Madem onlar bu kadar rahat, o zaman bu kızın da burada hanım gibi gezmesine gerek yok. Onu bodrumdaki eski odaya kapatacağız. Ta ki Azad gelip teslim olana kadar." Zerin’in dünyası başına yıkıldı. Tam umudu bulmuşken, abisinin dikkatsizliği yüzünden yeniden karanlığa gömülüyordu. Baran’ın yanına sığındı, titreyen elleriyle onun gömleğinin ucunu tuttu. Baran, amcalarına ve annesine baktı. İçindeki o büyük aslan kükredi. Masaya öyle bir yumruk attı ki, üzerindeki bardaklar devrildi. "Yeter!" diye bağırdı Baran. "Hükmü ben verdim! Zerin benim helalimdir, Arslanoğlu’nun hanımıdır. Kimse, ama kimse ona dokunamaz! O fotoğrafı kim çektiyse, o da bunun bedelini ödeyecek. Ama Zerin bu konağın en yüksek odasında kalmaya devam edecek." Sultan Hanım oğluna yaklaştı. "Bir kız için aileni mi karşına alıyorsun Baran? O kız bir bedel!" "O kız artık benim eşim ana!" dedi Baran, sesi konak duvarlarında yankılandı. "Ve benim olanı korumak benim namusumdur. Dağılın şimdi!" Kalabalık homurdanarak dağılırken, Baran Zerin’i üst kata doğru yönlendirdi. Odanın kapısına geldiklerinde Baran durdu. Zerin’e baktı; kızın gözleri korkudan fal taşı gibi açılmıştı. "Korkma," dedi Baran kısık bir sesle. "Seni onlara vermeyeceğim. Ama artık sadece töreyle değil, kendi ailemle de savaşmak zorundayım. Senin o kalemine her zamankinden daha çok ihtiyacın olacak Zerin. Çünkü bu savaş sadece silahla kazanılmaz." Zerin, o gece odasına girdiğinde elindeki kayıt belgesini göğsüne bastırdı. Baran onun için kendini ateşe atmıştı. Bu bir oyunun parçası mıydı, yoksa kalbinin derinliklerinden gelen bir dürtü mü? Zerin bilmiyordu. Bildiği tek bir şey vardı: Artık bu konakta tek başına değildi. Gecenin ilerleyen saatlerinde Sultan Hanım’ın odasından gelen gizli fısıltılar, yeni bir komplonun habercisiydi. Sultan Hanım, Zerin’i yok etmek için gerekirse konağı yakmaya kararlıydı. Ve ilk hedefi, Zerin’in yeni gelen o gizli paketleri olacaktı. Zerin ise çalışma masasında, Baran’ın ona verdiği ilk kalemle defterine ilk cümlesini yazdı: "Adalet, taş duvarların arasında filizlenen bir çiçektir. Ve ben o çiçeği kanımla sulayacağım."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE