Mardin’in kış güneşi, toprağı ısıtmaktan aciz, solgun bir kandil gibi asılıydı gökyüzünde. Şehrin dar sokaklarında esen sert rüzgâr, bin yıllık taşların arasından geçerken uğultulu bir ağıt yakıyordu. Avukatlık cübbesini omuzlarına ilk kez resmi olarak geçiren Zerin, bürosunun penceresinden dışarı bakarken içindeki fırtınanın dışarıdakinden daha şiddetli olduğunu hissediyordu. Bugün, babasından kalan ve üzerinde kanlı bir mirasın gölgesi olan toprakların mülkiyet davası görülecekti. Ancak bu dava, sadece bir arazi kavgası değildi; Zerin’in modern hukuk anlayışı ile Hamo Ağa’nın temsil ettiği "silahın hukuku" arasındaki ilk büyük savaştı. Konağın avlusunda ise Baran, bambaşka bir mücadelenin içindeydi. Tıp fakültesini bitirmesine az kalmış bir stajyer doktor olarak, Mardin’in ücra köylerin

