Mardin’in kehribar rengi güneşi, Mezopotamya ovasının üzerine ağır bir yorgan gibi serilirken, Arslanoğlu Konağı’nın devasa taş duvarları bu kez bir ölüm sessizliğine değil, değişim fısıltılarına ev sahipliği yapıyordu. Zerin, konağın en yüksek terasında, bir zamanlar hapis hayatı yaşadığı o dar balkonun yerine artık şehri kucaklayan geniş avluda duruyordu. Elinde, İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden aldığı resmi mezuniyet belgesi ve baro levhasına kayıtlı olduğunu gösteren o mühürlü kâğıt vardı. Artık o, sadece "Bedel Zerin" ya da "Arslanoğlu’nun Hanımı" değildi; o, Avukat Zerin Arslanoğlu’ydu. Ancak zafer, beraberinde ağır bir yalnızlık ve sorumluluk getirmişti. Hamit Arslanoğlu’nun müebbet hapse mahkûm edilmesi, aşiret içindeki dengeleri altüst etmişti. Bazıları Baran’ı "kendi k

