(13)

1500 Kelimeler
Derin bir nefes aldım ve konuştum. Ayliz hanım, yardımıza şimdi daha çok ihtiyacım var. Çünkü ben akıl edemesem de sizin yaptığınızla ben utandım. Yurt dışı işlerimizi halledelim, onlardan birinin tüm kazancını da bu işe harcamamda bana yardımcı olursunuz dediğimde hızla başını kaldırdı ve tanıştığımızdan beri ilk defa gözlerinden ışıltı geçtiğine şahiti oldum. 10 yıldan sonra ilk defa, Ayliz hanımı gördüğümden beri hissedemediğim yaşam enerjisini şimdi hissediyorum bu küçük kadında. Bana büyük bir memnuniyyetle yardım edeceğini söylediğinde ilk defa bu kadar uzun bakıyordu gözlerime. O zifiri saçlara yakışan zifiri siyah gözleri gördüm bu kadar uzun süre. Azranın gözleri ne renkti acaba? Onu şimdi görseydim keşke. Bilinçsiz söylediklerimi ise kendim bile anlayamamıştım. Düşüncelerimde söylediğim, neden bana onu çok fazla hatırlatıyorsun diye cümleyi sesli dile getirdiğimi bile bilmiyordum. Kimi diyerek anın büyüsünden kurtulan Ayliz hanım yine utanarak başını yere eğdi ve o gözlerini benden çekti. Anlamaz gözlerle ona bakarak, kimi dediğimde, az önce dediniz ya neden bana onu çok fazla hatırlatıyorsun diye soru sordunuz ya dediğinde sesli düşündüğümü anlamıştım. Pot kırmıştım. Hiç, hiç kimseyi. Sadece bir arkadaşımı diyerek kırdığım potu düzeltmeye çalıştım. Henüz Azradan bir haber alamamıştım. Üstelik bu kadın Azra olsa bile asansörde söyledikleri ve gözlerinde gördüğüm o boşluk insanı boğacak cinstendi. Ayliz hanımın kolay hayat yaşamadığı insanların yüzüne bakamamasından belli. Ne denli yaralı onu çözmüş değilim. Çok fazla şey var ve ben bu kadını da kaybetmek istemiyorum. Tüm düşüncelerimi kafamdan atarak düşünmemeye çalıştım. Gidelim mi? Çünkü o küçük melekleri görmek için sabırsızlanıyorum diye cümle kurdum ortamdaki havayı değişmek için. Gülümseyerek masanın üzerine bıraktığı paltosunu ve çantasını alarak bana doğru, daha doğrusu kapıya doğru yaklaşmaya başladı. Kapıyı açarak onun geçmesini bekledim. Geçtikten sonra ben de geçtim ve kapıyı arkamdan kapattım. Asansörlerin olduğu yere doğru ikimiz yan yana yürürken yine yoğun bakışların esiri olduk. Ama bu sefer sadece kızların değil erkeklerin de beğeni dolu bakışlarının Ayliz hanımın üzerinde olması beni aşırı kızdırmıştı. Elimi istem dışı kaldırarak Ayliz hanımın beline koydum ve temas eder etmez bu naif kadının irkilerek benden uzaklaşması beni kendime getirmişti. Temaslardan hoşlanmıyor. Zaten benim de hakkım yok onu kıskanmaya. Ama her defa bu küçük kadını gördüğümde içimde yaranan bu koruma içgüdüsüne engel olamıyordum. Asansörün yanına geldiğimizde düğmeye basar basmaz açılan asansöre birlikte bindik.Alt katın düğmesine bastım ve hareket eden asansörle ellerimi cebime koydum. Bu ara yine Ayliz hanımı seyir etmeye dalmıştım. Beyaz düz üstü dantelli elbise beyaz tenine o kadar yakışıyordu ki tarif edilemez bir güzelliği vardı bu kadının. Büyülü desem çok doğru olurdu. Hiç başını yerden kaldırmıyor, çoğu kişiyle konuşurken de göz teması kurmuyordu. Bir şeyler anlatırken bile yere bakarak konuşuyor ara ara saygısızlık olmasın diye başını kaldırıyor ama bu saniyeler bile sürmeyecek kadar kısa olurdu. Hemen geri yere sabitliyoddu bakışını. Genellikle kısık sesle konuşur ve fazla utangaç bir karaktere sahip biriydi. Başını yerden kaldırarak asansörün aynasında kendine baktı. Diğer kadınlar gibi kendini düzeltmek için en azından bir kaç dakika bakmasını bekledim ama bakışı sadece bir kaç saniye sürdü. Yine başını eğerek topuklu ayakkabılarına bakmaya kaldığı yerden devam etti. Biliyorum, o kadar güzel ki, kendini düzeltmesine ihtiyacı hiç yok ama gözlerinde gördüğüm şey kendine bile tahammülünün olmamasıydı. Kendini sevmediğini söylediğinde öylesine bir kelime olarak kullanmamıştı. Gerçekten kendini sevmiyordu. Asansörün kapıları açıldığında adımlayarak dışarıya çıktık. Koridoru dönerek şirketin dış kapısından geçtik. Görevlilere bir baş işareti verdiğimde arabamı getirmek için hemen uzaklaşmıştı. Bir kaç dakika sonra gelen arabamın ilkin olarak ön yolcu kapısını açıp Ayliz hanımın binmesini bekledim. Yine utanarak teşekkür ettikten sonra bindi. Ayliz hanım çox fazla naifti ve bana umduğumdan daha yakın ve farklı hiss ettiriyordu. Ben de kapıyı kapattıktan sonra arabanın önünden dolaşarak sürücü kapısını açtım. Sürücü koltuğuna yerleştikten sonra arabayı çalıştırdım. Adresi sorduğumda hemen vakıfın adresini söylemişti. Yaklaşık 35 - 40 dakika kadar yolumuz vardı. Radyoyu çalıştırdığımda Elif Kayanın Bir bilebilsen şarkısının çalmaya başladı. Genellikle farklı dillerdeki şarkıları dinlerdim ama bazı şarkılar vardır, sanki sizi anlatıyormuş gibi hissettirir. Bir kaç şarkı var Türkçe beğendiğim ve bu şarkı da onlardan biriydi. Şarkı çalmaya başlamasıyla bir yutkunma sesi duydum. Başımı çevirip baktığımda yolu izleyen bir çift siyah gözün dolduğunu gördüm. Bu kadar naif olma be güzelim. Basit bir şarkı bile seni ağlayacak kadar ne yaşamış ola bilirsin ki? Elimi uzatarak hemen radyoyu kapattım. O ara istem dışı kendi kendime söz verdim. Bu küçük kadının bundan sonra üzülmemesi için elimden ne geliyorsa yapacaktım. Odasında gördüğüm o gözlerdeki ışıltının her daim olması için ne gerekiyorsa yapacaktım. Ben gözündeki yaşları kurutmak için elimden geleni yapacağım küçük kadın. Sana söz veriyorum. Nihayet adrese geldiğimizde arabayı park edip durdurdum. Arabadan inerek Ayliz hanımın olduğu yolcu tarafa doğru yürüdüm ve kapıyı açarak inmesini bekledim. Bu kadının sadece kendisi değil her hareketi zarifti. Kolumu girmesi için uzattığımda utana sıkıla başını yerden kaldırmadı ve şey, ben temastan hoşlanmıyorum da. O yüzden girmesem sorun olmaz değil mi diye soru sordu kısık sesle. İncitmek istemiyordu kimseyi. Gülümsedim bu hâline, çünkü fazla sevimli ve fazla masumca duruyordu. Bu kadını üzen her şeye karşı, kimseyi üzemeyecek kadar naif kadındı Ayliz. Ona sevgiyle bakarak olur tabi dedim. Bu sizin kendi isteğiniz, kendi hayatınız. Nasıl isterseniz öyle davranmakta özgürsünüz Ayliz hanım diye de devam ettim cümleme. Başını sallayarak büyük binanın bahçe kapısından içeriye girmek için adımlamaya başladık. Bakalım Ayliz hanımın hayeller dünyası nasılmış. Aylizden... Binaya doğru adımlarken çocukların neşeli sesleri duyuluyordu. İşte aylardır gece gündüz üzerinde çalıştığım, kendime ait projenin böyle sonuçlanması beni dünyanın en mutlu insanı ediyordu. Ben de yetimhanede büyümüştüm. Anne ne demek ben onu sadece kitaplarda okumuş, izlediğim filmlerde görmüştüm. Mesela, annen sana sarıldığında hissettiğin şeyleri ben hiç hissetmemiştim. Senin ilk adımlarını atarken sevinç çığlıkları atan ebeveynlerin sevgisinin sıcaklığı nedir bilmiyorum. Düşüp de dizim yaralandığında onun açısından ağladığımda beni kucağına alarak acımı kendi canında hisseden bir annem olmamıştı. Sana yemek yapan bir annen var ya, benim yok. Seni okula bırakan bir baban var ya, benim yok. Ben anne baba nedir sadece kelimelerde bilirim. O duyguları hiç bilmiyorum. Saçlarımı severek tarayan, ören bir annenin varlığını o kadar çok isterdim ki. Ve ya işten gelen bir babanın evladını izleyip de doyasıya sarılması nasıl hissettiriyor, bilmiyorum. Ben Sametin sevgisinden başka hiç sevgi bilmiyorum. Yetimhanede Sunay teyze vardı. Her sabah kızların saçlarını tarar örerdi. Her gün bizim de saçlarımızı tarardı. Ama her kesi yetiştire bilmek için çok hızlı yapardı ve çoğu zaman saçlarım uzun olduğu için dolanıyor ve tararken canımı çok yakıyordu. Zaten 6 yaşımdan sonra o saçımı taramasın diye kendim erkenden kalkar tarardım saçlarımı. Anlatmam o ki, buraya kalbimde merhamet olan insanları işe almıştım. Tamam, hiç bir sevgi anne baba sevgisi gibi olmuyor doğru ama, yine de onları anne babası gibi sevemiyorsak, en azından canlarını da yakmayalım. Ceza olarak killere kapatarak aç susuz bırakmak yerine, boya kalemlerini elinden alalım. Suçsuz yere asla ceza vermeyelim ve verdiğimiz cezalar onların psikolojisini etkilemesin. Sevgisizlik onlara yeteri kadar ağır gelmişken biz de yüklerini daha fazla çoğaltmayalım. Hayata karşı onların içinde nefreti uyandırmayalım. Çok şeyler yaşadım, o yetimhanede çok fazla şey geldi başıma ve benim gibi bir çoğu çocuğun başına. Beni özgüvensiz yapan da bu ve benim gibi hiç bir çocuğun olmasını istemiyorum. Mesela kimliklerine yazılan doğum tarihini hep kutlayalım. Doğum günlerini sevmelerini ve kendilerinin değerli olduklarını onlara kanıtlamak için yapalım bunu. Şimdi düşüncelerimde olan bir ortamı onlar için oluşturmuştum. Adımlarımız çocuklara yaklaştıkça kalbimde hissettiğim heyecanın yanı sıra burukluk da vardı. Binanın giriş kapısından içeriye girdik ve merdivenlere yürüdükçe 2. kattan aşırı mutlu sesler geliyordu. Yanımda yürüyen Altuğ bey yerine Ayzer bey olsa da odamda söylediklerinden sonra burada sıkılmak yerine en azından benim kadar mutlu olacağını biliyordum. Bir kimsesizin halinden bir kimsesiz anlardı ve Ayzer bey anne babasını yeni kaybetmişti. Buradaki tüm çocukların bir birini sevmesi için elimden geleni yapacağım. Benim yetimhanede hiç arkadaşım olmasa da, onlar asla arkadaşız kalmasın diye elimden geleni yapacağım. Çocukların sesi fazla mutlu geliyor diye yanımda yürüyen Ayzer bey konuştuğumda yüzümde yaranan gülümsemeyi fark ettim. Duyuyorum ve çabamın sonucunu böyle görmek beni de çok mutlu ediyor diye açıklama yaptım mutluluğu sesime yansıtarak. Nihayet açılışın bulunduğu kata geldik ve her yerin neşeli çocuklarla kaynadığı bir ortam beni inanılmaz huzurlu hiss ettiriyordu. Henüz iş adamları ve basın gelmemişti. Onlar gelene kadar çocuklarla eğlenmeyi ve onların günü olduğu için ne isterlerse yapmaları için güzel bir ortam yaratmıştım. İstedikleri kadar şeker, çikolata, pasta ve oyuncak vardı. Bir sürü oyun alanını da onlar için hazırlamıştım. Bu güne özel kızlar için beyaz renkli fırfırlı etekli elbiseler, erkekler için yine beyaz gömlekle siyah pantolon almıştım. Buradaki çocuklar 3 - 12 yaş arası gruptu. 3 yaşından aşağı çocuklar için yukarı kat hazırlanmıştı. 3 - 5 yaşlı çocukların odaları da yukarı katta bulunuyordu. Diğerlerinin odaları bu kattaydı. Aynı zamanda oyun alanları da bu katta bulunuyordu. Okul ve yemek odaları aşağı katta hazırlanmıştı. Şimdi çocuklar eğleniyordu ama az sonra aşağı katta hazırlanan yemekhane odasında basın ve iş adamlarıyla ve de burada çalışacak görevliler, öğretmenler ve müdürün katılacağı bir organizasyon olacaktı 1 saatlik. Ben aslında basın ve iş adamlarını istemiyordum. Kendi aramızda bir kutlama yaparak açılışı planlıyordum ama Altuğ bey bu işe karıştıktan sonra böyle büyümüştü açılışımız. Altuğ bey kendi iş arkadaşlarını davet ederek dikkatleri bu küçük çocukların üzerine çekmeye çalışmıştı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE