Küçük Çiçek vakfının etkinliği var bu gün. Ben yetimhanede büyüdüm. İki yıldır biriktirdiğim parayla bu vakfı açtım ve kendim kaldığım dönemlerde yetimhanedeki çocukları gönül rahatlığıyla emanet edeceğim bir hocamı müdür olarak seçtim.
Bu küçük bir adım olsa da kimsesiz çocuklar için bir yetimhane de ben açtım. Zaten biriktirdiğim para çok fazla olduğu için ve kendime harcamadığım için epey kullanılmayan para vardı. Gizli yapıyordum ama Altuğ bey de bir şekilde öğrendi ve bana yardımcı olmak istedi. Çocukların okul masraflarını şirket karşılayacak. Bu gün onun etkinliği var. Yani açılışı desem daha doğru olur. Bir kaç iş adamı ve basın da davetli dedim ama tüm bunları anlatırken çekmeceyi açıp içinde bilgiler olan dosyayı inceliyordum. Sessiz kalan adam ile başımı kaldırdım ve karşımda gördüğüm hayran bakışlı adamdan hızla bakışlarımı kaçırdım. Utanmıştım. Bu seferki utanışım beni hayranlıkla izlemesi olmamıştı. Bu sefer insan olarak utanmıştım.
Derin bir nefesin ardından utanma sebebimi dile getirdim ve konuşmaya başladım özür dileyerek, özür dilerim ama bana öyle bakmayın dedim kısık bir sesle. Ben ne yapsam da bu benim vazifem, ama düşündüğüm başka bir şey var ki o da, o çocuklara ne aile sıcaklığını verebilmem ne de anne baba sevgisini hiss ettirememem. Sadece kalacak bir yer ve yaşama için gerekli hayatı sunuyoruz o kadar. Büyük bir şey yapmadım ve bunu öğrenen Altuğ bey de aynı şekilde bakmıştı bana. Bu övünülecek ya da hayran duyulası bir emek değil. Bu borçlu olduğumuz küçük bedenlere yapılan bir borç sadece dedim. Uzun zamandır kendimden başka hiç bir şeye sinirlenmemiştim. Şimdi bu konuyu anlattığım 3-cü kişiydi. İlki müdür olarak işe aldığım Fatıma hanım, ikincisi Altuğ bey ve şimdi Ayzer bey. Hepsinin tepkisi aynı ama haketmediğim bir tepki.
Utancım işte bu yüzdendir. Çocuklar için yaptığımız bir şey olağan karşılanıyor, çünkü çok az böyle şeyler yapılıyor. Aslında her kes yapmalı, her kes bir ucundan tutmalı ve geleceğimizi korumak, kurtarmak için bir adım atmalı. Şimdi ise karşımda bana hayran hayran bakan bir adamla 3 defa karşılaşmak sinirlenmeme sebep olmuştu.
Sadece detayları anlatmak istemiştim çünkü patronlardan biriydi. Şimdi şirket başında duracaktı ve edilen yardımın nereye gideceğini bilmesini istemiştim.
Ama sinirlendiğim 2. kişiydi. Çünkü Altuğ beye de sinirlenmiştim. Ama Ayzer beye yaptığım açıklamayı ve isyanı ona yapmamıştım. Onunla konuştuğumda beni övse de kızdığımı belli etmemiş, sadece bunun insanlık borcum olduğunu söylemiştim.
Ben bunları söyleyip başımı tekrar yere eğince bir cümle duydu kulaklarım, senin gizemini çözeceğim Ayliz hanım gibi bir cümleydi. Ama şaşkındım, çünkü bu adamın neden bahsettiğini hiç bilmiyordum.
Ayzer beyden...
Karşımda hayranlıkla izlediğim bu küçük bedenin içerisindeki büyük ruhlu kadın bana öyle bir ders vermişti ki hayatım boyunca unutmayacaktım.
Kendi emekleri ve birikimiyle bir yetimhane açmıştı ve sadece hayran hayran izlerken bile kızıyordu. Çünkü bu mucize kadın iyilik yapmayı kendine borç biliyordu. Düşmüş melek gibi karşımda duran kadını nasıl tarif edeceğimi bilmiyorum.
En başından başlayalım o zaman.
İlk onu Amerikadan yeni geldiğim ve toplantı yemeğinin yenildiği restoranda görmüştüm. Bir masa dolusu insanın eğlendiği ve sohbetler ettiği, aynı zamanda sevgilisi gelmediği için küçük düşürülen ve ezilen bir kadın görmüştüm o masada. Merak ederek arkaya dönüp baktığımda şimdi, daha az önce açık bir şekilde gördüğüm ve büyülendiğim saçlarını görmüştüm ilk önce. O zaman da böyle şaşırmıştım, çünkü saçları gerçekten dikkat çekiyordu her şeyiyle.
Daha sonra mesajlarını görerek ona yardım etmeyi karara almıştım. Ve yanına ilerlerken daha saçını görüp hayran olduğum kadının yüzünü görmüş, ürkek bakışlı bu küçük kadının bizzat kendisinin hayranı olmuştum. Gerçekten o kadar naif ve o kadar kelimelere sığamaz bir güzellik ve görünüşü vardı ki anlatamıyordum. Daha sonra restorandan çıkışımız zamanı kollarımda titreyen bu utangaç meleğin naifliği karşısında bir kez daha şaşırmıştım.
Tamam 10 yıl kadar geciktiğim bir kadının sevgisi hâlâ kalbimde ola bilir. Ama Ayliz hanımı ve gördüklerimi, hissettiklerimi tarif edeceğim tek bir kelimem dahi yoktu. Çünkü bu bir kaç günde bana olanları ben bile bilemiyordum.
Eve giderken yolda arabasını çektiğini ve yol kenarına sinmiş perişan halde olduğunu gördüğümde ise içimde bir yerlerde bir şeyler koptu. Bu küçük kadını bir yere kapatmak ve tüm kötülüklerden uzak tutma isteği nasıl yarandı içimde bilemiyorum o gün. Sahiplenme duygusu hissetmiştim içimde. Sahip çıkma ve koruma isteği o kadar ağır basmıştı ki o an. Hele araçla eve bırakırken hiç yalan söyleyemediğini öğrenmem beni dumura uğratmıştı.
Azra gibi o da dürüst bir karakter sahibiydi ve yalan konuşmak hemen ona etki ediyordu.
Daha sonra ortağım Altuğun bana yurtdışı şirketler için yardım edecek kişiyi, öve öve bitiremediği Ayliz hanımın aynı kişi çıkması beni şaşırtmıştı. Bu kadın her şeyde mi mükemmel yani diye düşünmüştüm. Bunu restoranda öğrenmiştim. Yine kulak misafiri olduğum Azliz hanımın katıldığı başka bir yemekti.
Her zaman suskun gördüğüm bu küçük kadın söz konusu iş olduğunda utangaçlığı bırakarak kimseden çekinmez bir kadın ortaya çıkmıştı. Öyle profesyonelce konuşup açıklamalar yapıyordu ki hayran olmamak elde değildi. Gerçekten işinde başarılıydı.
Her şeyi detaylı ve kısa tutarak o kadar güzel anlatıyordu ki bunca yıllık iş hayatımda böyle sunum yapan başka birini daha görmemiştim.
Ama o zaman da o gözlerde bizi gördüğünde, daha doğrusu üniversite arkadaşlarına ki, arkadaş olduklarını sanmıyorum, üniversite arkadaşlarına benim mecburiyetimle sevgilisi olduğunu bilmeleri ile ilgili yalan aklına düşmüş ve lavaboda yine aynı mide bulantısı, kusma yaşadığını anlamam uzun sürmemişti.
Daha sonra asansör beklerken şirket çalışanlarının konuşması hâlâ kulaklarımda ve beni her düşündüğümde sinirlendiriyor. Benim hakkımda konuşmalarına neyse diyebilirim, çünkü uzun yıllardır alıştığım bir konuşmalardı ama, Ayliz hanım gibi bir kadın hakkında bu tür konuşmaları çok uygunsuzdu. Üstelik Ayliz hanımın bu konuşmalara verdiği tepki sadece utanmak ve onların kabahatinin sorumlusu kendisiymiş gibi özür dilemesi beni çıldırtmıştı.
Orada ona gereken saygının duyulması için konuşma yapmıştım ama bu küçük kadın neden kendini korumuyordu ki? Zaten duramamış ve asansörde bunu resmiyyeti bırakarak konuşma ile sormuştum. Bana cevap olarak kimsesiz olmasını ve kendini sevmediğini söyleyerek yine gözlerindeki kırıklıkla cevap vermişti.
10 yıldan sözetmişti. Bu on yıl beni süphelendirmişti. Sadece bir an onun Azra olmasını istemiş ola bilirim.
Ama çoğu şey uygun değil. Mesela Azra da Ayliz hanım gibi naif biriydi. Yalana karşı böyle mide bulantısı geçirirdi. Ama isimleri bile farklı ve ben tüm uğraşlarıma rağmen Azraya ait en ufak bir ip ucu bulamamıştım. Sadece ismini hatırlıyorum çünkü. Başka bir bilgi yoktu ne beynimde ne de hafızada.
Lanet hastalık yüzünden ona ait her şeyi unutmuştum. Ona ait derken, yani onunla yaşadığım o yılların hepsini unutmuştum. Yüzü teni, gözleri dahil her şeyi. Ama Ayliz hanımın bakış tarzı, enerjisi, buz tutmuş kalbimin onu gördüğümde her defa hızlanması ve tuhaf hissettirmesi bana Azrayı durmadan hatırlatıyordu.
Ailem bana hangi yetimhanede kaldığımı bile söylememişlerdi ve benim geçmişime ait tüm bilgileri yok etmişken, ben eski halimi bile hatırlamazken sadece onun bakışlarını ve bir kaç karakterik özelliklerinden başka hiç bir şeyi bilmiyordum ve hatırlamıyordum.
Ailem. Evet ailem. Büyük iş adamı olan babam ve daha genç iken çalıştığı şirketten başlayarak ismini tüm ülkeye duyurmuş annem. Haliyle bu iki iş aşıkları bir araya gelince, ülkedeki tüm şirketleri gerilerinde bırakarak hızlıca büyümüş şirketimiz. Haliyle şirketle beraber düşmanlarımız da çoğalmış. O yüzden ailenin tek çocuğu olan Ayzeri yani beni bebekken kaçırmış ve bilgilerimin hepsini değişerek gizlemişler. Tabi ben her şeyden habersiz yetimhanede büyümeye başlamışım. Ailem uzun yıllar 16 yıl beni aramış ama bulamamışlar bir türlü.
Sonra bir mucize olmuş ve beni kaçıran adamlardan biri ölüm döşeğinde benim yerimi aileme söylemiş. Şans bu ya ailem beni bulduğunda içimdeki hastalığı da öğrenmişler. Benim için en iyi doktorları bulmuş ve yetimhaneden beni çıkarmışlar. Onlarla beraber gitmemin sebebi ölerek Azrayı bu hayatta yalnız bırakmak istememem olmuştu. Ama yine yalnış bırakmıştım. Gün geçtikçe zayıflayan hafızam o kızı bana unutturuyordu ve ailem onu görmemi her defa engelliyordu. Anlamıyorlardı ki benim hayata tutunmam için o kızın gerekli olduğunu. Ben de Türkiyede, İstanbulda Azranın hayal ettiği gibi bir ev inşa ettirmiştim ve evde çalışan kadına Azrayla ilgili gizlice hildiklerimi anlatmıştım. Ben unuttuyordum ve bir kaç yıla ismimi bile unutacağım günler beni bekliyordu. Bu yüzden aklımda kalanların hepsini teyzeme anlatıyordum bir gün bana anlatsın diye. Şimdi bu denli çok fazla sevdiğim kıza benzer birini bulmak benim ona çekilmemi sağlıyordu anlaşılan.
Ya da başka bir ihtimal, ben Ayliz hanıma, Azradan sonra bir kadına aşık oluyordum. Çünkü 27 yaşım vardı ve aptalca hislerle asıl hisleri ayırt edecek bir yaştaydım ve bu hissler göz ardı edemeyeceğim kadar yoğundu.
Bilmiyorum, tuhafım ve kendimi bile anlatamıyorum.
Şimdi ise Küçük Çiçek vakfından bahsederken gerçekten bir an sanki bir yüz gördüm. Ayliz hanımın yüzü gitmiş ve ergen bir küçük kızın yüzü gelmişti sanki. O konuşuyor ve ben dinliyordum sanki. Bu durumu hafife alamazdım. 10 yıl sonraki böyle hissleri hafife alamazdım.
Kendimi açıklamıyorum. Bu küçük kadını anlatamıyorum. Bu garip durumları çözemiyorum ama işlerimi yoluna koyar koymaz bu kadının her şeyini araştıracaktım.
Çünkü bu kadının bana hissettirdikleri tamamen başkaydı.
Başka bir şey daha vardı. Altuğ. Evet, onun Ayliz hanıma bakarken bakışlarının farklılığını hissetmiştim. Zaten görüştüğümüz de öve öve bitiremediği mimarlık müdürüne karşı daha görmeden aşık olduğunu düşünmüştüm. Çünkü ondan bahsederken gözlerinin içi bile gülüyordu.
Ama 3'lü yemeğinde restoranda gördüğüm bakışlar daha farklıydı. Anlamıştım. Ayliz hanımı üniversite arkadaşlarıyla yemeğinde Ayliz hanımın sevgilisi olan Altuğun benim iş ortağım olan Altuğ olduğunu. Kısık sesle kurduğu cümleyi de duymuştum.
Altuğun da ondan sevgilisi diye tanıştıracağı zaman Ayliz hanımın söylediklerinden sonra cümleyi değiştirdiğini biliyordum ve cümlesinin devamını anlamıştım. Garip olan ise sadece bir yemeğe gelmediği için mi Ayliz hanım Altuğdan ayrılmış olabilir, onu bilmiyorudum.
Altuğa her şeyi soracaktım ama bu gün eve apar topar gidince ertelenmişti.
Şimdi karşımda duran bu mucize çok güzel bir ders vermişti bana. Küçük çocuklar gerçekten büyük insanların sorumluluğunda. Şart onların anne babası, ya da akrabası olmak değil ki. Biz insanız ve her insan çocuklara sahip çıkmalı.
Genç bir kadın tek başına bir kaç yıllık emeğini sarf ederek topladığı parayla bir yetimhane aça biliyorsa büyük iş adamları neden yapmasın ki? Üstelik ben de yetim ve öksüz büyümüşken neden hiç böyle bir şeye akıl edemedim bilmiyorum.