Dün gece Ayzer beye itiraf ettiğim yalan söyleyememek meselesini bir tek Samet biliyordu. Şimdi ise Ayzer bey. O yüzden bana yardım etmiş olmalı ki, onu gördüğümde ve bir nevi yalan söylediğim kişi ile karşı karşıya oturmuş olmaları beni tedirgin ediyordu. Bunu anlamış ve müdahele etmiş olmalıydı.
Derin bir nefes alarak Ayzer beyin haklı olduğunu, endişe etmenise gerek olmadığını Altuğ beye kısık bir sesle dedim. Bu defa yalan söylememiştim ama yine de utandığım için bakışlarımı masada tutuyordum.
Öyle diyorsan öyledir Ayliz diyen Altuğ bey garip bakışlar atıyordu bana. Bir şeyleri anlamak ister gibi. Bu durum hoşuna gitmemiş olmalı ki hemen sohbeti değişerek, yerime kimin geçeceğinin kararını verdiğimi sordu. Tabi bu soruyu yönlendirdiğinde cevabı hiç düşünmediğimi hatırladım. Bir az düşündükten sonra kimseyi almayı düşünmediğimi söyledim. Elbette sebebi vardı. Çünkü her iki işle birlikte ilgilene bilirdim. Böylece hiç boş zamanım kalmazdı. Zaten günlük işlerim az olduğu için epey boş zamanım kalıyordu ve bu zamanlarda hatırlamak istemediğim şeyleri düşünürdüm. O yüzden hem verdiği işle, hem de yeni vereceği işle ilgilene bileceğimi dedim bu defa kendimden beklenmeyecek bir şekilde emin olarak.
Evet her defa işle ilgili konu olduğunda hep kendime emin olmuşumdur. Çünkü sadece işim söz konusu olduğunda özgüvenli oluyordum. Tamam diyerek kabul etmişti Altuğ bey. Ama endişelerini de dile getirmekden çekinmemiş ve kendi bu konuda benim çok fazla yorulacağıma emin olsa da ki, benim işimin zaten onun düşüncesiyle fazla sorumluluk taşıyan bir iş olduğunu söylemişti. Ama yine de benim dediğiniz gibi olacağını da demişti. Bana 1 ay, sadece bir ay süre vermiş ve gözünün üzerimde olacağını, yapamadığım ve fazla yorulduğumu görürse Ayzer bey ile ikisi benim yerime birini seçeceklerini söylemişti. Ayzer bey de katılmış, hem bu bir ayda şirketteki işçileri de tanır ona göre bir karara varırım demişti ciddi konuşarak Ayzer bey.
Yine bakışlarımı yerden kaldırmadan başımı olumlu anlamda salladım. Çünkü ileri sürdüğü fikir gayet iyiydi ve bunun sayesinde ben de kendimi bu işte tanımış olurum. Ne kadar daha işle ilgili sorumluluk ala biliyor ve bunu başara biliyor muyum diye de küçük bir tecrübe olur benim için de.
Biz sohbet devam ederken garson gelerek her kesin sifarişini masaya bırakmıştı. Onlar tatlıların yerken ben bakışlarımı masadan kaldırmadan ara bir benden sorularına yanıt vermemi istediklerinde ya da, bana soru sorulduğunda dahil oluyor, çoğu zaman sessizliğini koruyordum. Nihayet tatlıları da yedikten sonra garsondan hesabı isteyen Altuğ bey ve Ayzer bey ile ayağa kalktım. Yarın şirkette görüşürüz diyerek Ayzer beyin uzanmış eli ile tokalaştım ve masadan ayrıldım. Altuğ beyin yüzüne bile isteye bakmadım çünkü elini uzatırsa onun kirli ellerine elimi bırakmak istemiyordum olay daha tazeyken. Onun bana en küçük temasını bile kaldıramayacak kadar güçsüzdüm bu aralar
Restoranın çıkışına yöneldim ve masaların arasından adımlayarak geçtim. Portmantonun yanında duran görevliye ismimi söyleyerek paltomu aldım ve giyinerek dışarı çıktım. Yine restoran görevlisi arabamı getirdiğinde şirkete doğru aracı sürdüm. Çünkü daha akşam üstü Altuğ beyle katılmam gereken bir etkinlik vardı.
Önceden Altuğ beyle konuşmuş ve şirketten beraber gideceğimizi karar vermiştik. O yüzden ona tekrar bu konuyla ilgili soru sormayı gerekli bulamamıştım. Ne kadar dün gece rezil bir olay yaşasak da o patron, ben de Ceo adayı bir çalışandım şirkette. O yüzden şahsi meseleleri işe karıştırarak profesyonelliğimi göz ardı edemezdim.
Sadece şirkette her ihtimale karşı bıraktığım gece elbisesini giyinmekten başka bir işim kalmamıştı şimdilik. Tabi katılacağımız yer şirketten çok özel bir yer olsa da, şirkette karar vermiştik. O yüzden şirketle ilgili olduğunu söylüyordum ama değildi.
Arabayı şirkete doğru sürmeye başlamıştım çoktan. Bu gün olanlar, hatta 24 saat içinde olanlar benim sıradan yaşamıma çok ağır gelen olaylar olmuştu. Altuğ bey ile ne yapacağımı bilmiyordum. İyi bir insan olduğunu biliyorum. Her şeyde sabır gösteren ve beni olduğum gibi kabul eden sayılı insanlardan biri idi kendisi.
Ama bana karşı yaptığı her şey de çok yalnıştı.
İhanet hiç bir kadının hak etmediği bir davranıştı sonuçta.
Arabayı şirketin otoparkında bir yere park ederek indim. Çantamı ve paltomu alarak aracı kilitledim. Şirketin giriş kapısına doğru yürüdüğümde tam kapıya doğru dönüyordum ki bir lüks siyah araç kapının önünde durdu. Özel tasarım olduğu her haliyle belliydi aracın.
Aracın içindeki kişiye bakmak istemesem de gözüm takıldı ve baktığımda Ayzer beyin gözlerinde gözlük restoranda fazla dikkat etmediğim için göremediğim ama şimdi fark ettiğim cillet gibi siyah takım elbisesiyle dergilerden fırlamış erkek manken edasıyla arabadan indi. Dikkat vererek baktığımda restoranda doğru düzgün incelemediğim adamdan bakışlarımı çekemedim bir kaç saniye. Uzun boyu vardı, bayağı uzundu ve vücut yapısı sık sık sporla uğraştığını gösterecek kadar fit yapıya sahipti. Kol kasları giydiği takım elbisenin sıkı olduğundan belirgin şekilde belli oluyordu.
Güçlü duruş sergiliyordu aynı zamanda, yıkılmaz edası vardı ve bunu da ona bakan her kes hissederdi. Yüzü hafif kirli sakallı, dik küçük burnu, dolgun çürük vişne renkli dudakları ve çok güzel gözleri vardı. Yüzü ve tüm baştan ayağa hali o kadar hayran olunası idi ki, bir bakan dönüp bir kez daha bakıyordu. Yunan tanrılarına benzeyen bu adam tapınasıydı.
Yaptığım şeyin her ne kadar saniyeler sürmüş olsa da göz tacizi olduğunun farkına vararak utandım ve bakışlarımı yere sabitleyerek şirkete doğru adımlamaya başladım. Kapıdan içeriye geçerken ismimi sesleyerek beni durduran Ayzer beyin yüzüne bu defa bakamadım. Efendim dedim durarak yanıma gelmesini bekledim. Benimle konuşmak istediğini söylediğinde tam karşımda duran adamın ve etraftaki işçilerin ortak noktası olduğumu hissediyordum. Yani, yoğun bakışları üzerimde hissedecek kadar keskin bakıyorlardı. Kabul ederek tabii efendim dedim ve konuşacağımız yeri düşündüm. Emindim ki odası henüz hazır değildi. O yüzden benim odamda konuşa bileceğimizi kısık bir sesle söylemiştim.
Olur demişti ve düm düz yürümeye başladımıştı. Arkasından adımlarken hangi yöne gittiğini görmek için başımı kaldırdım ama gördüklerim utanarak başımı eğmemi sağladı. Çünkü şirkette çalışan tüm kadın işçiler durup, elindeki işleri bırakarak hayran hayran Ayzer beye bakıyorlardı. Hemen kafamı yere eğerken Ayzer beyin asansörlerin olduğu tarafa doğru yürüdüğüne baktım sadece.
Asansörün düğmesine basarak gelmesini bekledi ve ben de ona doğru yürümeye başladığımda birden bir kaç tane kızın Ayzer beyin yanına doğru ilerlediğini ve asansörü beklemeye başladığını gördüm. Galiba asansör dolu olacaktı ve yerleşmeyecektik. Bu kadar insan arasında nasıl konuşacağımı bilemediğim için hafif boğazımı temizledim ve onun dikkatini çekmeye çalıştım ama sesim fazla kısık çıkmıştı. Kızların fısıltı ile Ayzer beyin ne kadar yakışıklı olduğu, ne için buraya geldiği, kim olduğu hakkında konuşmalarından sesim duyulmuyordu.
Ayzer bey diye seslendim bu defa bir az yüksek sesle. Sesimi duymuş olmalı ki, anında bakışları beni buldu. Yanında duran kadına çevirdi önce bakışlarını, sonra etrafındaki kızların fazla olması ile ve benim epey uzakta kalmam ile adımlayarak yanıma geldi.
Kızların bu ara fısıltıları fazlasıyla artmıştı ve hiç hoş konuşmuyorlardı. Ne yani, bu aptal kul kedisiyle mi konuşuyor bu yakışıklı, yoksa bana mı öyle geliyor? dedi kızlardan biri diğerine. Başka biri ise Boşuna demiyorlar yere bakandan korkacaksın. Hiç gözlerini görmedim ben bu kızın daha önce dedi başka bir kız. Allah aşkına biri o sülüğü o yakışıklının yanından alsın diyen diğer bir kızın sesi ile artık utançtan ne renge büründüğümün farkında değildim bile.
Ne kadar da kötü konuşuyorlardı benim hakkımda ve utanacağım başka bir şey ise tüm bu konuşmaların Ayzer bey tarafından da duyulmasıydı. Ben çok özür dilerim, tüm bunlara sebep olduğum için. Sadece yer olmayacağı için merdivenleri kullanacağımı söylüyecektim size, gibi bir şeyler geveledim ağzımın içinde kısık bir sesle. Hatta o kadar kısık konuşmuştum ki, duyduğunu bile bilmiyorum.
Hafif bir alaylı gülme sesi duyduğumda başımı yukarıya kaldırdım ve tam karşımda olan adamın hafif kızgın ama daha çok dalgalı bakışlarının benim üzerimde olduğunu gördüm. Tüm konuşulanları niye kendi kabahatimmiş gibi üzerime aldığıma ve neden özür dilediğime ait bir kaç cümle kurdu. Ardından bakışlarını kızların üzerinde tek tek gezdirdi. Daha sonra yüksek sesle konuşmaya başlamış ve bu şirketin ciddi bir kurallara ihtiyacı olduğunu dile getirmişti. Aksi halde patronlardan sonra söz sahibi olan müdüre karşı böyle lüzumsuz cümleler kurulmaması gerektiğini şimdiye kadar öyrenmiş olmalarının lazım olduğunu demişti buradaki çalışanlara. Anlaşılan hakikaten kızların fısıltıları durmuştu. Yoğun bakışları hiss ederek başımı çevirip kızlara kısa bir göz attığımda kocaman gözlerle bana bakıyorlardı. Ne yani 3 yıldır burada çalışmama rağmen henüz bu şirkette ne çalıştığımı bilmiyorlar mıydı?
Daha sonra hanımlar diye başka bir cümle kurmaya başlamıştı. Şirketin mimarlık müdürü ve bundan sonra Ceosu olacak benden özür dilemesini ve bunun için sadece 5 dakikları olduğunu sert bir sesle söylemişti. Aksi halde onları disiplinsizlik cezasına yazdırmasının onun için fazla düşünülmesi gerekmeyen bir konu olacağını da dile getirmişti. Ayzer beyin söyledikleri ile kızlar kendini kısa sürede toparlayarak özür dilemişlerdi bir bir ve ben bu ara başımı hiç yerden kaldırmadan başımı saklamakla kabul ettiğimi göstermiştim.
Kızlar özür diledikten sonra yavaşça kendi işlerinin başına döndüler ve asansöre binenlerin sayı bir hayli azaldı.
Tam zamanında gelen asansöre binerek odamın yerleştiği düğmeye bastım ben de. Asansöre benim ardından binen Ayzer bey ile kapılar kapandı ve derin bir nefes alan Ayzer beyin söyleyecekleri olduğunu anlamıştım. Ayliz hanım, diyerek söze başlamış adam ile dikkatimi ona verdim. Benim her zaman böyle mi olduğumu sordu bir anda. Yani hiç bir zaman kendimi savunmuyormuş gibi gözüktüğümü. Ne diye bilirdim, ne yapa bilirdim ki?
Bir şeyler söylemek istedim ilk önce ama ağzımı açtım ama doğru dürüst bir cümleyi geçtim bir kaç kelime bile yan yana getirememiştim utancımdan.
Çünkü ben kendimi hiç kimseye karşı savunmamıştım ki? Şimdi mi savunacaktım? Annem beni çok küçükken bırakmış, ben nasıl başkasına kafa tutar kendime değer verdiğimi öne süre bilirim? Beni 15 yıl yanımda olan bir adam 10 yıldır bırakıp gitmiş, ben kimim ki insanların gözünde kendime yer edinmeye çalışayım?