(15) O gün bu gün mü?

1500 Kelimeler
Bu gün yeterince uzun ve yorgun bir gün olduğu için epeyce yorgundum. Ilık bir duş aldıktan sonra uyusam çok iyi olacaktı. Adımladım ve anahtarla apartman kapısını açarak içeriye girdim. Hâlâ bekleyen araba benim içeriye girip kapıyı kapatmamla hareket etmiş ve uzaklaşan motor sesinden belli olduğu gibi gitmişti. Geçen sefer de beni bıraktığında içeriye girene kadar beklemişti. Bu da ne kadar kibar bir adam olduğunu gösteriyordu. Şimdiye kadar az bir vakitti Ayzer beyi tanıdığım. Ama gerçekten iyi olduğuna, iyi bir insan olduğuna inanıyordum. Asansörlerin olduğu bölüme geçerek düğmeyi bastım ve asansörü çağırdım. Kısa zaman sonra açılan kapıdan içeriye girdim ve kendi katımın numarasına bastım. Çalışan asansörle bu sefer 2 dakika bile olsa kendime dönüp bakmadım. Asansör durup kapılar açıldığında asansörden indim ve kolidorda yürümeye başladım. Evimin kapısını gördüğümde bir az daha hızlandım ve sanki son gücümle kapıyı açarak kendimi adeta eve attım. Çantayı ve paltoyu portmantoya bırakarak ayakkabılarımı çıkardım. Hiç bir ışığı yakmadım ve sadece kolidordaki küçük gece lambasını yaktım. Kendi odama ilerledim ve içeriye geçerek ilk önce banyoya yöneldim. Suyu ayarlayarak üzerimdeki giysilerden kurtuldum. Ilık suyun altına girdiğimde inanılmaz rahatladım. Şu bedenimden aktıkça sanki tüm yorgunluğumu da alıp götürüyordu . Bir kaç dakikanın ardından suyun altından çıktım ve bornozu giyinerek saçlarımın nemini havluyla aldım. Çok yorulduğum için üzerime bir şey giyinmeden yatağa uzandım ve gözlerimi bu güne kapatarak sonlandırdım. Alarmın sesiyle neler olduğunu anlamaya çalıştım ilk önce. Sabah olmuştu ve içeriye dolan ışıkla alarmı hatırladım ve alarmı kapattım. Alarm gerçekten sabahları çekilmez bir hal alıyordu. Çarşafı üzerimden atarak kalktım ve ilk iş banyoya girerek günlük rutin işlerimi halletmek oldu. Dişlerimi fırçalayıp yüzümü yıkadıktan sonra kurulandım ve odama geçtim. Dolaba ilerleyerek iç çamaşırları ve bu gün giyeceğim beyaz renkli diz üstü düz bir elbise beyaz paltomu ve beyaz renkli topuklu ayakkabımı elime alarak yatağa ilerledim. Dün duş aldıktan sonra halim olmadığı için bornozla uyumuştum. O yüzden bornozu çıkararak giyinmeye başladım. Paltoyu ve ayakkabıyı odadaki tekli koltuğuna üzerine bıraktım ve odamı toplamaya başladım. Daha sonra diğer dolaptan beyaz bir çanta alarak, bu gün giyim tercihimi beyazdan yana kullandım sık sık olduğu gibi. Fazla beyaz giyerdim ama bazen beyaz giyindiğimde ölü rengi gibi beyaz tenim daha renkli durduğumu sanıyorum. Bu gün yine beyaz giyinmek istemiştim. Normal insanlar gibi görünmek istemişimdir çoğu zaman. Tabi ne kadar başardığım tartışılır, çünkü hiç bir zaman normal biri olamadım. Paltomu ve ayakkabımını da çanta gibi elime aldıktan sonra çıkış kapısının bulunduğu koridora doğru yürüdüm ve elimdekileri girişe bıraktım. Daha sonra mutfağa ilerleyerek önce 4 bardak su içtim. Evet bu benim alışkanlığımdı.Her sabah uyandığımda dün hariç 4 bardak su içerdim. Daha sonra bir şeyler atıştırmak için masaya kahvaltılıklar yerleştirmeye başladım. İşim bittiğinde çay içmediğim için kahvaltı etmeye başlamıştım bile. Bir kaç dakika sonra biten kahvaltı ile son yudum portakal suyumu da içtim ve ayağa kalkarak masayı toparladım. Kapıya doğru yürüyerek paltomu çantamı ve anahtarları alarak ayakkabımı da giyindim ve kapıyı kapatarak çıktım. Asansörlerin olduğu bölüme gelerek asansörü çağırma düğmesine basarak beklemeye başladım. Bir kaç dakikaya gelen asansöre binerke en alt katın tuşuna bastım ve bir kaç dakikaya açılan asansör kapılarından çıkacak dışarıya doğru aldımladım. Arabaları park ettiğimiz alana doğru yürüyerek kendi arabamın yanında durdum ve kapıyı açarak aracın sürücü koltuğuna oturdum. Elimdeki eşyaları yan koltuğa koyarak aracı çalıştırdım ve şirkete doğru sürmeye başladım. Trafik vardı yine ama sonunda iş yerime ulaştığımda rutin işim olan arabayı park edilen alana doğru sürüm ve park ettim. Eşyalarımı alarak paltomu giyindim ve çantamı alarak arabanın kapısını kapattım. Dış kapıdan içeriye girerek her kes selamını yine baş selamıyla aldım ve asansörlerin olduğu bölüme doğru yürüdüm. Asansöre binerek kendi odamın bulunduğu katın tuşuna basarak beklemeye başladım. Nihayet kendi katıma geldiğimde odaya girecekken Günaydın Ayliz hanım diyen Altuğ beyle durdum. Yüzüne bakmadan gülümsedim ve günaydın dedim. Uzun bir sessizlik olduğunda ve Altuğ beyin konuşmasını beklediğimde bir şeyler olduğunu anlayarak başımı kaldırdım. Bana derin derin bakıyordu ve gözlerini sanki benden alamıyor gibi hâli vardı. Beni baştan ayağa süzdü ve beğeni dolu bakışları ile dalıp gitti. Altuğ beyin beni gerçekten sevdiğini biliyordum. Bunu ona bakan her kes anlardı. Tıpkı Ayzer bey gibi. O da muhtemelen bana böyle bakan adamın aşık olduğunu anlamıştır. Ama Altuğ beyle ben hiç bir birimize göre değildik. Ben anlamıştım, kalbimin sevgisinin sonsuz olduğunu. Her kese kapalı olduğunu. Bu yüzden Altuğ bey beni aldatmasa da zaten sevgili gibi ilişki yaşamadığımız için ayrılacağıma eminim. Olmuyordu çünkü. Bu sadece ona da bana da yazık etmekti. Baktığım Altuğ beye daha bir kaç saniyeydi ki başımı eğdim ve konuştum. Bir şey mi diyecektiniz diye bir soru sordum kısık bir sesle. Hı, e... evet. Şey, dedi Altuğ bey ve sanırım demek istediği şeyi hatırlamaya çalışıyordu. Elini kaldırarak utangaç bir şekilde hafifçe saçının arasında dolaştırdı ve ağzından bir heh nidası çıktı. Sanırım hatırlamıştı bana söyleyecek olduğu şeyi. Bu gün Ayzer bey, sen ve ben toplantı yapalım. İşleri nasıl idare edeceğin hakkında bir program hazırla orada bize söylersin. Benim ve Ayzerin de ilave etmek istediği bazı eklemeler var dediğinde başımı salladım. Tamam olur dediğimde Tamam o zaman asistanına haber veririz diyerek kendi odasına doğru yürümeye başlayan Altuğ bey ile ben de odama girdim. Paltomu ve çantamı askılığı asarak koltuğa oturdum. Bilgisayarı açarak gelen meyllerimi kontrol etmeye başladım. Bir kaç dakika sonra kapı tıklatılarak Ayşegül içeriye girdi. Günaydın efendim, nasılsınız dedi yine neşeli hâli ile. Ben de gülümsedim ve günaydın Ayşegül. İyiyim teşekkür ederim dedim. İyi olun efendim. Bu günkü programınız yoğun değil efendim. Az önce Altuğ beyin asistanı Güler hanım saat 10'da şirketin diğer ortağı ile toplantınız olduğunu söyledi. Ondan başka bu gün sadece tamamlanmak üzere olan projelere ve inşaatlara son kontrolleri yapacaktınız. Bir de bu gün birinin doğum günü diye bana kaydettirmiştiniz geçen sene. Bu sene de hatırlatmak istedim dediğinde çocuklarla uğraştığım için unuttuğum şeyle sertçe yutkundum. Bu gün 18 Aralıktı. Bu gün Sametin doğum günüydü. Bu gün o gündü değil mi? Bu gün Sametin doğum günüydü. Ben bunu unutacak kadar mı onu düşünmeyi bırakmıştım? Her yıl bir gün önceden aklıma gelirdi ve ben onun doğum gününü kutlarım. Ayağa kalktım ve Ayşegülün tüm sorularını, tüm söylediklerini yanıtsız bırakarak sadece çantamı aldım ve odadan çıktım. Etrafımdaki her şeye kulaklarımı kapamışım gibi olmuştum. Garip olduğumun farkındayım ama 18 aralığı duymak bile benim dünya ile olan bağımı koparmaya yetmişti. Asansöre binerek bana selam verenleri bu kez duymamayı seçtim. Giriş katının düğmesine bastım ve bir kaç dakika sonra asansörün kapısı açıldı ve ben indim. Şirketin çıkış kapısından çıktım ve araçların bulunduğu otoparka doğru gittim. Otoparkta bir sürü araba vardı ve ben kendi aracıma doğru yürürken kalbimde bir sıcaklık hissettim. Ama önem vermedim. Biri ismimi söyledi yine ama duymadım. Çantamdan anahtarı çıkartarak kapıyı açtım ve sürücü koltuğuna yerleştim. Fazla oyalanmadım ve hemen çalıştırarak her zamanki yere doğru sürmeye başladım. Yarım saat sonra Çiçek pasta isimli pastacının önünde durdum ve 4 tane büyük 1 tane küçük bir pasta aldım. Sadece sifarişimi verdim ve ücreti ödeyerek tek tek pastaları araca yerleştirdim. İki tanesini bagaja, iki tanesini arka koltuğa 1 tanesini ön koltuğa. Yeniden sürücü koltuğuna oturdum ve bir an önce gitmem gereken yere doğru sürdüm aracı. Araç büyük harflerle İstanbul Küçük Çavan Yetimhanesi diye yazılmış eski bir yetimhanenin önünde durdu. Araçtan indim ve güvenlik kulübesinde uyuyan Ahmet amcayı elimi cama vurarak uyandırdım. Merhaba Ahmet abi. Pastalari taşımama yardım eder misiniz kibarca soru sorduğumda uyku mahmuru gözlerle bana gülümsedi. Hoş geldin Azra kızım. Özledik seni. Ne zamandır gelmiyorsun buralara. İşin düşmezse geleceğin yok derken benimle birlikte pastaları arabadan kucağına aldı. Seviyordu beni öz kızı gibi. İşler Ahmet amca dedim sadece, çünkü konuşacak halim yoktu genel olarak. Pastaları bırakıyorum. Siz Halime sultan ve çocuklarla birlikte kesip yersiniz dedim sadece pastaları yetimhanenin mutfağa bırakırken. Sabah saatleri olduğu için çocuklar okuldaydı ve gelmelerine en az 2 saat vardı. Bu yüzden küçük pastayı bir ateş ve çatalla birlikte götürdüm ve bizim Sametle her zamanki oturduğumuz yer olan tek Çınar ağacının altına doğru yürüdüm. Büyüyüp kocaman ve yaşlı bir çınar ağacı olmuştu. On yıl geçmişti onun altında yalnız oturmamdan. Bir kaç budağı kurusa da, iyi görünüyordu. Her zaman Sametin oturduğu yere oturdum ve cebimden çıkardığım mumu pastanın üzerine yerleştirdim. Ateşle de yaktıktan sonra pastaya bakmaya başladım. Bu gün senin doğum günün ve 28 yaşın tamamlanıyor. 10 yıldır her yıl burada yalnız başıma kutlarım senin doğum gününü kalbimin yaralı sahibi. Bilmiyorum nasılsın neredesin ama, sana karşı sevgimin azalmaması beni kahrediyor. Bak yine doğum günün ve hâlâ yoksun diye geçirdim içimden üzgün bir şekilde ve göz yaşları yanaklarımdan süzülürken mumu üfledim. Sönen ateş ile çatalla küçük bir parça kopararak ağzıma koydum ama bu ara dilek tutmayı da unutmamıştım. Ama geçen 10 yılın ardından kendime bir söz borçluyum. Artık beni korumaya gelmeyeceğinden eminim. O yüzden artık hassas olmayı bırakacağım. Çok fazla kırılıyorum ve ağlamak beni halden düşürüyor. Şimdiki gibi. Yüzümdeki ıslaklığı fark ederek elimi kaldırdım ve göz yaşlarımı sildim. Bitmeli, bu bekleyiş bitmeli. Bu hüzün bitmeli ve ben artık kendimi tek başına koruya bilmeliyim. Bu gün sonuncu doğum günün yalnız geçirdiğim Samet. Ben senin yokluğunu bu günden kabul ettim ve bu günden sonra yalnız başıma bir gün hiç geçirmeyeceğim. İş ya beni ayakta tutan, her gün işle uğraşacağım, bu gün bile. Derin bir nefes aldım ve ayağa kalktım. Bahçe girişindeki çöp kutusuna doğru yaklaştım ve pastayı çöpe attım. Yürüdüm ve kapıyı açarak yetimhanenin bahçesinden dışarı çıktım. Aracıma binerek geri şirkete döndüm. Genelde bu tarihte hep tek başıma takılırdım. Ama bundan sonra böyle etki altında kalmak yok. Gideceğim ve çalışacağım. Hem toplantı vardı ve ben artık 2 saat geçilmiştim. Bensiz toplantı yapılmayacağına göre ertelenmiş olmalı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE