Yetimhaneden çıkarak şirketin yolunu tutum. Nihayet şirkete varmıştım. Aracı yeniden şirketin otoparkına park ederek indim ve şirkete girdim. Asansöre binerek kendi katımın tuşuna bastım. Kata geldiğimde kendi odama girmem saniyelerimi almıştı. Bu günkü toplantı için gerekli araştırmalar yapmıştım ve hepsini masanın üzerine dosya halinde toplayarak bırakmıştım. Ama şimdi yoktu. Dosyanın nerede olduğunu öğrenmek için telefonla Ayşegülü arayarak odaya çağırdım.
Efendim iyi misiniz diyerek giren kıza gülümsedim. Gel Ayşegül dediğimde bir şeyimin olmadığına inanmış kız da gülümsedi. İçeriye geçti ve çalışma masamın önünde durarak ben bir şeyler sormadan konuşmaya başladı.
Ayliz hanım ben bir şey yaptım. Siz hiç bir şeye cevap vermeden çıktınız için ben de endişelendim ve sizin yanınıza gelen Ayzer beye sizin kötü olduğunuzu ve çıktığınızı söyledim, o da 4 tane güvenlik görevlisini sizin peşinizden gönderdi aramak için dedi ve ellerini önünde birleştirdi.
Sonra Altuğ bey geldi, ona da aynı şeyleri söyledim dedi başını yere eğip mahçup bir şekilde.
İnsanları boşu boşuna endişelendirmişsin sadece ama sorun değil Ayşegül. Ben açıklarım onlara dedim ve derin bir nefes aldım. Ayşegül benim için endişelenmiş ve istemeden de olsa onları da endişelendirmiş olmalı.
Tamam şimdi Altuğ beyin asistanını arayın, Ayliz hanım geldi de, toplantını bu gün boş saate yerleştire biliyorsa yerleştirmesini rica etti. Sonra da bana haber ver dedim ve ayakta koltuk başında beklemek yerine koltuğa oturarak dinlenmeye karar verdim. Ayşegül arayana kadar bir işim henüz yoktu.
Son olarak da bana da bir bol sütlü ve şekerli kahve getirir misin dediğimde Ayşegül gülümseyerek başını salladı ve odadan çıktı.
Derin bir nefes alarak Ayşegülü beklemeye başladım. Dosyayı sormamıştım ama üzerinde bu günkü toplantıyla ilgili bilgiler yazıldığı için Ayşegul Ayzer bey ve ya Altuğ beyden birine vermiş olmalı.
Beş dakika sonra Ayşegül elinde kahve kapıyı çalarak odaya girdi.
Efendim gire bilir miyim diyen kıza başımı olumlu anlamda salladım. Kahveyi getirip masaya bıraktı ve geri çekilerek bana bakmaya başladı.
Ayşegül, masada benim dosyam vardı bu günkü toplantıyla ilgili, şimdi yok. Gördün mü diye soru sorduğumda dosyayla ilgili bilgi almak istemiştim. Çünkü gerçekten uzun vaktimi almıştı onu hazırlamak. Yeni bir plan ve araştırma yapmaya da ne yazık ki zaman yoktu.
Altuğ bey Mutlaka toplantıyla ilgili bir dosya yaratmıştır Ayliz hanım dedi ve benden masanıza bakmamı istedi. Masada duran dosyayı ben de Altuğ bey istediği için aldım ve ona verdim dedi.
Başımı sallayarak çıkması için bir işaret verdim. Ayağa kalktım ve çantamdan telefonu alarak geri yerime oturdum. Telefonum hep sessizde olurdu, çünkü konuştuğum önemli kimse yoktu. Sadece ara sıra Ayşegül iş için arardı. Şimdi ise Altuğ beyden 6, tanımadığım ve ismi yazmayan numaradan 13, Ayşegülden ise 3 cevapsız arama vardı. Altuğ beye Ayşegül haber vereceğine göre problem yoktu cevapsız çağrıların. Ama bilinmeyen numaranın kime ait olduğunu bilmiyordum. O yüzden geri arayarak telefonu kulağıma tuttum. Birinci çalışta açılması ile afalladım. Telefonun başında mı bekliyordu?
Alo diyen bir erkek sesine merhaba, beni aramışsınız. Kimsiniz diye soru sorarak cevap verdim.
Ayliz hanım, iyi misiniz diyen ses tanıdık geliyordu ama kim olduğunu düşünemiyordum.
İyiyim teşekkür ederim ama kimsiniz dediğimde telefonun diğer yanından derin bir iç çekiş sesi geldi. Ne yani bu adam benim için bu kadar endişelenmiş mıydı?
Ayzer ben. Bekle geliyorum yanına. Neredesin diye soru sormasıyla afalladım.
Altuğ bey neyse de, Ayzer bey neden benim için bu kadar endişelenmişdi ki? Sadece bir iki gün gördüğü biriyim. Genelde bana tüm insanlar kötü davrandığı için iyi davranan insanlar gördüğümde şaşırıyordum.
Odamdayım. Gelmenize gerek yok Ayzer bey. Bu gün toplantı olacak. Orada görüşürüz. İyiyim ben merak etmeyin dediğimde tamam diyerek telefonu kapatmıştı.
Ben de telefonu kulağımdan çekerek masanın üzerine bıraktım.
Yarım saat kadar, bilgisayardaki dokümanlarla ilgilendim. Bu günlerde fazla iş vardı ve hepsi de günü gününe olmalıydı. O yüzden derin bir nefes alarak beklettiğim tüm dosyalarla ilgilendim ve gönderilmesi gerek imellerin de her birini göndererek bana gelen imelleri de gözden geçirdim. Önemli olanların her birini pazar ertesine not aldım. Çünkü yarın cuma ertesi olduğu için, yarın gönderemez ve ilgilenemezdim.
İşlerimi daha yeni bitirip oturduğum koltukta arkaya yaslanmıştım ki, kapı çaldı. Gel dediğimde içeri Ayşegül girmişti. Her zamanki güler yüzlü enerjisi ile odaya girer girmez beni gizlice kontrol eden Ayşegüle gülemeden duramadım.
Noldu Ayşegül dediğimde o da gülümsedi ve utanmış gibi kafasını aşağı eğdi.
Efendim Altuğ beyin asistanı ile konuştum ve yarım saate toplantı ayarladı. Altuğ beyin ondan sonra başka toplantısı varmış. Sizin de girmeniz gereken Gök projesi için görevlilerle konuşmanız varmış dediğinde unuttuğum toplantıyı hatırlattığı için ah, Ayşegül ben onu unuttum. İyi ki hatırlattın dedim. Daha sonra yine söyleyeceği olmalı ki, duran ve elleriyle oynayan kıza baktım ve Ayşegül bir şey söyleyeceksin belli. E söyle dedim ve bekledim.
Ayliz hanım iyiyseniz, ben şey diyecektim. Bu gün Halil askerliği bitirip geliyor da. Ben gitsem olur mu diye utangaç tavırlarla konuşunca içinden bir sızı geçti. Gerçekten bu kız çok güzel bir ahlak ve terbiyeye sahipti.
Keşke ben de sevdiğimi askere yola salıp da, yolunu gözlesem ve bir kaç ay sonra askerliğini bitirip gelseydi. Ama ben onu sadece gitmemişten önce gördüm. O da bana yetti acılara vermeye.
Tamam Ayşegül senin işin bittiyse elbette gide bilirsin. Tebrik ediyorum bu arada dedim gülümseyerek.
Halil Ayşegülün nişanlısıydı. Üniversiteyi bir az geç bitirdiği için, askere de geç gitmişti. Şimdi askerliği bitirip döndüğüne göre artık evlilik gözüküyor anlaşılan Ayşegüle.
Teşekkür ederim Ayliz hanım diyerek odadan büyük bir sevinçle çıkan kıza baktıktan sonra camdan dışarıyı seyr etmeye başladım.
Evet, toplantı geliyor ve ben her şeyi kusursuzca bir sunumla çabuk kapatmalıyım.
Samet hayatımdan tamamen çıktığını kabul ederek kendimi işe vermeyi düşünüyorum. Artık Altuğ bey gibi bir hataya da yol vermeyeceğim ve hayatımda izleyeceğim bir planlar olmalı. Kendi hedefime bir şeyler koymalı ve ona doğru tüm enerjimle çalışmalıyım.
Ben de karşıma hedef olarak Ayzer beyin yurtdışı işlerini yoluna koymayı ve şirket bünyesinde özel bir iş kurarak onu Ayzer beyin adına yapmayı koydum.
Ayzer beyin tüm işlerini bu şirketin bünyesine geçiremem, bu Ayzer beye haksızlık olurdu. Ama şirket içinde kontrol altında tutulan ve tüm yetkisi sadece Ayzer beye ait olan bir sistem kura bilirdim. O yüzden bunun için epey çalışmalı ve tüm işlere önce hakim olmalı, hangi işi nasıl bu sisteme geçire bilirim, nasıl her şey kontrol edilir onları tam olarak öğrenmeliyim. Tabi bunun için de o şirketlere tek tek giderek orada da bir görüşme ile bu işi hall edeceğime inanıyorum.
Derin bir nefes aldım ve kafamdaki düşünceleri bir kenara bırakarak yaklaşan toplantı saatine baktım ve ayağa kalktım. Toplantı odasına gitmek için hazırlandım.
Elime dosyaya birlikte hazırladığım sunum görüntülerinin bulunduğu flash belleği çekmeceden aldım ve odadan çıktım. Toplantı bu kattaki toplantı odasında olacaktı. O yüzden asansörlerin olduğu bölüme değil de diğer koridora doğru yürüdüm.
Derin bir nefes alarak ilerliyordum. Kafama üşüşen bir çok fikirler vardı, mesela geçmişim, mesela yaşadığım hayat ve mesela gerçekten Samet.
Samet, ah yaralı yarim. Ah benim kalbimin mühürlü olduğu adam. Dünya ne acımasız öğle değil mi? Nasıl da beni bırakıp yok oldun sanki, yer yarılıp da içine girdin sanki.
Hayır hayır, asla senin sevginden hiç bir zaman şüphe etmedim. Beni benden çok sevdiğini yaşadığımız onca yılda gördüm. Sadece beni üzen ne biliyor musun? Ya seni göremeden ölürsem? Ya sana aslında bir şey olmuşsa? Düşünmek istemiyorum ama, ya sen öldüysen? Ama yok. Hissederdim bunu değil mi? Eğer sana bir şey olsaydı ben hissetmez miydim? Asıl sevgi değil mi bu? Biz kalplerimizle birleşmedik mi? Öyleyse bize, bir birimize bir şey olursa kalplerimizle hissetmez miydik? Benim aklım hep sana bir şey olma konusunda endişe etse de, kalbim rahat oldu hep. Sanki kalbim benimle konuşuyor ve bana fısıldadığı şey, o iyi oluyor. İyi ol. Sen iyi ol. Ben bundan sonra senin beni bulamamanı sorgulamayacağım, ya da neden gelmediğini. Ya da niye bunca zaman bana bir haber vermediğini. Düşünmeyeceğim beni neden aramadığını. Aklıma takmayacağım, seni beklediğimi düşünüp de bana artık beni senin de, hayatıma devam etmem için bir haber yollamamanı.
Geçti gitti de demeyeceğim. Hayatımın onca yılını unuttum da, ya da unutacağım diye büyük büyük konuşmayacağım da. Çünkü seninle yaşadıklarım ve senden sonrası 10 koca ve zorlu yıl da yaşadıklarımı unutacak kadar değersiz zamanlar değil hayatımın 26 yılı.
Evet, kendi içimde kendimle yüzleşiyorum şu an. Kendi içimde bir şeyleri kabulleniyor, bir şeylerin kırıkları içime batsa da, artık kırılmanın zamanının geldiğini bilerek kırıyorum. İç savaş değil de, yaşadıklarım yüzüme vurularak bana anlatılıyor sanki kendi içimde. Gösteriliyor. Azrayı içime tamamen gömmem gerektiğini bana fısıldıyor yıllardır acı çekerek kıvrılan ruhum. Ben onun sevgisini içimde bu kadar taze tutarken, acısı da yıllar geçse de taze kalıyor ve beni, ruhumu azap içinde bırakıyordu. Bunu şu an hissettiğim araf bana gösteriyor sanki.
Azra ya da Ayliz. Ben şimdi ikisi arasında sıkışıp kalmıştım. Çünkü ben Ayliz olmaya karar verdiğimden beri bir türlü Ayliz olamadım. Hep Azra olmaya zorladı içimdeki bu sevgi ve bağlılık. Hep Ayliz olmak isterken, yaşadıklarımı unutamasam da geçmişte bırakmak için çabalayıp Ayliz olamıyordum tam olarak.
Yeni bir kitap alıp yeni sayfalar açarak yeni bir insan karakteri oluşturup da, yeni bir karakterin tüm her şeyini insan giyim giyinir gibi giyinip, değişemiyor maalesef. Bu yüzdendir, bu sıkışık hallerim. Bu yüzdendir bir türlü Azrayı bırakıp da Ayliz olamayışım. Sevgi öyle güçlü öyle kuvvetli ki, insan onu bir günde hiç bir zaman unutamıyor.
Aslında asırlar geçse, gerçekten sevdiysen aylar yıllar bile insana unutturmuyor değil mi? Bunu biliyorum. Bunu bizzat tecrübe ederek biliyorum.
Ben Sameti unutamamış ola bilirim. Ama bundan sonra sadece onun için yaşamayacağım. Bilinmezlik, baş alıp gidiyor hayatımda. Bir sevgi uğruna bunca yılımı verdim ama sonda bana yalnızlık ve gerçekten kalp ağrısı kaldı. Ben artık buna bir çözüm bulmalıyım. En azından yaşıyorum ve bu acı çekerek olmuyor.