Geriye Kalanlar

1309 Kelimeler
Yalnızca küçük bir kıvılcım başlatır her şeyi. Sonrasında bir karadelik gibi çekilirsiniz içine. Ne hareketleriniz ne de söyledikleriniz aynı kalır, zaman insanı öyle değiştirir ki geriye dönüp baktığınızda o siz değilsinizdir artık. Eskiden olduğunuz kişi ilk başta aptalca gelir, değiştiğiniz için mutlu olursunuz, yeni benliğiniz, daha doğrusu evirilen kişiliğiniz sizi mutlu eder. Eski masum kişiliğiniz ile dalga geçmek size bir çeşit rahatlama ve güven bile veriri, artık eskisi gibi değilsinizdir. Daha güçlü, daha sağlam, daha bilgili belki… Ama bir anda çok fazla hata yapmaya başlarsınız. Benliğinizi geride bıraktığınızda onu bir daha geri alamazsınız ve atık uyum da sağlayamazsınız şimdiye. Geçmiş ve gelecek arasında çekilip durduğunuzda eskiyi özlersiniz. Ya eskiden olduğunuz kişiyi ve yaşadığınız hayatı özlersiniz ya da gelecekte sizi bekleyen o belli belirsiz yeniliklere meraklanır ve bir şeyleri değiştirmek istersiniz. Ben o evde Okyanus ile dururken sadece o anın içindeydim ama zaman geçecekti her zamanki gibi. Üstü örtülecekti tüm bunların, kabuk bağlayacaktı korkularım. Bunları o an bilmesem d öyle olacaktı. Korkmayacak, annemi özlemeyecek, babama öfke duymayacak ve kimse için üzülmeyecektim çünkü başka sorunlarım ortaya çıkacaktı. İşte o zaman eski benliğimi özleyecektim, hem de çok özleyecektim. Okyanus’un yanında durduğum o anı, ormanda kaybolunca ağlayışımızı özleyecektim. Her ne kadar şimdi deli gibi korksam da bu günleri geri isteyecektim. "Al çabuk giy, hasta olacaksın." Okyanus bunları söylediğinde yağmurdan kalma bir şekilde ıslaktım. Onun elindeki giysileri aldım ve zaten hasta olduğumu düşündüm. Daha ilerisi zatürre olmaksa hemen şimdi olabilirdim. ‘’Teşekkür ederim ama zaten hastayım." dedim yorgun bir şekilde. Sesim umutsuzluğu içinde saklayan bir kuyu gibiydi. Kelimelerde belli ediyordum her şeyi. O an üzerimde sadece Alperen'in bana dün gece giydirdiği ince kazak olduğu için soyunmak için çok uğraşmama gerek kalmamıştı. Tenimin soğukluğu ne kadar üşüdüğümü ortaya çıkarıyordu, acele ile ısınmak için verilen giysileri giymeye koyuldum. Okyanus'un verdiği siyah taytı ve çorapları geçirdim üzerime önce, sonra da üzerime de bol bir kazak giydiğimde yavaş yavaş netleşen ısınma hissi ile biraz rahatladım. Okyanus, çıkardığım ıslak kazağı, aşağıda bıraktığım mont ile banyoya götürürken ev sessizdi. Kimsenin olmadığına yemin edebilirdim. Yine de açık kalmış kapıdan koridora bakarken ürpermeden edemedim. Kimsenin içeride olmadığın bilsem de bakışlarımı oradan çekmedim. Okyanus bana bir kurutma makinası getirdiğinde kısa bir süre aynanın önünde ıslanmış saçlarımı kuruttum. Kızıl teller yüzüme düşüyor ve beni olduğumdan daha beyaz gösteriyordu, zaten rengim solmuştu. İyice hayalete benzemiştim. Yine de sonunda ısındığım için şükrediyordum. Beraber oturma odasında, ellerimizde sıcacık çayla aynı koltukta oturduk. Okyanus beni inceliyordu. Belki de neler olduğunu detaylı bir şekilde bilmek istiyordu Bende o sorana kadar hiçbir şey söylemek istemiyorum. Sürekli göz göze gelip onun bakışlarına maruz kalsam da olabildiğince gözlerimi ondan kaçırıyordum. Böyle bir anda belki de üşümek çok daha iyiydi diye düşündüm. En azından soğuğun bıraktığı acı ile düşünmeyi erteleyebiliyordum. Bedenimde var olan acı, öldürdüğüm adamın yüzünü bir an olsun unutmamı sağlıyordu. Fakat şimdi böyle sıcacık bir yerde böyle rahatken düşünmekten kaçamıyordum, görüntüler zihnime hücum ediyordu. Eğer Okyanus sorarsa ona konunun Emre olduğunu söyleyecektim, Emre ile konuşmanın Alperen ile aramızda sorun yarattığını ve kaba kelimelere sebep olduğunu anlatacaktım. İnanmak zor olmayacaktı çünkü Alperen bu yüzden kavga ortamı yaratabilecek biriydi. Kelimelerini ise istediğinde çok sert kullanmayı bilirdi. Yine de nedense konuşmak gelmiyordu içimden, yalan söylemek bile durumu çok daha büyütüyordu gözlerimde. Ben de sessizce oturmaya devam edip çayımdan bir yudum aldım. Bir süre sessizlik olduysa da Okyanus dayanamadı. Çok fazla dayanamayacağını zaten biliyordum. "Ee anlatsan da dinlesek..." dediğinde derin bir nefes aldım. Beni merakla süzen yeşil gözlere baktım. ‘’Neyi anlatayım?’’ diye sordum yalnızca. Kendi kendime uzunca anlatmaktansa onun sorularına cevap vermek çok daha karlıydı. "Alperen ile kavga etmişsiniz, Yavuz anlattı. Neden kavga ettiniz?" bir an durakladı. ‘’Tabii özel bir şey yoksa anlat lütfen.’’ "Hayır, özel bir şey yok. Sadece Emre ile konuştuğum için tartıştık." dedim. Bahanem hazırdı. Zaten Alperen ile başka neden tartışabilirdik ki? Hem bu yalan da sayılmazdı, çok ağrıma giden kelimeler söylemişti. Çoktan gitmiş olmam gerekirdi. Ne yazık ki hayat istediğiniz ve yapmanız gereken şekilde ilerlemiyordu. ‘’Çok ağır mı konuştu?’’ diye sordu Alperen’i tanır gibi. ‘’Biraz,’’ dedim. Elimdeki fincana baktım, sıcacıktı. ‘’aslında gitmeyi düşündüm ama gidecek yerim yok.’’ "Sen de benimle kalmak istedin?" diye sordu. Sorduğu soru sadece konuyu devam ettirmeye çalışma çabasıyla sorulmuştu. Konuşmamı ve anlatmamı istiyordu. İçimdeki korkular Okyanus’un her şeyi bildiğini, suçlu olduğumu anladığını söylüyordu. Sanki birazdan polisler kapıya dayanacak ve Okyanus da bana üzgün olduğunu söyleyerek onları içeri alacaktı. Bakışlarımı kaçırdım. "Hayır." Dedim düşüncelerimi geri iterken. "Gece için kalmayacağım. Sadece... Alperen ile tartışmak hoşuma gitmiyor, uzaklaşmak iyi olur diye düşündüm. Hem onun da daha da sinirleri bozulmasın diye geldim. Bir şeyler içelim sonra giderim ben." dedim. Kaşları hafif çatılırken şüpheyle bana baktı. "İstediğin kadar kalabilirsin, hiç sorun yok hem bana da arkadaşlık etmiş olursun,’’ dedi. Başımı teşekkür eder gibi yavaşça salladım. ‘’Ama meraktan soruyorum yanlış anlama, kavga ettiyseniz neden üzerinde Alperen'in tişörtü vardı?" diye sordu. Bu soruya ne diyeceğimi önce bilemedim. Sonra aklıma geldiği gibi olayları anlattım. Çok düşünürsem yalan söylediğimi hemen anlardı. "Dün gece kötüydüm baya, hastaydım yine." dediğinde güldü. "Bak sen!" dedi alayla alarak. Sesindeki sevimli ton beni durgun halimden biraz çekip çıkardı. Ben de gülümsedim "Cıvıtma da dinle işte." dediğimde teslim olur gibi yaptı. Bu halleri beni gülümsetti, bunun için ona teşekkür etmeliydim. "Hastaydım, baya ıslanmıştım. Uyuya kalmışım, terleyince de o üstümü değiştirmiş." Kelimelerim bozuk ve birbirinden farklı çıkıyordu. Hesap veren bir çocuk gibi hissetmeden edemedim. ‘’O derken, Alperen mi değiştirmiş üstünü?’’ diye sordu bu sefer. Onaylar gibi başımı salladım. ‘’Evet, o kadar utandım ki anlatamam! Ama kuzenim sonuçta, hasta olmama gönlü dayanamadı demek ki.’’  Okyanus arkasına yaslanmış bir halde bana alayla baktı. "Sen onu benim külahıma anlat küçük hanım" dedi. Kaşlarımı kaldırıp ona baktığımda yeşil gözlerini bana dikmiş haldeydi. "Bence Alperen'in sana karşı başka bir ilgisi var." diyordu. ‘’Sakın inkâr etme.’’ "Yapma Okyanus," dedim bıkkınlıkla. "O benim kuzenim. Tabii ki birbirimizle ilgileneceğiz." ‘’Benim kuzenlerim benim suratıma bile bakmıyorlar…’’ Ah Okyanus, aslında yalnız olmaması gereken çok kıymetli bir kadındın ama aileni kaybetmiş olman seni onlardan da uzaklaştırmıştı. Keşke senin sıcacık bir ailen, benim de güvenilir arkadaşlarım olsaydı. ‘’Ama gerçekten Alperen çok kırıcı konuştu, belki o yüzden vicdan yapmış olabilir.’’ En azından kavga ettiğimize inandığı için rahat bir nefes aldım. Çaydan bir yudum aldığımda limon tadı ağzıma yayılmıştı. "Sen nasıl diyorsan öyle olsun ama ben onun en yakın arkadaşı olarak söylüyorum. Bir kere o, tam bağımsız bir genç olarak seninle kalmayı kabul etti, bu ilk başta aşırı şaşırdığım bir durumdu ki hala öyle. Hayır, bir de yetmedi yatağını verdi, orada uyumana izin verdi, haksız mıyım?’’ başımı iki yana salladım, o da devam etti, ‘’Bu da yetmedi dolabını verdi. Demek ki o da yetmemiş ki kazağını vermiş." Söyledikleri beni güldürdü. Öyle anlatıyordu ki, sanki Alperen bana dünyaları vermiş gibi görünüyordu. Oysa Alperen’in daha kim bilir kaç evi, yatağı ve dolabı vardı. Yüzümdeki gülümseme çok uzun sürmeden yavaş yavaş sönmeye başladı, zihnim beni rahat bırakmıyordu. Rahatlamam çok uzun sürmüyordu. Alperen ve Yavuz nerede ne yapıyorlardı acaba. Onların yakalanmadan dönmesini istiyordum. Yüzüm asıldı istemsizce, bu endişe beni ölünceye kadar bırakmayacak gibi hissediyordum. Okyanus, "Ne oldu?" diye merakla sorduğunda karşımdaki yeşil gözlerine baktım. Olanları anlatmayı, beni avutacak bir şeyler söylemesini istedim o an. Geçeceğini ve her şeyin düzeleceğini anlatmasını beklemek istedim. ‘’Bir şey olmadı, bu sorunlar canımı sıkıyor sadece.’’ Yakında yalanlardan bir kuyu inşa edecek içine atlayacaktım. "Yüzün düştü... Bu kadar takma ya. Bir tanecik kuzenin kıyamaz, affeder seni." dedi. Bunları söylerken de bir tanecik kelimesine vurgu yapmıştır. Bir süre oturup sohbet ettikten sonra ateşim çıktı tekrar. Okyanus, bana ateş düşürücü ve ağrı kesici verdikten sonra bile hala tedirginlik en yoğun haliyle üzerimdeydi. Her an birileri arayacak ve korktuğum başıma gelecek diye endişeliydim. O kadar saate geçmesine rağmen ne Alperen ne de Yavuz aramıştı. Zaman geçtikçe merakım ve endişem beni öldürecek boyuta geliyordu. İlacın etkisiyle gözlerim kapanmaya başladığında sersemleşmiş gibiydim. Odadaki eşyalarla kendi içimde konuşuyor, bir dakika önce düşündüğüm şeyleri unutuyordum. Sanki zihnimden geçen her şey bir dakika arayla peş peşe diziliyor ve ben onları yakalamadan kayboluyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE