Plan

1670 Kelimeler
"Unutmak değil, şuan işimiz bu olmadığı için ilgilenmiyorum. Birlik izin verse çoktan halletmiştim ama biliyorsun bana verilmeyen görevlere burnumu sokmak benim işim değil." İnceden inceye Emre’ye gönderme yapmıştı, ortamdaki atmosferde bu gönderme soğuk bir şekilde hissedildi. Ona hak veriyordum, eğer işleri bu değilse şu an uğraşmak oldukça saçma olurdu. Sonuna dilimin ucunda ki merakı açığa çıkararak konuşmaya başladım, "Medusa duvarı ne oluyor?" diye sordum. Kahvesini yudumlamakla meşgul olan Emre cevapsız kaldı. Bu cevapsız kalan halleri sinirlerimi bozuyordu. Bakışlarını fincanına dikmeyi tercih etti. "Eski bir muhabbet. Çok da önemli değil." diye yanıtladı Alperen. Konuyu deşmedim, çünkü bu gece olacaklar zaten yeterince gündem konusuydu. Beni tedirgin eden de bu olacaklardı ve şu an için öylesine bir sembolü düşünecek değildim, kafam zaten fazlasıyla doluydu. Hava iyice kararmaya, yağmura gebe bulutlar yüzünden iyice gerileşmeye başlamıştı. Akşam olmak üzereydi, toplanan bulutlar kararmış ama yer yer de pembeliğini korumuştu. Alperen ve Emre kahvelerini bitirmiş gece planı hazırlıyorlardı. Benimse kahvem biraz daha kalmış, fakat soğumuştu. Emre, önümüze getirdiği kâğıtlardan koydu. Bütün masayı kaplayan plan büyük bir alanı gösteriyordu. Anlayamadığım çeşitli haritalar ve isi listeleri bir yığın oluşturuyordu. "Burası deri fabrikası, burası da girişi." diye söze başladı Emre, küçük bir kutucuğu gösterirken. Parmakları kâğıtların üzerinde dolanırken bir yeri aramaya başladı, "Şems ve yandaşlarının toplantısı sıradaki odada olacak. " "Şems kim?" diye sordum. İkisi de önce birbirlerine baktılar. Sonrasına Alperen bana döndü. Bir an için yanlış bir şey sorduğumu zannettim. "Şems, fabrikanın sahibi. Zamanında Birlik ile bir bağlantısı vardı. Fabrika sahibi olunca para kaçırdığı ortaya çıktı. Uzun süredir yurt dışındaydı. Onu bulmak için yurt dışında da gidenler oldu ama Şemsin çok iyi yandaşları var." "Yani şimdi fırsatını bulmuşken onu yakalayacaksınız..." dedim tahmin ederek. "Öldüreceğiz." diye cevapladı Emre. Gamsız sesi bunu basit bir oyun gibi söyledi. Alperen kısa bir süre Emre'ye baktı, nemimleyken bu şekilde konuşması hoşuna gitmemişti. Sonra gözlerini bana çevirip konuştu, "Evet, çünkü herkese öyle ikinci şans verilmez. Onun burada olduğunu bildiğimizi bilmiyor. Kendi çapında gizlice geldi. Onu ortadan kaldırmak için bana görev verildi. " Alperen’in söylediği kelimeler adamı suçlasa da ikimiz de farkındaydık ki Alperen de bu sürecin sonunda bir suçlu olacaktı. Birlik içeriye sızmaya çalıştığını öğrenirse bu sefer onu ortadan kaldırmak için birini gönderecekti. "Bize görev verildi." diye düzeltti Emre. "Görevin kime verildiği hakkında tartışmayalım istersen Emre." dediğinde ortada bir tartışma çıkacağını biliyordum. "Tamam, bence şuan tartışmaya hiç gerek yok." diye araya girdim. Lafı ağzında tutan Emre anlatmaya devam etti. "Biz buradan girip belgeleri çıkaracağız." diye başka bir kısmı gösterdi. "Ne belgesi?" diye sordum "Şemsin aldığı paraları geri alacağız kısacası." diye mırıldandı Emre. Bana sabırla her ayrıntıyı anlatmaları işime gelmişti çünkü bütün bunlara oldukça uzaktım. Daha önce hiç birine yönelik planlar yapmamıştım, kimsenin izini sürmemiş ve öldürmek için uğraşmamıştım. Umarım bu işin sonunda polisler tarafından yakalanmayız diye düşündüm ama Birlik denen örgüte karşı polis teşkilatının bile duramayacağını tahmin edebiliyordum. "Siz belgeleri alırken ben de Şemsi halledeceğim." dedi Alperen. Halletmek kelimesinin ne anlama geldiğini biliyordum, özellikle de Polat olayından sonra bu bana çok şaşırtıcı gelmemişti. Şimdiden her şeye alışmaya başlamıştım. "Sen Şemsi öldür. Etrafı temizlemek için biz de şu bölümden girip, Şems’in yurtdışındaki konumuna bakacağız." Dedi Emre. Kim bilir daha önce kaç kişinin ölümüne sebep oldular, diye düşündüm. Yanında oturduğum bu insanlar kimlerin korkulu rüyaları olmuştu… Dikkatle söyledikleri şeyleri takip ederken bu işin düşündüğümden de zor olacağını düşündüm. Zor bir gece olacağını hissedebiliyordum. Gecenin soğuk rüzgârları pencerelere vururken evin içinde yaptığımız planlar da en az o rüzgârlar kadar soğuktu. Korkulu düşlere daldığım bir saatte yerimden irkilerek ama rüyadan uyanamamış gibi bir tavırla bakıyordum etrafıma. Alperen’in yanımda olması avutuyordu beni. Ona yanaşıp ‘’hep yanımda kalacaksın değil mi, gitmeyeceksin bir yere?’’ diye sormak istiyordum. Ama beni korku dolu küçük bir çocuk gibi görmesini istemiyordum, bu yüzden sessizce oturduğum yerden onun yanımda kalması için dua ediyordum. Her ne kadar onunla kalmanın bir ölüme şahitlik etmek anlamına geldiğini bilsem de… Gece saat 12 civarı - Orman civarında bir deri fabrikası. Her ne kadar Alperen’in yanında kalmak istesem de planda olduğu gibi ondan ayrılmam gerekti. Ağlayıp durmak istemiyordum. Grupta sızlanan ve herkesi yavaşlatan kişi de olmak istemiyordum. Beni anlaması için onun gözlerinin için baktım ama bana inatçı bir şekilde geri baktı. Emre ile gitmem gerekiyordu. Bu şekilde planlanmıştı ve plan değiştirilemezdi. Gecenin karanlığı bastırmışken aynen planladığımız gibi ben ve Emre arka bloktan içeri girmek için kapıyı açıyorduk. Emre, elindeki aletle kapıyı ufak bir tıkırtıyla açarken önden girdi. Etraf zifiri karanlıktı. Kolumdaki çantadan feneri çıkarıp etrafa ışık tuttum. "Şuradaki merdivenlerden çıkacağız ama feneri kapatman gerekecek." diye fısıldadı Emre. Kafamı salladım ve onunla birlikte hafif adımlarla pas tutmuş merdivenlerden çıkmaya başladım. Çıkarken fenerin ışığını kapatıp, yavaş adımlarla devam ettim. Yukarı çıktığımızda büyük kazanlara benzeyen fakat karanlıkta ne olduğu belli olmayan şeyin arkasına geçtik. Uzaktan birkaç ses geliyordu. Emre, haritayı açıp feneri üstüne tutmamı istedi. Karanlıkta aydınlanan plandan parmaklarını dolaştırdı. "Şuraya girmemiz gerekiyor." dedi küçük bir bölüm göstererek. Hiç titremiyordu parmakları, ufacık bir tereddüt bile yoktu. Ben ise şimdiden içten içe titrediğimi hissedebiliyordum. Emre eğildiği yerden haritaya bakmayı kesti, "Beni takip et." dedi ve ayağa kalktı. Işığı kapatıp ardından gittim fakat büyük bir kapının açılma sesiyle zar zor gördüğüm Emre’nin gözlerine baktım. Konuşmanın beni ele vereceğini biliyordum. Biri duyarsa mahvolurdum. Emre ise bakışımı fark edip fısıldadı, “İlerleyelim, bu karanlıkta bizi göremezler.” diyerek ilerlemeye devam etti. Ben de onunla birlikte duvara sürtünerek oldukça sessiz adımlarla yürümeye başladım. Birkaç adımın bulunduğumuz bölüme girdiğini duyduk. Korku yüzünden kalbimin göğüs kafesimde ayağa kalktığını hissettim ama o kadar karanlıktı ki bizi görmeleri imkânsızdı. Yanımdaki Emre'nin omuzları omuzlarıma değiyordu yavaş adımlarla yürüyorduk. Koşarak orada çıkmak istiyordum çünkü onlar kendi aralarında konuşurken görülüyor gibi hissediyordum. Tam o sırada cızırtıyla floresan kesik kesik ortada yandı ve tam olarak etrafı aydınlatana kadar diğer floresanlar da onu taklit etti. Onlar açılana kadar kendimize görünmeyeceğimiz bir alan bulmak için hızla yöneldik ama bir anda her yer aydınlandı. Biz de aklanma yeri bulamadık. “Şunları icat edeni sikeyim!” diye fısıldadığında Emre'ye baktım “Edison...” dedim karşılık olarak. Ben ve Emre olduğumuz yerde adamlara bakıyorduk. Onlar da bizi fark ettiklerinde şaşkınlıkla bir saniye bakakaldılar. Ortadaki orta yaşlı adam ileriye atıldı, “Hey siz!” diye bağırdığında Emre'ye baktım. “Bir dahakine seni dinlemeye kalkarsam beni uyar!’’ dedim ve tekrar Şems’in adamlarına baktığım. Aynı anda Emre'nin beni çekmesiyle arkaya düştüm. Beni geriye itince her şeyi çözdüğünü ü zannediyordu!? Ne sanıyordu bu kendini! 4 kişiye dövüşmeyi düşünmüyordu değil mi? Dördü de fırsattan istifade onun üzerine atılırken Emre yumruklarını savurdu. Olduğum yerden doğulurken Emre bu kadar kişiyi alt edebileceğini sanıp aptalca davranmıyordur umarım, diye düşündüm. Ah evet kesinlikle öyle düşünüyordu. Bir şeyler yapmam gerekiyordu. Etrafıma hızlıca göz gezdirip hızlıca titreyen ellerimle etrafı taradım. Küçük bir şey, sadece küçük bir şey... Hadi. Adamlardan biri benim üzerime gelirken Alperen ile yaptığımız provaları düşündüm. Sakin ol ve bir kadın olduğunu kanıtla! Öyle yaptım. Kafasında tek bir saç bile olmayan iri yarı adamın bacak arasına sert bir darbe vurdum. O darbeden sonra kendi ayak bileğim bile acıdı diyebilirdim. Bunu provada hiç denememiştim ama denemiş olsaydım muhtemelen Alperen beni öldürmüş olurdu. Korku size tahmin bile edemeyeceğiniz şeyler yaptırıyordu. Karışımdaki adam acıdan kıvranırken ayağım takıldı ve sırt üstü yere çarptım. Birden bire kendimi yüksek, eski tavanı izlerken buldum. Emre'nin kavga ettiği de gelen seslerden belli oluyordu. Ayağımı takıldı demirden çektim, sert çekişlerim sonrasında demir parçası koptu. Kel adam kendine gelmiş ve öfkeyle bana doğru geliyordu. Kopan uzun demiri elime aldım ve hemen ayağa kalktım. “Gel buraya belanı sikicem şimdi.” dedi öfke dolu bir sesle. Alaycı bir tavırla, “Keller herkesi eller lafını fazla ciddiye almışsın babalık.” diye karşılık verdim, beklemediği bir anda hızlıca demiri boynuna vurdum. Benim ona vurmamla yere çökmesi bir oldu. Onu orada bırakıp hızlıca Emre'ye doğru gitmeyi düşünüyordum fakat ayak bileğimden öyle bir tuttu ki adamın arkasına düşerken kafamı yere çarptım. Demir elimden düştü fakat tekrar elime alıp bu sefer arkasından kafasına vurdum. Bu sefer de acıyla yere düştü, nefes nefese bir halde seri bir hareketle ayağa kalktım ve çatlar gibi ağrıyan başımı umursamadan Emre'ye ve üstüne oturup yumrukladığı adama baktım. Diğer ikisi de yerde yatıyordu. Bilinci kapalı olmalıydı. Emre, son yumruğu da indirdiğinde kalktı ve yüzüme baktı. Kaşı patlamıştı ve dudağında da çatlak vardı. “İyi misin, kötü görünüyorsun.” dedim. Kafasını evet der gibi salladı gireceğimiz odaya doğru baktı ve hızlı adımlarla oraya doğru ilerledi, “Sen kendine bak.” dedi. Anlamamış bir şekilde elimi yüzüme koydum. Alnımın sol kısmına elim değdiğinde ıslaklık hissiyatı elime bakmama sebep oldu. Parmaklarım kırmızı renge boyandı. Ah kan! Yere çarptığımda olmuş olmalıydı. Elimdeki kanı üzerimdeki kazağa sürmek zorunda kaldım. Midem bulandı, o sırada Emre fısıldayarak bana sesleniyordu. “Hadi!” Emre'nin sesiyle ona baktım kapıyı açıp beni bekliyordu. Bakışları elimdeki ve başımdaki kana yönelse de vakit kaybetmek istemiyor gibiydi. Birazdan buraya onlarca kişi dolabilirdi. Adımlarımı hızlı bir tempoda tutarak ona doğru gittim. İçeri girdiğinde pas kokusu yüzümü buruşturmama sebep oldu, Emre yüzümdeki ifadeye baktığında kısık sesle konuşmaya başladı, “Düşündüğümden daha güçlüymüşsün. Adamın üstesinden iyi geldin" dedi. Hiçbir şey söylemeden küçük bir tebessüm ettim. Aslında bunun doğruluğuna inanmıyordum. Kendimi her zaman güçsüz görmüştüm. Az önceki demir elime geçmese o keli alt edemezdim. Bulunduğumuz pas kokulu alandan başka bir kapıya daha yöneldiğimizde Emre’nin onu açması için biraz zorlaması gerekti. Sonunda kırarak açtığı kapı, gürültüyle bize ardındakileri gösterdi. İçerisi evrak dolu ve eski kâğıt kokan küçük bir yere bakıyorduk. İçeri girdiğimizde etrafı inceliyordum çok fazla kâğıt vardı. İçeride kâğıttan boğulabilirdim. Emre, kapıyı zorlarken incittiği elini ovalıyordu, “Buralarda gizli bir bölme olmalı. Hadi acele et de bulalım.” dedi. Onun yaptığı gibi ellerimle kâğıtların arkasını, altını aramaya başladım. Bu savaşı kim için neden yaptığımı düşünmeye gelince benim için hiçbir anlam ifade etmiyordu çıkan sonuçlar. Alperen’in amacını bilmiyordum. Neden onunla kalmam için beni tüm bunlara mahkûm ediyordu onu da bilmiyorum. Sadece ilk defa, hayatım boyunca ilk kez içimdeki cılız sesi dinliyordum. O cılız ses karanlığın içinde, kuytu köşeye geçmiş bana 'sadece yap' diyordu. Ne kaybedebilirdim ki? Yağmurlu gecede çantamı sürükleye sürükleye kendi evimden çıktığımda zaten her şeyimi kaybetmiştim. ‘’Sadece yap, Kâinat.’’ diye fısıldıyordu hep. Ben de öyle yapıyordum. Sorgusuz devam ediyordum. Bunları Birlik için ya da Alperen için yapmam umurumda değildi. Beni evin içindeki savaştan çekip çıkaracak her şeye katlanabilirdim.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE