Titreyen elime baktım, geri almak istedim her şeyi. O içeri girdiğinde kendimi banyoya kilitlemek daha mantıklı olurdu. O sırada polisi arayabilirdim. Polis kelimesi bile şimdi öyle düşmanca geliyordu ki, daha kötüsü ise, asıl düşmanca gelen bendim. Kendime yabancı gibiydim. İçimdeki gerginlik seli, hasta oluşumu daha da kötü hale getirirken tüm bunları düşünmek her şeyi iki kat kötüleştiriyordu.
Bir süre sessizlik içinde odada Alperen’i beklemeye devam ettim, yerdeki kan lekesi gözüme ilişti. Bir zehir gibi asılı kalmıştı hayatıma. Onu silebileceğimi sanmıyordum. Bu halıyı dışarıya atsam, bu evi tamamen yıkasam ya da yıksam bile o leke orada kalmaya devam edecekti. Tüm yaptıklarım birer hataydı ama başka çarem yoktu. Belki de Alperen’in dediği gibi onun ardında bırakacak kimsesi yoktu ve bu kadar suçlu hissetmemeliydim.
Alperen'in içeri girmesiyle kafamı ona çevirdim. Yüzündeki ifadeyi okumaya çalıştım, hala duvardan farkı yoktu. Bir duvarın ne hissettiğini söylemek çok daha kolay olurdu.
Bana küçük bir bakış atıp aceleci bir tavırla yerdeki torbayı kaldırdı. İçinde koca bir kadavra vardı ama zorlanmadan güçlü kollarıyla kaldırdı. Seri bir hareketle kaldırdığı an onu omzunun üzerine attı. Nasıl oluyor da böyle normal davranıyordu anlamıyordum, bir şey söyleme gereği bile duymuyordu. Polisi aramak istemiyor, bizi belki de daha suçlu duruma sürüklüyordu. Ayrıca o tarz bir torbanın bodrumda ne işi vardı?
Ben tüm ayrıntıları düşünürken o ağır adımlarla koridordan bodruma inen kapıya doğru gitti. Ben de ona bakıyordum. Adımlarını yavaş yavaş merdivenlerden atarken peşinden yürüdüm. Karanlık bodrumdan içeri girdiğimizde yüksek duvara monte edilmiş düğmeye bastım ve ışığı yaktım. Alperen omzundaki siyah torbayı yavaşça yere bırakıp bana baktı kaşlarını kaldırmıştı.
"Yavuz gelecek." dedi. "Bu işe bulaşmasını istemedim ama onu ikna etmek olanaksız."
Bir yanda kendimle birlikte cehenneme attığım insanların acısı, diğer yandan cehennem olsa da yalnız olmadığım gerçeğinin verdiği hafiflik hissiyatı. Arada da sıkışmış bir ben... Hangisinin daha mantıklı olduğunu bilemiyordum. Keşke kafamın içinde başka biri olsaydı ve beni bir tarafa ikna etse diye düşünüyordum.
‘’Bunu onaylamadığımı biliyorsun, bu şekilde suçlu duruma düşüyoruz.’’ dedim.
‘’Bak dürüst olacağım, sicilim pek temiz değil ve bu adamın neden evime girdiğini anlarlarsa olay çok daha kötüleşir. Eğer yine de her şey ortaya çıkarsa, ona sen değil ben vurdum.’’ dedi kesin bir sesle.
‘’Saçmalama lütfen!’’ dedim tepkiyle. Kaşlarım çatılmış bir halde hayret ettim. ‘’sen kafayı yedin herhalde. Zaten böyle bir şeye inanmazlar, ortaya çıkar.’’
‘’Senden çok benim yaptığıma inanırlar,’’ bakışları bileğime indi, ‘’o küçük ellerinle birini öldüremeyeceğine emin oluyor insan.’’
Ama öldürmüştüm, küçük ellerimle ve incecik bileğimle koskoca bir adamı indirmiştim. Bir katil miydim şimdi?
Konuyu değiştirmek istedim, "Adamın kim olduğunu öğrendin mi?" diye sordum merakla. Başımla yerde, torbanın içinde yatan adamı işaret ettim. Bu şekilde sadece bir çöp torbası gibi görünüyordu, zihnim onu o şekilde görmek için her şeyi yapsa bile kaçamıyordum.
"Evet, ama bunu sonra konuşalım." dedi. "Hadi çıkalım, burada daha fazla durma." dedi. Yanıma gelip çıkmam için bana destek oldu. Merdivenlere doğru giderken elini sırtımda hissettim. Düşeceğimden korkuyor olmalıydı, ben de korkuyordum. Arkamdan gelirken soğuk sesiyle konuşmaya devam etti, "Yavuz gelene kadar buraları temizlememiz lazım" dedi.
Ben oturmak için tekrar odaya döndüm, sanki orada kalmalı ve gözcülük etmeliydim. Baktıkça, orada kaldıkça midemin bulanmasını durduramıyordum, karnımdaki açlık yüzünden durum daha da kötüleşiyordu. Bir yandan da başım dönüyor ve titriyordum. Oturunca bu baş dönmesinin beni rahat bırakmayacağına emindim. Alperen koridordan banyoya girdi ve çekmecelerin sesi olduğum yere kadar geldi. Birkaç saniye içinde elinde silmek için bezler ve temizlik malzemeleri ile çıkıp geldi.
Oturduğum yerden hemen kalkıp elinden bezi almak için uzandığım.
"Ben yaparım." dedi sıcak bir sesle. Oysa benim yaptığım bir şeydi bu, ben temizlemeliydim. Zihnimde annemin bana ceza olsun diye evi temizlettiği zamanlar anılardan çıktı ve belirdi. Temizlik yapmak kötü bir şey değildi ama o anın psikolojisi ile deterjanın kokusuyla takılı kalmıştım. İşkence gibiydi, ağlayıp duruyordum.
Şimdi bu odada, yerde otururken ve hemen önümde yerdeki kan lekesini Alperen temizlerken düşünmeden, karşılaştırma yapmadan edemiyordum. Bir başkası olsa bana tahammül bile edemezdi diye düşündüm. Annem ve babam bile bana tahammül etmemişti.
Zaten kim boşlukta sıkışmış kalmış birini hayat dolu gezegenine alıp, bir de içine cenneti doldururdu ki, içindeki tüm lanete rağmen?
O yapmıştı. Ben koca bir boşlukta dönüp dururken, içimdeki cehennemle de şiddetle savaşıyordum. Benim savaşımda geri adım yoktu, ateşkes yoktu, yıllar ve yıllar boyu devam ederdi. Özellikle de ben kendimden nefret ederken sanki herkes daha da nefret ederdi benden. Fakat Alperen beni kendi dünyasına aldı ve biliyordum, Alperen, yanındaki kişi için her şeyi yapabilecek biriydi. En azından artık aynı durumda sayılırdık. İkimizin de oldukça büyük sırları vardı.
O, yerdeki kan lekesini iyice temizlerken yatağın kenarına yaslanmış onu izliyordum. Başka bir zaman olsa belki onunla güzel şeyler yaşayabilirdik, ölümün olmadığı bir günde o eve gelir ve bana yine ilaçlarımı içirirdi. Hatta hasta bile olmadığım bir güne uyanabilirdik, çok farklı olabilirdi. İki kuzen gibi sohbet ederdik saatlerce, ona sevdiği kahveden yapardım. Bisiklete binerdik hava açılınca, sinemaya falan giderdik belki, o filmleri severdi. Hatta başka bir hayatta ikimiz de mutlu olabilirdik, beraber şarkı bile söylerdik. Klasik iki genç olup, birbirimize sığınırdık ama tüm bunlar benim olduğum yerde olmazdı.
Şimdiki hayatta simsiyah sayfalarla dolu bir defterim vardı. Onu da mahvedecektim. Başkalarının bana yaptığı gibi.
Başımın ağrısı beni dayanamayacağım kadar rahatsız ettiğinde ruhumun ağırlaştığını hissettim. Alperen’i izlerken ben de ağırlaşıyordum.
Alperen'in durup bana baktığını gördüm. Ben onu izlemeye dalmışken onun da beni izlediğini bile fark etmemiştim. Kafamın içi baktığım yeri göremeyecek kadar doluydu. O bunu fark etmiş gibi temizlemeyi bitirdi, elindeki bezle bana doğru yaklaştı ve tam gözlerime sabitledi siyah gözlerini. Önümde duran kara deliklere baktım. İki karanlık kuyu, iki gezegen. Ciddiyet ve güven... Bir arada olmalarını ilk defa görüyordum.
"Endişe edersen yanlış şeyler yaparsın. Bu yüzden sakin ol. Onu buradan uzak bir yere götüreceğim. Kimse hiçbir şey bilmeyecek."
Gözlerimi umutsuzca açmış onu dinlerken kollarımı arkamda birleştirmiş, yaslandığım yer öyle sert hissettiriyordu ki doğrulmak istedim. ‘’Bir gün mutlaka ortaya çıkacak.’’ dedim sadece. "Biliyorsun Alperen, kameralar, parmak izleri ya da ne bileyim... Başka bir kanıt bulacaklar." endişe ile ona bakarken gözlerini yağmaya başlayan yağmura çevirdi. Dışarıdaki yağmurun sesi tüm evi sararak içeriye doldu.
Bir bu eksikti!
"Nasıl ortadan kaldıracağız?" diye sorduğumda tekrar bana baktı. Yutkunurken âdemelması hareket etti.
"Temizlik en kolay kısmı,’’ diye başladı, aklında planlar varmış gibiydi. ‘’O yüzden temizliği boş ver. Kameraları da halledeceğim, bu sokakta çok fazla yok, diğerlerini bile sileceğim. Sen sadece üzülme." dedi söylediği şeye kendisi bile şaşırdı. Gözleri gözlerimin içinde dans ederken ben de şaşkındım. Beni bu kadar umursamasına bir türlü alışamıyordum. ‘’Bu halin beni cesetten daha fazla korkutuyor.’’
‘’İyiyim ben,’’ dedim yalan söyleyerek.
‘’Kâinat, her an düşüp bayılacak gibi görünüyorsun, zaten hastasın.’’ Haklıydı. Haklıydı ama elimde değildi ki, güçlü olmaya çalışsam da bodrumdaki ceset gözlerimde canlanıp duruyordu. Canlanıp gelecekmiş gibi hissediyordum.
Ama ne demişti Alperen, sen sadece üzülme, demişti. Bunu kimse söylememişti daha önce. En basit şeylerde bile beni üzmek diğerleri için daha karlıydı.
Kapının zili çalınca siyah gözlerini gözlerimden ayırdı ve koridora doğru yol aldı. Farkında değildi belki de ama temizlik bezi hala elindeydi. Başka zaman olsa bu, sevimli bile gelebilirdi.
Yavuz’un sesi geldiğinde, olduğum yerden yavaşça, her yerim ağrıyorken kapıya doğru yol aldım.
Koridorda, kapıyı kapatmış konuşuyorlardı. Yavuz kaşlarını çatmıştı. Yüzünde kafası karışık bir ifade bulunuyordu. Mavi gözleri bana yöneldi ve göz göze geldik.
Artık bir katile bakıyordu.