Buradayım korkma

1317 Kelimeler
O gece, hayatımda yaşadığım en kötü gecelerin en başını alabilirdi. Öyle kötü kâbuslar ve uğultular ile uyanıp duruyordum ki, kâbus görmekten korktuğum için uyumak istemiyordum. Okyanus iyileşmem için bana ilaç içirmişti, o ilaçlar sürekli uykuya dalmama sebep oluyordu. Kötü bir döngünün içinde gidip gelirken uyanmak ve karabasanları üzerimden atmak için çabalıyordum. İlaçlardan mıydı yoksa fazla mı yorgunum bilmiyordum, kendime gelemiyordum. Gecenin bir yarısında ter içinde uyanıp lavaboya girdim ve ışığı açıp aynadan solgun suratıma baktım. Gözlerim henüz uykudaymış gibi hafif şişkin ve kısıktı, kahverengi tonun içindeki göz bebeklerim görünmüyordu.  Bir yıkıntıyı saklar gibi bakıyordu, masum bir çocuk kadar saf ama günahları gizlenmiş bir kadın kadar suçlu. Kendime yabancı geliyordum şimdi, bakışlarımı gözlerimden kaçırdım ama sanki o gözler hala bana bakıyorlardı. Gözlerimdeki sabit bakışların aksine saçlarım olabildiğince dağılmıştı, bu ışığın altında kızıl değil de daha koyu, kahverengi gibi görünüyordu. Suyu açıp başımı hafifçe eğdiğimde görüntüm de görüş alanımdan çıktı. Belki de kendime bakmamam en iyisiydi, en azından tüm bu olaylar geçene kadar delirmemek için oyalanacak bir şeyler bulmalıydım. Boynuma ve yüzüme ellerimle soğuk suyu sürdüm. Soğuk su sıcak tenime uyanma etkisi bırakınca saçlarımı da biraz ıslatarak düzelttim. Gözlerim dünkü anıları önüme sermeye çalışır gibi hala korkuluydu. Donuk bakışları ne öfkeden ne de kederdendi. Korku doluydu ve bunu sadece ben görebilirdim. Derin bir nefes alarak aynaya bakmayı kestim ve yavaş adımlarla çıktım, ardımdan banyonun ışığını kapattım. Salonda rahat bir kanepenin üzerinde uyumuştum, etrafa daha yeni yeni göz atma imkânı ve gücü bulabiliyordum. Üzerime atılmış yorgan oldukça sıcak tutuyordu, terlemiştim. Yürüyerek pencereye doğru ilerledim. Kalın beyaz perde çekilmediği için dışarıdaki sokak lambalarının ışığı içeriye vuruyordu, bu görüntü kendimi iyiden iyiye yalnız hissetmemi sağlıyordu. Caddeye baktım, kimse yoktu. Tamamen sessiz ve bomboş görünüyordu. B görüntü beni rahatsız edince dönüp duvardaki saate baktım. Daha sabah olmasına çok vardı. Ayakta durdukça üzerimdeki uykuya daha fazla dayanamayacağımı bildiğim için kanepeye doğru ilerledim. Örtüyü dizlerimin, kalçamın üzerine örttüm ama daha yukarısını açık bıraktım. Kâbus görmek istemiyordum ama bu yorgunluk ve uyku ile de baş etmek de oldukça biraz zordu. Özellikle de sürekli düşünürken durum daha da zorlaşıyordu. Zihnimin bir düğmesi olsaydı onu kapatır ve uzun bir uyku çekerdim, rahatlar ve dinlenirdim o zaman. Bir an için düşünmemek iyi gelebilirdi. Zihnimde kendimle ve başkalarıyla konuşmayı kesseydim çok daha iyi hissedebilirdim. Ama bu imkânsızdı. Sanki bir konuşmayı bitirdiğim an bir diğeri başlıyordu ve bu durdurması imkânsız bir durumdu. Bütün bu kelimelerin neden zihnimin içinde dolaşarak beni rahatsız ettiğini anlayamadım. Belki de konuşacak biri olsaydı kendimi daha iyi hissedebilirdim. Olanları göğsümden çekip çıkarırcasına birine anlatabilseydim bu kadar ağır şeyleri hissetmek zorunda kalmazdım. Ama birini öldürdüğümü kime söyleyebilirdim ki? Bu hayatımı mahvedebilirdi, bir katil gibi görünmek istemiyordum. Alperen’i aramak istedim ama biraz düşününce sonra bundan vazgeçtim. Kafamı daha da bulandırmak istemiyordum. Gözlerimi kapattım, eğer o aramama cevap vermezse bir daha uyuyamazdım, böylelikle ben de neden açmadığını düşünüp duracaktım. Kendimi daha da yormak istemiyordum. Zihnideki düşünceleri ne ara susturdum da uyudum hatırlamıyorum. Beni kucağına alan o derin uykunun kollarına bıraktım öylece. On dokuz yaşında, hayattan kopmak üzere olan bir genç kadındım sadece. Beni tutunmak için ikna eden tek şey şu anda kalacak bir yerim olmasıydı. Eğer bu yeri kaybedersem kendimde yaşamak için hiçbir çaba bulamayacaktım. İçten içe her şeyin mahvolmasını, beni ölümün kollarına atmasını istiyordum ama bir yanım hala direniyor ve bu son şansıma tutunuyordu. Kendimi bir yerlerden atmadan önce yaşamak için çabalıyordum. Belki de saatler sonra, beni çepeçevre saran bir sıcaklıkta, bir tenin yanağıma değdiğini hissettim. Oldukça yavaş, oldukça hafif bir ten. Fakat gözlerimi açmadım, rüyaların gözlerinizi açtığınız anda kaybolma gibi huyları vardır. Beni saran bu tatlı yorgunluğu kaçırmak istemedim. Bir süre öylece yarı uykulu yarı uyanık şekilde bekledim. Kim olduğunu bilmediğim kişi, saçlarımın tellerini canımı acıtmak istemiyor gibi, hafif hafif parmaklarının arasından geçirirken gözlerim kapalı; içinde bulunduğum huzuru dinliyordum. "Uyanmadı mı hala?" dedi uzaktan gelen bir kadın sesi. Okyanusun sesiydi bu. Adım sesleri de hemen ardından duyulurken biraz kıpırdadım. Sesler usul usul gelmeye devam ederken birçoğunun ne dediğini anlayamadım. Uyku, düşündüğümden daha ağırdı. Gözlerimi açmak için üzerimden bu ağırlığı atmam gerekiyordu. Beynimde son olanlar yankı yapmaya başladığında, tekrar karanlık çekti beni kucağına. Göğsümdeki boşluktan nefretin kapkara sıvısı sızmaya başladı. İçerideki adamı hatırladım. Korku… Birinin içeri girdiğini görünce çok korkmuştum. Ona vurdum, elimde bir şey vardı. Neydi bu? Kanlar içindeydi adam. Yerde yatıyordu, yok yok ayaktaydı. Hatta boyu baya bir uzuncaydı. Hayır, hayır, yerdeydi. Vurmuştum da öyle düşmüştü ya! Hatırladıklarımla gözlerimi açmak istemedim. Keşke gördüğüm kâbuslardan biri olsaydı, diye düşündüm. "En son ne zaman ağrı kesici aldı?"  O tanıdık sesi duyduğum an içimdeki damarlar nefes almaya başladı. Alperen! İçimdeki büyük bir istekle gözlerimi açmaya çalıştım fakat göz kapaklarım erimiş gibi hissediyordum. Uykunun etkisiyle açamıyordum. Ben de uğraşmayı bırakıp olduğum yerde saçlarımın arasındaki parmakların sahibini dinledim. Fısıldar gibi konuşuyordu, parmakları hafif hafif geziniyordu. Tatlı bir ürperti saç uçlarımdan tüm bedenime doğru yol alıyordu. Alperen yanımdaydı. Onca kâbus ve korkuyu hiçbir şey geçiremezdi ama en azından yalnız değildim. İçimde ona karşı böylesine büyük bir bağlılığın ne zaman oluştuğunu merak ediyordum. Bir şekilde ona karşı olan bu güven, onun yapacağı küçücük bir hata ile beni yerle yeksan edebilirdi. Boğazım birbirine yapışmış gibiydi. Bir yıldır su içmiyor gibi hissediyordum. Dilim ağzımın içinde suya hasret kalmış halde hareket etti. En sonunda kendimi olabildiğince zorladım ve en azından konuşmaya çalıştım. "Alperen," diyebildim kapalı gözlerimin ardından. Sesim sayıklar gibi çıkmıştı ve gerçekten tüm gücümü kullanmama rağmen tek yapabildiğim buydu. Zayıf, duyulması güç bir ses. "Buradayım, korkma." dedi. Bunları söylerken aynı anda başparmağını yavaşça yanağımda gezdirmeye başladı. Biraz daha uzağımda olsa beni duyamazdı. Onun sesiyle güç kazanıp gözlerimi tekrar açmaya çalıştım. Yüzünü görmeye ihtiyacım vardı, rüyamdaki hali öyle aklımda dolaşıyordu ki, şimdi de öyle hayal ediyordum onu. Zar zor göz kapaklarımı aralarken önce seçemedim etrafı. Her yer yoğun bir sis bulutuyla sarılmıştı sanki. Daha sonra bulanıklık, yerini ışığa ve berrak görüntüye vermeye başlayınca Alperen'in gözlerine baktım. Siyah gözleri beni inceliyor, bir şey söylememi bekliyordu. Nasıl olduğumu merak ediyor olmalıydı, yanı başımda böyle umursar gibi bakan gözleri bunu açıkça gösteriyordu. Konuşmak için tekrar olağanca gücümü kullandım,  "Su verir misin?" diye sordum. Sesim hala kısık ve zayıftı. Belki su içsem yerine gelirdi. Yanağımdaki elini çekip benden uzaklaştı. Masanın üzerine eğildi ve gözüme kristal bir bardak ilişti. Belki de o sırada gözlerim için fazla parlak görünmüştü. İçinde bulunduğumuz odaya hafif bir güneş ışığı vurmasına rağmen duvarlar bile çokça aydınlık görünüyordu. Bardağa doldurulan su sesini ve ardından tekrar masaya bırakılan cam şişe sesini duydum. Alperen bana dönerek sol elini başımın altına soktu ve doğrulmam için bana yardım etti. Bardağı bana doğru tuttuğunda onunla beraber ben de tuttum ve suyun, kurumuş ağzımdan; boğazımı yararak, acıtarak geçtiğini hissettim. Çöle dökülmüş bir yağmur gibi bedenimin onu istekle kabul ettiğini hissettim. Mideme kadar inen soğuk su içimde geçtiği her alevi söndürdü. Ben iştahla suyumu içerken Alperen'in siyah gözleri de benim üzerimdeydi. Bardağı bırakıp, tekrar kafamı ıslanmış yastığa bıraktım. Okyanus nereye kaybolmuştu, bilmiyordum. Evin diğer kısımlarında bazı sesler geliyordu ama ne olduğunu anlamlandıramıyordum. Ben yerime geri yattıktan sonra, Alperen bardağı tekrar yerine koydu. Onu, içimde birikmiş sorularla izliyordum. Bu evin bu sorular için uygun bir alan olmadığını biliyordum ama merakım durdurulamayacak kadar büyüktü. "Ne yaptınız?" diye sordum. Başını sallayarak önemi yok der gibi baktı. Hemen ardından da bana doğru hafifçe eğildi ve fısıldadı, "Bunu burada konuşmayalım." dedi. Okyanus’a söylemişler miydi acaba? Sanmıyordum. Çünkü ne kadar az bilen olursa, o kadar iyi olurdu. Kimseyi tehlikeye atamazdık. ‘’Ama bir sorun yok değil mi?’’ diye sordum bu sefer. Sesim oldukça kısık olsa da Alperen başını çevirip giriş kısmına baktı. "Bir sorun yok, merak etme. Uyu şimdi." dedi emreder gibi. Üzerinde uzandığım koltukta, yanımda oturmuş bana bakıyordu, yorganın ardından da olsa onu hissetmek güzeldi, rüyamdaki kayboluşunu düşününce ona dokunmak istiyordum ama bu hareketimi nasıl karşılayacağını bilemiyordum. Kızabilirdi belki, yoksa karşılık mı verirdi? Risk almaya değmezdi, onunla aramızda gerginlik ve mesafe olması beni daha da kötüleştiriyordu. Sonunda ona dokunmaktan vazgeçtim ve iç çekerek ona son bir bakış attım. Gözlerimi kapattığım anda tekrar karanlığıma geri döndüm. Söylediği kelimeler ise ben uykuya dalmak üzereyken fısıltıyla çıktı dudaklarından. "Yarın güzel bir gün olacak."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE