Zihnim o gece onlarca kâbusu ruhuma davet etti. İrkilip her seferinde kaybolmuş gibi hissediyordum. Rüyalarımda karanlıkta tek başıma evi arıyor ve asla bulamıyordum. Üşüme hissiyatı ile uyandığımda ise Alperen'in odasında yatakta uzanıyordum, vücudum ağrıyordu ayrıca üşütmüş gibiydim. Sanırım hasta olacaktım, ya da öyleydim. Alperen beni taşımış olmalıydı. Fakat o kadar soğuktu ki üzerimden çekilmiş örtüyü iyice kendime çektim.
Bir an üzerimdeki yabancı kazağı fark etmemle şaşkına uğradım. Üstümü değiştirmişti. Utançla yanaklarıma kan toplandı. Bedenimdeki tüyler utançla diken diken olmadan önce çıplak bacaklarıma baktım. iç çamaşırımı hissedebiliyordum ve bu daha da utanmama sebep oluyordu.
Siktir!
Sutyenimi de çıkarmıştı! Artan utanç ile göğüslerimi kontrol etim ama onları saran hiçbir şey yoktu, üstümde sadece bol bir erkek kazağı vardı, altı ise boştu. Utancımdan yanaklarımın daha da kızardığını hissettiğimde dış kapının açılması sesi geldi.
Bir süre bekledim. İçinde bulunduğum odanın loş ışıkları yanıyordu ve ben yorgun bir şekilde yatağın içinde uzanıyordum. Kalkmak bir yana, kolumu kaldırmaya bile halim yoktu. Ayrıca çok üşüyordum. Geçen gecenin anıları, beni daha da yormak ister gibi zihnimde dolaşıyordu. Bıraktığı duygular omuzlarıma yük olup beni anlamsız bir atmosfere sürüklüyordu. Yemyeşil orman, öğrendiğim bazı eski gerçekler ile birleşip aynı duyguları vermeye başlamışlardı. Kararmıştı orman, artık yeşilliği değil, değiştirmek istediğim bazı gerçekleri hatırlatıyordu.
Bir başkasının yaptıklarını düzeltemezdim, zamanda yolculuğa çıkıp onu kurtaramaz, günahından onu temizleyemezdim. Böylece Alperen'in yaptıkları asla değişmeyecek, bir başkasını ölüme sürükleyen biri olarak kalacaktı.
Düşüncelerimin arasından çıkıp derin bir nefes aldım. Alperen gelmiş olmalıydı, dış kapı kapandıktan sonra birkaç adım sesi duyuldu. Onu görmeye enerjim olduğunu düşünmüyordum, üzerimdeki giysileri değiştirmiş olmasına nasıl bir tepki göstermem gerektiğini bile bilmiyordum. Adımlar önce mutfağa yöneldi. Bir süre sonra koridordan gelen adım sesleri odaya yaklaştı ve Alperen, bulunduğum odaya girdi. "Küçük hanım uyanmış" dedi. Sesi oldukça sakindi.
Elinde eczaneden aldığı belli olan bir poşetle ve bir bardak suyla yanıma geldi, yatağın üzerinde oturdu. Utandığımdan dolayı hiçbir şey söylemedim. Bir paket hap çıkarıp üzerindeki yazıyı okudu.
"Bu…’’ kâğıtta iyice göz gezdirdi, ‘’yemekten sonrası için..." diye ayırdı, yüzüm kızarmış bir halde onu izliyordum.
O kız hakkında söylenenler zihnimde dolaşmaya başladı yine, ‘'Bir kaç gün içinde kendini zehirlemiş olarak bulundu.''
Okyanus'un sesi beynimde dolaşmaya başlarken, bu Dilara olayının beni deli edebileceğini düşündüm. Belki de bırakmalıydım. Alper yetişkindi ve ben onun evinde kalan biri olarak… Bu benim haddime değildi işte! Uzatmamalıydım.
Alperen, ona bakıp bir şeyler düşündüğümü fark ettiğinde gözlerini kıstı. "Bir sorun mu var?" diye sordu.
O an boğazımın kurumuş olduğunu fark ettim, biraz suya ihtiyacım vardı. Fakat yine de aklıma gelen ilk şeyi söyledim. "Üstümü mü değiştirdin?" sesim beklediğimden daha iyi çıkmıştı.
Beni daha da utandıracak şekilde gülümsedi. Yanağındaki çukurlar ortaya çıkarken elindeki bir hapı suyla birlikte bana uzattı. "Islak giysilerle yatmana izin mi verseydim?" diye sordu. Hapı ağzıma atarken üstünden suyu içtim. O da konuşmaya devam etti, "Merak etmene gerek yok. Ben senin gibi fırsatçı değilimdir." dedi gülerken.
Boğazında kalan suyla öksürdüm "Ben neden fırsatçı oluyorum şimdi?" diye sorduğumda sesim küçük bir çocuk gibi çıkmıştı.
"Sarhoşluğumdan yararlanıp yanımda uyumadın mı?"
‘’Uydurma şeyleri acilen bırakmalısın.’’ dedim çokbilmiş şekilde.
Yüzündeki samimi gülümseme beni de gülümsetirken tekrar uzandım. Üşüyordum. Yorgana sıkıca sarılırken Alperen, üstümden yorganı çekti.
"Üşüyorum yapma!" dedim yorgun bir sesle. Şakanın sırası değildi.
"Ateşin var" dedi ciddi bir şekilde. "Seni zorla banyoya, soğuk suyun altına sokmamı istemiyorsan kes sesini." Dediği şeyi hayal ederken bile rahatsız olmuştum. Karşılık vermeden sustum.
Soğuk su, şuan cehennem ateşi gibi gelebilirdi. Kendi kendime kıvrılıp uyumaya koyuldum. Göz kapaklarım, ağzımın içi ve nefes aldığım her an içim cehennem gibi yanıyordu ama tenim o kadar üşüyordu ki titriyor gibi hissediyordum.
Bütün gece saçma sapan sayıklamıştım ve bunu gerçekten fark etmiştim. Çünkü tam olarak ben de uyumamıştım. Her on, yirmi dakikada bir uyanıp duruyordum. Bu gerçekten rahatsız ediciydi. Her uyandığımda Alperen yanı başımda bekliyordu.
Hatta yanlış hatırlamıyorsam veya rüya değilse sanırım bir ara çorba bile içmiştim. Uyandırmış, çorba içirmiş ve ilacımı vermişti. Tabii ben bütün bu zaman boyunca uykuluydum ve söylediği şeylere rastgele cevaplar veriyordum.
Dürüst olmak gerekirse annem bile bana böyle bakmamıştı. Gece ateşim düşsün diye Alperen'in başıma ıslak bez koyduğunu ve sürekli üstümü açtığını fark etmiştim fakat tüm bunlar rüya gibi belirsizdi. Sanki zihnim benimle dalga geçiyordu.
Sabah erken saatlerde uyandığımda o kadar yorgundum ki yatağa yapışmış gibi hissediyordum. Terlemekten yattığım yer ıslanmıştı. Güneş ışığı odaya zayıf bir halde dolarken etrafıma bakındım.
Boğazımdaki keskin acıyı hafifletmek için hemen yatağın yanındaki bardağa zar zor bir bardak su doldurdum ve boğazımdan geçişini hissettim. Canım acımıştı.
Ev, kimse yokmuş gibi sessizken bir süre sonra kapının sesi geldi. Alperen gelmiş olabilir diye düşünüp yavaş adımlarla kapıya doğru gittim. Ona iyi olduğumu, artık benimle ilgilenmesine gerek olmadığını söylemek istiyordum. Bir yandan o benimle bu şekilde ilgilensin diye hasta gibi davranmaya devam etmek istiyordum ama onun yanında zayıf görünmek istemiyordum.
Tam kapının yanına gelmiş ve kola dokunmuşken durdum. Alperen’in geldiğini düşünmüştüm fakat koridordan gelen sesle olduğum yere çivilendim
"İçerideyim abi, kimse yok."
Tüylerim korkuyla diken diken oldu.
"Evet?" fısıltı şeklinde tek taraflı konuşma yapan kişi koridordan mutfağa yöneldi. Sadece tek kişinin adımlarını duyduğum için telefondan konuşuyor olduğunu tahmin etmiştim. Hiç iyi niyetli gibi duyulmuyordu.
"Erez gelmeden hallederim, sorun yok." Alperen'e soyadıyla hitap ediyordu. Bu da pek iyi bir işaret değildi. Korkuyla kapının ardından dinlemeye devam etti. Adımları içinde bulunduğum odaya yaklaştığında her tarafımın ağrıdığını unutarak kapının arkasına gizlenir şekilde geçtim.
"Şu senedi buldum mu, o it de elimizde artık."
Aldığım sıcak nefes, nefes borumu delip geçerken içime korku yerleşti. Titremeye başlamıştım, güçsüz bedenim her an yere yığılabilirdi.
Kapı açıldığında hareket etmedim, o anın verdiği bir güç ile olduğum yerde sessizce bekledim. Ben kapının ardından beklerken içeri girdi ve kapıyı kapatmasıyla sırtına bakar şekilde tam arkasında kaldım. Akasını dönse onunla göz göze gelecekti.
Henüz o beni fark etmemişti, aceleyle odanın diğer kısmını inceliyordu. Ben de hemen etrafıma baktım ve yanımda duran vazoyu sessizce elime aldım. Hiç düşünmeden vazoyu yapabildiğim en sert şekilde kafasına geçirdiğim. Gürültülü bir ses ile vazo kırıldı. İçindeki çiçekler de su ile birlikte yere döküldü. Her şey gözlerimde yavaş çekimde gerçekleşti, ne yaptığımı bile bilmiyordum.
Karşımdaki adam yüzüme bakamadan yere yığıldı, her an uyanacakmış gibi korkuyla odadan çıktım.
Hızlı adımlarla soğuk havaya, bahçe kapısına çıktım. Sadece kaçıp uzaklaşmak istiyordum, o adamla aynı evde olmak beni dehşete düşürüyordu. Caddede etrafıma baktım, sabah saatleri olduğu için kimse yoktu, işe gitmek için bile henüz çıkmamışlardı. Hem birini görsem bile ne diyecektim ki? Ya içerideki adam ölmüşse? Hayatım mahvolurdu, biterdim. Kimseye söyleyemedim. Deli gibi atan kalbim korkuyla beni tedirgin ediyordu. Düşüncelerim her şeyi zorlaştırıyordu.
Soğuk hava zaten üşüyen bedenimi daha da üşütürken yere yığılacak gibi hissettim.
"Kâinat?"
Alperen!
Ellerinde manavdan aldığı meyvelerle bana doğru yürürken ona hızla yaklaştım. "İçeride biri vardı!" dedim.
Kaşlarını çatıp eve baktı. ‘’Biri mi vardı?’’ sesi ciddileştiğinde yüzü de ciddileşti.
"Ona vurdum. O da..." dedim daha sözümü bitirmeden Alperen öfkeyle içeri girdi.
Koridorun kenarına meyveleri bırakıp, odaya doğru gitti. Koridordan bakılınca, adamın sadece ayakları görünüyordu. Beraber odada kapının önünde durduğumuzda ifadesiz bir şekilde birbirimize baktık.
Alperen bir dizini yere koyup adamın yaşayıp yaşamadığına baktı. Siyah gözlerinin bana döndüğü sırada içimde cehennemin dalgaları kıyıya vurdu.
"Ölmüş" dedi kısık bir sesle...