Issız

1290 Kelimeler
Araba, karanlığı hızlıca delip geçerken söylediği kelimelerinin de onun karanlığından çıkıp benim aydınlığımı deldiğini hissettim. Yüzüne baktım. Elleri direksiyonda, yağmurlu yola odaklanmıştı. Hayat yavaş çekimde gözlerimin önünden akıp gidiyor gibiydi. Sert ve kaba olduğu için şikâyet ettiğim bu adam kolay şeyler yaşamamıştı. Dediği gibi, bir şansım olabilirdi belki, ona kıyasla benim şansım daha büyüktü. Ona göre, benim bunlardan uzaklaşma ihtimalim, onun uzaklaşma ihtimalinden çokça fazlaydı. O hayatına bulaşmış bu kiri temizleyemezdi ama ben hemen imdi vazgeçip gidebilirdim. Onun için benim gitmem kolay olabilirdi, fakat benim için bu şey ölüm kadar kötüydü. Bu dönme korkusu beni silahlı adamların ellerine atlayacak kadar etkilemişti. Çünkü kapalı odaların ardında kaldıkça benden uzaklaşıp kaybolan ruhuma üzülüyordum. Kendim ölmeden önce onu gömmek istemiyordum. Bakışlarımı düşüncelerimin arasından Alperen’e çevirdim tekrar. Siyah saçlarından birkaç tutam umursamazca alnına düşmüştü. O da en az benim kadar düşünceli görünüyordu. Bazen onun bu gizemli halleri beni ciddi anlamda ürkütüyordu. Zihninin içindekilerin benimkilerden daha tehlikeli ve hatta öldürücü olduğunu biliyordum. Ben kendi düşüncelerimle sadece kendime zarar veriyordum ama Alperen’in ellerinde çok daha fazla seçenek vardı, o düşüncelerin ona ne yaptıracağı hiç belli olmazdı. Yaklaşık bir yarım saat sonra oradaydık. Alperen ile kapalı kapının önünde duruyorduk. Issız ve karanlık bir ortamdı, etraftaki ışıklar yağmur yüzünden engelleniyordu, bakış açım damlaların düşmesiyle buğulanıyordu. Öncelikle etrafta kimsenin olmaması beni endişelendirmişti fakat Alperen buradaydı ve bir şekilde güvende hissettiriyordu. Yapayalnızken böyle bir yere asla gelmezdim, kim bilir en yakın durak ve taksiler neredeydi? Hiç yokmuş gibi görünüyordu. En büyük problem bu kadar ıssız olmasıydı. Sonrasında ise karanlık olması... Karanlıktan nefret ederdim. Özellikle de yağmur yapıldığında oluşan o ürkütücü çatı sesleri ile karanlık tam anlamıyla cehennemi içinde aklar gibi olurdu. Ah bir de yağmur var tabii o da oldukça büyük bir sıkıntıydı. O soğukta ıslanmak durumu daha da kötü hale getiriyordu. Şimdiden kıyafetlerimin ıslanmaya başladığını hissedebiliyordum. Hadi ama kim burada ne yapardı ki? O kadar ıssız ve karanlık bir yerdi ki bu kapıyı daha önce kimsenin fark etmediğine adım gibi emindim. Geçip giden biri, burayı terk edilmiş bir depo zannedebilirdi. Hatta belki eski bir fabrikayı kendilerine çalışma alanı yapmışlardı. Oysaki üzerinde ne bir sökülme ne de skime vardı. Kapı yeniydi, ya da sürekli yenileniyordu. Kapının üzerindeki bölüm sayesinde yağmur damlalarından korunuyorduk. Küçük bir çıkıntı bize yağmurun geçmediği bir alan yaratıyordu. Alperen bana bakıp "Yanımdan ayrılma." dediğinde etrafı incelemeyi bırakıp yanına daha fazla yaklaştım. Uzun bedeni ile bana bir duvar gibi yanaştı. Büyük, neredeyse paslanmış kapının yanında gizli bir düğmeye bastı. Alperenin siyah gözlerini üzerimde hissettiğimde ben de ona baktım. Siyah rengin üzerindeki saçları hafifçe ıslanmıştı. "Sadece bu iş için ciddi olduğunu göster." dedi. "Ciddiyim zaten." dediğimde gözleri kısa bir süreliğine gözlerimden ayrılıp kapıdan gelen hafif sese doğru döndü. Ne kadar ciddi olduğuma ne zaman görecekti. Bakışlarımı onun yüzünde, sert çene kemiğinde, elmacıkkemiklerinde dolaştırdım. Ellerim ceplerimdeydi. Bu gece ona ne kadar ciddi olduğumu gösterecektim. Ve o eve, babamın yanına asla geri dönmeyecektim. Kapının orta bölmesinden küçük bir bölüm açılmıştı. İçeriden bir kadının gözleriyle bizi taradığını gördüm fakat bulunduğumuz yer çok karanlıktı. Bizi fark etmesi biraz zordu. Yüzümüz gecenin siyah örtüsü ile kapanmıştı. Alperen hiç tedirgin olmadan küçük bölmeye doğru yaklaştı, hafifçe eğildi ve ciddi bir şekilde içerideki kadına baktı. "Ben Alperen Erez." dedi soğuk bir sesle kendini tanıtarak. "Birlik için yeni bir üye getirdim." diye devam etti. Birlik için yeni üye... Bu garip bir şekilde kendimi yanlış bir şeyler yapıyormuş gibi hissetmeme sebep olmuştu. Tüm bunları yapabilirdim, kimseden bir eksiğim yoktu. Ne kadar tehlikeli ve yanlış olduğunun da farkındaydım ama hayatım için savaşmak zorundaydım. En azından birkaç dakikalığına bu şekilde hissetmiştim. Sonrasında duygularım telaşın eteklerine sarıldı. İçeride neler olacağını bilmiyordum, yanımda kendimi korumam için hiçbir şey almamıştım. Eğer kendimi korumam gerekseydi Alperen bunu zaten söylerdi, rahatlamaya çalıştım. Kadın hiçbir şey söylemeden öylece Alpereni süzdü, başını hafifçe doğrultup arkada, karanlıkta kalmış olan bana baktı. Bakışlarında şüpheci ve biraz da bıkkın bir tavız vardı. Önündeki bölmeyi kapattı ve kısa bir süre sonra kapı açıldı. İçerisi hafif aydınlıktı ve görünüşe göre kimse yoktu. Kapının arkasındaki kadını artık tamamıyla görebiliyordum. Hafif kilolu, güçlü duruşlu, oldukça uzun boylu güzel bir kadındı. Hatta fazlasıyla çekici olduğunu da söyleyebilirim. Yüzündeki sert ifade ve gözlerindeki detaylı bakışlar ona soğuk mu soğuk bakışlarla karşılık vermemi sağladı. "Seni tekrar burada görmek ne güzel, Tetikçi." diye Alperene selam verdi. Tetikçi kelimesi, kadının ağzından büyük bir ün gibi çıkmıştı Alperen de ona karşılık olarak elini uzattı. Birbirlerinin ellerini soğuk bir şekilde sıktılar. "Bundan sonra buradayım." diye yanıtladı. "Bol şans." deyip bana da gülümsediğinde kadının içten olduğuna karar verdim. Fakat içinde bulunduğum gerginlik yüzünden ne gülümsedim, ne de teşekkür ettim. Aynı soğuk ifade ile ona bakmaya devam ettim. Bakışlarım etrafta gezinirken bile o soğuk ifadeyi yüzümden silemedim. Dar bir koridordan geçerken Alperen koluyla bana hafifçe vurdu, bakışlarım ona döndüğünde dudaklarının hafif bir şekilde kıvrılmış olduğunu fark ettim, "Ciddi ol derken kaba olmandan bahsetmiyordum." deyip çokbilmiş gibi gülümsedi. "Kaba olmaya çalışmıyorum. Bu istemsiz oluyor, gerginim." diye yanıtladım. Hemen ardından Alperen, yerin altına inen bir bölme açtığında gözlerinde aşağı inmemi söyleyen bir takım şeyler gördüm. Önce ben indim, ardımdan Alperen. Bu bir anda ortaya çıkan bölmelere alışmalıydım artık. Hatta daha dikkatli davranıp çevremde sürekli bölme olup olmadığıma baksam iyi olurdu. Özellikle de bu tarz yerlerde gizli bölmeler ve kapılar oldukça fazla olmalıydı. Etrafımı incelediğimde kahverengi döşemeli, aydınlık, kütüphaneye benzeyen bir alana girdiğimizi fark ettim. Oldukça modern ve temizdi, zeminin ışığı parlak bir şekilde yansıttığını görebiliyordum. Ayrıca havası, ferah ama bir ev kadar sıcaktı, sanki gizlice kurulmuş bir ev gibiydi. Etrafta yaklaşık 15 kişi vardı. Masalarda oturmuş veya bilgisayara kurulmuş ciddi bir iş yapıyor gibiydiler. Bizim aşağı inmemizle dikkatleri bize doğru döndü. "Merhaba." sesin geldiği yere döndüğümde benden yaşça büyük bir erkeğin bize doğru geldiğini gördüm. Üzerinde resmi giysiler yoktu ama boğazına kadar çıkan ve üzerine yapışan siyah bluzu ona oldukça resmi bir hava bırakıyordu. "Ben Bora Kutay." deyip elini bana uzattı. Uzun boylu ve yapılıydı. Ayrıca yüzünde sahte bir gülümsemeyle can sıkıcı bir şekilde yüzüme bakıp duruyordu. Alperen, ellerini ceplerine koymuş rahat bir şekilde beni izliyordu. Büyük ihtimalle gitmek istediğimi düşünüyordu, daha şimdiden kaçarcasına vazgeçeceğimi ve korkup eve döneceğimi düşünüyor olmalıydı. Eşyalarımı toplayıp ilk otobüsle kendi evime mi dönecektim? Ailem zaten beni bir savaşın içinde büyütmüştü, geri dönmeye niyetim yoktu. Tabii ki ona istediğini vermeyecektim. Buradan gitmeyecektim. Bu insanların bir parçası olmaya bile hazırdım. "Sen, Alperenin bahsettiği yeni üye olmalısın." deyip Alperene baktığında Alperen de başıyla onay verdi. Havada öylece duran eline son kez bakıp kendimden emin bir şekilde ben de onun elini sıktım. Anlaşılan Alperen daha öncesinde benden bahsetmişti. İçerideyken buranın korkunç bir yer olduğunu söyleyemezdim, aksine, tam bir çalışma alanına benziyordu. Bu dekorasyon insanı rahatlatırken insanların yüzlerindeki soğuk bakışlar her şeyi ortaya serer gibi ürkütücü bir şekilde bana bakıyordu. Adımlarım yeni bir hayata atılmış, her an geri gitmeye hazır gibiydi. Oysa bakışlarımın adımlarımdan çok daha farklı olduğunu biliyordum. Gerginlik beni ciddileştiriyordu. Yüzümdeki bu donukluğun karşı tarafın saygınlığını kazanabilecek kadar sağlam olduğunu çok iyi biliyordum. Karşımdaki adamın dudaklarından kelimeler dökülürken çevremde arada bir göz gezdirmeyi ihmal etmiyordum. "Rahat ol öyleyse. Biz burada aile gibiyiz... Tabi sorun çıkarmadığın sürece." Kelimeleri tamamlandıktan sonra bile onu sadece çok hafif bir şekilde başımla onayladım. Bu hareket o kadar küçüktü ki, biraz uzakta olan biri için ben hiç kıpırdamamış ile olabilirdim. Bora denen adam bakışlarını benden çekip Alperene döndü. "Teste girmesi gerekiyor. Önceli..." "Teste girmeyecek." dedi Alperen. Bora’nın sözünü kestiğinde Bora, küçük bir şaşkınlıkla bana baktı. Bu ayrıcalığı nereden aldığımı düşünüyor olmalıydı. "Ama test olmadan üye almıyoruz biliyorsun." dediğinde Alperen ciddi bir şekilde Bora ya yaklaştı ve siyah gözlerini ona dikti. "Rol yapmayı kesip bizi yalnız bırakmayı denesen?" Bora, daha yapılıydı ama anlaşılan Alperen’in burada kötü bir şöhreti vardı. Çünkü Bora birkaç saniye baktıktan sonra hiçbir şey söylemeden geri çekildi ve geldiği koridordan geri gitti. Rol yapmak derken Alperen’in neyi ima etiğini anlayamadım ama gittiği için mutlu olduğumu söyleyebilirdim. Biraz daha başımızda dikilip dursaydı bundan epey bir rahatsızlık duyardım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE