Cam Kavanoz

837 Kelimeler
"Anlaşılan birilerinin kafası karışık." Umut’un sesiyle irkilirken sese döndüm, aralık kapıya yaslanmış bana baktığını fark ettim. "Korkuttun." dedim gülümseyerek. Normalde birini ürkütecek bir ses tonu değildi bu ama fazlasıyla dalgındım. "Affedin leydim amacım korkutmak değildi." dedi. Bu çocuğun yaptığı her şey sempatik olmak zorunda mıydı? "Girebilir miyim?" diye sordu devam ederken. Öylece kapıda beklemesi bile takdir edilesi bir şeydi benim için. "Tabii." dedim içeri davet ederken. "Hatta sana bir şey göstermek istiyorum." Merakla içeri girdi ve ben de o sakladığım kavanozu ona göstermeye karar verdim. Biriyle bunu paylaşmayı hep çok istemiştim. Çıkıp birine hayallerimi anlatmayı içten içe deli gibi istiyordum. Birine bir şeyleri anlatmak istiyordum, beni zehirleyen kelimelerden kurtulmak, onları özgürlüğe kavuşturmak istiyordum. Yatağın yanındaki çekmecenin en altını açıp gözüme değen kavanozu gülümseyerek elime aldım. Rüyamdaki kadar korkunç değildi. Kırık değildi ve ayaklarına batmıyordu en azından. Ama içerisinde yazılı olan notların en az kırık bir cam kadar canımı yakabileceğinin farkındaydım. Ciddi misin? Çünkü bence bu kavanoz oldukça kırık ve öyle sivri ki ayakların yerine ruhuna batıyor, dedim kendime. İç sesimin gülümsememi bozmasına izin vermeden Umut’un yanına gittim. Masanın yanında duruyorduk, kavanozu masaya bıraktım. Sıkışmış kâğıt parçaları mürekkebe boyanmıştı. "Bu ne?" diye sordu kavanozu elinde gezdirirken. Anlaşılan hayatında daha önce hiç içine kâğıtlar sıkıştırılmış bir kavanoz görmemişti. "Küçükken hayallerimi yazıp bunun içine atardım." dedim Kaşlarını kaldırdı ve gülümseyerek kavanoza baktı "İçindekileri okumak istiyorum." dedi. Önce tereddütle baktım, içerisinde ne kadar kırıcı şeyler olduğunu az çok hatırlıyordum. Bir hayal ne kadar kötü olabilirdi değil mi? Kavanozu onun elinden alıp kapağını çevirdim. Kapağını masanın üzerine bırakmamla çıkan tok sesten sonra elimi kâğıtların içinde gezdirip bir tanesini çıkardım. Umut’un gözlerine baktım gözlerimi kısarak. "Umarım rezil bir şey yazmamışımdır." derken katlı kâğıdı açtım. Mor bir kalemle 'büyüyünce kendi şarkılarını yazan bir sanatçı olacağım' yazmıştım. Kâğıda gülümseyerek baktığımda odanın içinde şarkılar söyleyen kızın görüntüleri zihnimde yankılandı. Kendisini iyi bir şarkıcı zannederdi, söylediği şarkıları bazen sesli bazen sessiz sessiz değiştirirdi. "Gerçekten bunu istedin mi?" diye sordu Umut. Gözlerini gözlerime hapsediyordu konuşurken. Omuz silktim ve umursamazca "evet" dedim. "Sesin güzel olmalı." diye devam ettiğinde kaşlarımı çattım. "Çok da iyi olduğumu söyleyemem. Hadi bir tane de sen çek." dedim. Gözlerini benden indirip kâğıtlara baktı. Seçmekte zorlanır gibi parmaklarını dolaştırdı dolaştırdı... Bir tanesini tutup kaldırdı ve açtı. Bakışları kâğıdın ortasında hissiz bir şekilde dururken bana baktı. 'Bu gün gerçekten ölmek istiyorum’ Kâğıttaki yazıyı yazdığım günü çok iyi hatırlıyorum. Berbat bir gündü, tüm bu kavanozdaki harflerin uydurma olduğuna inanmıştım. Kimsenin beni sevmeyeceği gerçeği gelip oturmuştu yanıma ve saatlerce tavana bakıp kendi içimde korkunç bir konuşma yapmıştım. Tek istediğim kulağımda en sevdiğim şarkıyı dinlerken ölmekte. Her şeyin beyaz bir bulut gibi aslında soyut olduğunu hissetmiştim. Hayat siyah beyaz bir hal almıştı. Ne yaşadığımı bile hatırlamıyordum artık ama saatlerce kıpırdamadan çaresizce tavanı izlemenin acısını hatırlıyordum. Kendimden nefret etmiştim. Sonra... Uzun zamandır konuşmamamızda rağmen Alperene mesaj atmıştım. Ona bu kadar ihtiyacım olduğunu hiç bilmiyordum, sadece onunla yaşamaya başladıktan sonra – her şey her ne kadar suç mahaline dönmüş olsa da- kendimi ilk defa olmam gereken yerdeymişim gibi hissediyordum. Ölüme ihtiyaç duyan birini öldürme suç mudur? Düşününce tüm bunlar saçma gelebilirdi kulağa ama o günden sonra hayatta olmayabilirdim. Belki de sırf bu yüzden bile Alperene bir can borcum vardı. Hiç kimsenin ölüme ihtiyacı yoktu. En büyük hastalıkları yaşayan insanların bile içinde, yaşamak için çırpınan tarafları vardır. Haklıydı. İçten içe yaşamak isteyen bir yanım vardı. Onu ne kadar bastırmaya çalışsam da sesini çıkarıyordu. Alperen’in de dediği gibi çırpınıyordu. Sonra konuşmayı kesmiştim. Söyleyecek hiçbir şeyim kalmamıştı. Alperen de sormamıştı. Gerisini belki de bana bırakmıştı. Belki de ben bütün bu dertler ile uğraşırken o çok daha ciddi şeylerin peşindeydi. O her zaman çok daha ağır şeyleri atlatmıştı. Oturup yaşamak isteyen yanımı dinlerken ağlamaya başlamıştım. Ama kâğıdı da kavanozun içine karıştırdığım için çıkarmayı becerememiştim. Gözyaşlarım tıpkı o günkü gibi olmasa da yavaş yavaş yanağımı ıslatırken aynı şeyleri hatırlamak içime bıçak gibi bir sancı bırakmıştı. Bu duygu tarif edilemezdi, bu duygudan kaçılamazdı. Bu ev benim kendimden nefret etmeme sebep olmuştu. Değiştiremeyeceğim kadar uzak olan bir geçmişim vardı artık. "Ağlarken bile çok güzelsin." Umut’un sesi, sessizliği böldüğü gibi içimdeki düşünceleri de ortadan ikiye ayırdı. Yaşlı gözlerimi Umut’un gözlerinin içine yerleştirdiğimde ne düşündüğünü anlamakta zorlanıyordum. Kaşları çatılmıştı ama sinirli değildi. Gözlerime hayranlıkla bakarken sözlerine devam etti. "İncinmiş ruhların hep daha güzel olması beni her seferinde şaşırtıyor." dedi. Bir tür avutma mıydı bu? Yoksa gerçekten içinde bulunduğum acıya hayranlık mı duyuyordu? "Anlamadım?" dedim sessizce. Elindeki kâğıda baktı ve kavanoza attı "İntiharsal olsan da çok güzelsin. Bunu kendine yapma." dedi. Kelimelerini kısa kesmiş gibiydi. Sanki aslında söylemek istediği sadece bu değilmiş gibi beklentiyle yüzüme bakıyordu. Ama asla daha fazlasını söylemiyordu. "Ben bir yüzümü yıkasam iyi olacak." dedim ve arkamı dönüp odamdaki banyoya girdim. Umut odada tek aşına kaldığında kavanozu bir yere usulca masaya bıraktığını duydum. Zaten aralık olan banyo kapısını elimle daha da açtım, karşısında durduğumda aynada gördüklerim beni dehşete düşürmüştü. Çünkü tek gördüğüm ıslanmış kirpiklerimle ben değildim. Benim yansımamın üzerinde kırmızı rujumla yazılmış bir yazı duruyordu ve bu yazı tüylerimi diken diken edecek kadar yabancı bir el yazısı ile yazılmıştı. "Eyleme dökülemeyecek arzular beslemektense bebeği beşiğinde öldürmek daha iyidir" -J.D.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE