Depo

1464 Kelimeler
Renklere kafamdaki karışıklık ile bakakaldım, zihnim bulanık bir suyun hızla akışı gibi oradan oraya çarpıyordu. Hangisini çekmem gerektiğini bilmiyordum ama hata yapmak da istemiyordum. Bir an için arkama baktım, zaman kaybedersem daha kötü olurdu. Siyah ve mavi favori renklerim olduğu için onları es geçip kırmızıyı çektim. Bir kısım ekran kararıp siyaha döndüğünde garanti olsun diye mavi ve siyah kabloları da çektim. Bütün ekranlar söndüğünde kapıda Alperen belirdi. “İşleri iyi kavrıyorsun ama daha hızlı olmalısın” dediğini duydum. Kafamdaki karışıklığı çözsem iyi olacaktı, bu şekilde devam edersem sorun yaratabilirdim. Hızla çıktığımda beraber geldiğimiz yoldan tekrar döndük. Yüzümdeki maske ben o kadar rahatsız ediyordu ki! Yine de çıkarmadım, birilerinin görme riski beni oldukça korkutuyordu. Üç görevli yerde baygın halde yatıyordu ama kan yoktu. Bu iyiydi. En azından masum insanlar zarar görmemişti. Asansöre binmeden önce kar maskelerini çıkardık. İkisini de silahla birlikte çantama attım. Alperen gitmemiz gereken katın bir iki kat üstüne bastığında, güvenlik amaçlı yaptığını anlamıştım. Aklında bir sürü şey vardı. Yakalayamıyordum. Fikirlerini hep kendine saklıyordu. Belki de beni bu fikirler ile yormak istemiyordu. Alperen, üst katta indiğinde; ben de tekrar kutlamanın olduğu kata dönmüştüm. Hiçbir şey olmamış gibi davranıp, elinde içecek taşıyan görevliden kokteyl aldım. Ve şu turuncu saçlı adamı aramaya başladım. Sahi neydi adı? Etrafta görmeyince beklemeye karar verdim. Duvardaki tablolara bakıyor gibi yapmaya başladım fakat canım felaket sıkılmaya başlamıştı ve içeceğim de bitmişti. Gözlerimi dikkatle etrafta gezindirdim. Turuncu bir kafa aramaya koyuldum ama yoktu. Çantamdan gelen titremeyle telefonu çıkardım. Gönderen; Alperen “Dışarıda, sigara içmeye çıktı." Kaşlarımı çattım. Her şeyden nasıl bu kadar çabuk haberi oluyordu? Sinirle homurdanıp dışarı çıktım aynı anda telefonu çantama yerleştiriyordum. Soğuk hava tenimi ürpertirken merdivenlerin başında durdum. Etrafa bir göz attım. Kimisi hava almaya çıkmış, kimisi sigara içmek için, kimisi telefonda konuşmak için dışarı atmıştı kendini. Oradaydı, arkadaşlarıyla sohbet ediyordu. Bir anlığına göz göze geldiğimizde durdu ve tekrar bana doğru baktı. Kaşlarını merakla çattığında samimi olsun diye kendimi yırtarak zorla gülümsedim. Arkadaşlarına bir şeyler söyleyip bana doğru yürüdüğünde planım hazırdı bile. Tedirginliğimi bastırarak üşümüş gibi kollarımı sıvazladım. “Adınızı öğrenmemiştim.” dediğinde elimi uzatıp “Selin." dedim. İsmimi söyleyerek pot kırmak istemiyordum. Bu sahte isim ile bir süre idare edebilmeyi umdum. Eğer gerçek ismim ortaya çıkarsa onun ikinci ismim olduğunu söylemeyi planlıyordum. “Ben de Polat Göksu.” dedi. Elini uzattığında karşılık verdim ve elimi sıktı “Bir sıkıntı mı var?” diye sordu. Çok mu belli oluyordu? “Biraz başım döndü.” dedim yorgunlukla etrafa bakarak “Hava almak istedim ama geçmiyor." “Oturalım isterseniz. Ayakta beklemeyin böyle." Neden bu kadar kibardı? Alperen’in bu adamla her ne sorunu vardı bilmiyordum ama Polat denen bu adam fazla iyi görünüyordu. Belki de ben fazla erken yargı yapıyordum. İki kelimesine bakarak bir insanı tanıyamazdım ki. Beraber bahçede oturacak bir yer ararken bilerek kimsenin olmadığı bir yere geçmek istedim. Polat konuşup kendinden, işinden bahsetmeye başladığında etraftaki tek tük insanların da gitmesini bekliyordum. Kendine övgüler yağdırır gibi hayat hikâyesini anlatan Polat’ı dinlemiyordum bile. Özgüven hikâyeleri, başardım ettim kelimeleri hiç bitmiyordu. Sonunda bizden başka kimse kalmayınca çantamı dikkatle açtım ve görünmeyen bir yere, Polat'ın beline doğru tuttum silahı. İrkilirken konuşması yarıda kaldı. Bir an için gördüğü şeyin silah olup olmadığını anlayamamış olacak ki dikkatle inceleme gereği duydu. “Benimle gel, yoksa hiç düşünmeden üzerine mermi yağdırırım!” dedim fısıldayarak. Sesim, bana bile korkutucu gelmişti. Şaşkınlığa uğrayan Polat'ın gözleri bana yönelince biraz da korkuyla açıldı. Ağzından küfürler çıktı “Beni buradan çıkarmanın mümkünatı yok!" dedi. Hemen ardından ruhsuz bir şekilde güldü “Bunu sana kim yapıyorsa seni kekliyor kızım! Sen bittin!" Üzerine silah doğrultulmasına rağmen konuşmaya devam ediyordu. Silahı beline iyice bastırdı. Alperen’in beni bilerek tehlikeye atacağı falan yoktu. “Ya dediğimi yaparsın, ya da seni arkaya bir yere bırakırım zaten bir daha da bulamazlar. Bu tenha yerde çürür kalırsın." edim. Silahı ateşe hazır hale getirdiğimde bunun sadece gözünü korkutmak için yaptığımı belli etmedim. “Tamam!" dedi panikle. “Dur! Sadece ne istiyorsun onu söyle" “Benimle gel.” dedim silahı beline bastırarak. Başını hafifçe onaylar gibi salladı. İkimiz de yavaşça kalktık. Koluna girmiş gibi yapıp silahı çantayla kamufle ettim. Yavaş yavaş çıkışa doğru giderken endişeli çenesinin kasıldığını fark ettim. “Seni kim gönderdi?" diye sordu. Umursamadım, umursayacak halde değildim. Etrafta bir sürü güvenlik vardı ve endişeliydim. Biri fark ederse ciddi ciddi tehlikeli bir yola gitmiş olacaktım. “Şu hale bak! Küçük bir çocuk beni tehdit ediyor resmen.” dediğinde korkuyla gülüyordu. Endişesini göstermemeye çalışıyordu ama konuştukça onun hissettiklerini daha derinden anlayabiliyordum. Birini bu kadar endişelendirmek hiç alışkın olduğum bir şey değildi. Dürüst olmam gerekirse birini korkutmanın bana onca zaman sonra belki de iyi hissettirdiğini bile söyleyebilirdim. Karşımda tamamen masum olduğunu düşündüğüm biri olsa bu duygu kötü ve zehirleyici olurdu muhtemelen ama o an bu adam için üzülmüyordum. Soru sorup sürekli tehditkâr kelimelerini üzerime atan Polat’ı umursamadan, onu çıkarmayı başardığımda geride sadece bir sokak kalmıştı. Onu da geçersem sıkıntı olmayacaktı. Alperen neredeydi, ne yapacaktı bilmiyordum ama çok da iyi şeyler olacağını düşünmüyordum. Gecenin soğuk havası hâkimiyetini koruyordu. Tek ses, topuklu ayakkabılarımdan gelirken Polat’la birlikte depoya doğru yürümeye devam ediyorduk. Birilerinin bizi takip etme olasılığına karşı sürekli etrafta göz gezdiriyordum. Polat artık hiçbir şey söylemiyor, düşünüyordu. Sadece korktuğu belli oluyordu. Ben de korkuyordum. Depoya girdiğimizde içerisi fazlasıyla karanlıktı, makina sesine benzer bir ses geldiğini duyar gibiyim ama çok uzaktan geliyor gibiydi. Hafif bir ışık yandığında etrafta bir sürü paket halinde eşya olduğunu gördüm. Ben de Polat da etrafı inceliyorduk. Bize yaklaşan adım seslerinden hemen sonra sağ taraftaki bölmeden Alperen çıktığında rahat bir nefes aldım. Üzerinde hala o siyah takımı duruyordu. “Şuraya geç, ” deyip Polat’ı başka bir tarafa götürmeye başladığında kısa bir süre göz göze gelmiştik. Sesinde sakin bir ton ne yapması gerektiğini biliyor gibiydi. Polat öfkeyle soluyup “Alperen!” dedi bir hışımla. “Ne yapıyorsun koçum, biz aynı takımın adamlarıyız!” Dar, her tarafı naylonlarla kaplanmış bir bölmeye geçtiğimizde Alperen, umursamadan elimdeki silahı aldı. Kafamı kaldırıp Alperene baktım. Güven verir gibi göz kırptı ve sandalyelerden birini ortaya alıp silahla Polat’a oturmasını işaret etti. Tereddütle bana bakan Polat, oturduğunda “Şurada ip olacak.” dedi üst üste koyulmuş paketleri göstererek. “Getir şunu bağla.” dedi Hiddetlenen Polat, “Ne yapmaya çalışıyorsun bilmiyorum ama yanlış yapıyorsun!” diye bağırdı. Alperen Polat'ın yanına gidip turuncu saçlarından tutup kendisine bakmasını sağladı. “Bir daha bağırırsan” dedi dişlerinin arasından öfkeyle, “Saçlarının her telini teker teker sana yediririm.” Korkuyla sessiz kalıp bakan Polat kadar ben de korkuyordum. Ama Alperen’den değil, olacaklardan korkuyordum. Yine de ipi çıkarıp onlara yaklaştım. Alperen bir kaç adım uzaklaşmış, Polat’ı inceliyordu. “Bağla." dedi bana bakmadan. Ben de Polat’ın korku dolu gözlerine bakıp arkasına geçtim. Ellerini arkasında birleştirip düğüm atmaya başladım. Yapabildiğim kadar sıkı bağlamaya özen gösterirken “Hızlı biraz.” diyen Alperene baktım. Aklından neler geçiyordu merak ediyordum. Ne yapacaktı bilmiyordum ama onunla göz göze gelmek bile ona karşı güven beslememi sağlıyordu. Ellerini bağlandıktan sonra ayaklarını da aynı şekilde bağladım. Alperen bir sandalye daha çekip Polat'ın önüne geçti. “Sen gidip dışarıda bekle, geleceğim." dedi. Kaşlarımı çatıp baktım. Öldürmeyi düşünmüyordu değil mi? Bir cinayetin parçası olmak istemiyordum. Bu olanlar bana garip bir duygu bırakıyordu. Yaptığımız bu şeyin başkaları tarafından görülmesi ikimizin de işini bitirirdi. “Ne yapacaksın?" diye sordum başında dikilirken. Bana bakmadan karşısında duran Polat’a gözlerini dikmiş şekilde konuştu, “Merak etme. Sadece bekle beni." dedi sakin bir sesle. Onun dediğine uyarak kendimi sakinleştirmeye çalıştım, Alperen her şeyi düşünmüş olmalıydı. Kafaya bu kadar takmamalıydım. Derin bir nefes alıp yavaş adımlarla oradan çıktım. Dışarı çıkıp nefes almaya ihtiyacım vardı. Olabileceğini düşündüğüm şeyler beynimi yoruyordu. Polat’a zarar vermesinden korkuyordum. Polat için değil, Alperen için korkuyordum. Belki de Yavuz'u aramalıydım ama bu bile Alperen’in kızmasına sebep olabilirdi. Onun için vazgeçip Alperene güvenmeyi tercih ettim. Deponun ortasında durdum ve sadece gözlerimi kapatıp dinledim. Etrafımda sadece hafif esen bir rüzgâr ve uzaktan gelen o makinanın sesi gelirken anlaşmayı düşündüm. Kaç kişi için aynı şeyi yapacaktık? Yorulmuş ve suçlu gibi hissediyordum ama her seferinde aklıma gelen o bir çift siyah göz ruhumun tüm yorgunluğunu alır gibi hissettiriyor ve tekrar hayata dönmemi sağlıyordu. Onun etkisinde değildim ama kendimi bıraksam bir daha o duygu olmadan yaşayamazdım. Beni bu kadar etkilemesine izin vermemeliydim. Bu kadar yaklaşmasına izin verirsem kendi öz benliğimi kaybederim diye korkuyordum. Geri dönülemez şekilde Alperenin siyah, zehirli akıntısına kapılıyordum. Bu akıntı artık hayatımın içinde bana gerçek bir şeyler hissettiren tek şey olmaya başlamıştı. Bu durum beni korkutuyordu. Kafamdakileri uzaklaştırmaya çalışır gibi derin bir nefes aldım. Her şey çok hızlı ve karmaşık ilerliyordu. Uzaktan gelen siren sesi bu hızı onaylamak ister gibi kulağıma dolduğunda gözlerim fal taşı gibi açıldı. Polis! Ardından duyduğum silahın patlama sesi... Olduğum yerde öylece kalakalmıştım. Alperen lütfen onu vurmuş olma! Lütfen sadece şu lanet tetiği çekmemiş ol!! Olaylar düşündüğümden daha ciddi bir duruma varırken öylece kalıp donmuş gibi baktım. O ses kulaklarımda hala yankılanıyordu. Siren sesleri yaklaşmaya devam ederken korkuyla nefesimi çekmekte güçlük çektim. Dikenli tasmanın ruhu boynuma dolanmış gibiydi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE