Kızıllık

868 Kelimeler
Çevremi saran bir pus yığını, önümü görmemi engelliyordu. Sadece ayaklarımı görebiliyordum artık, adımlarımın nereye gitmesi gerektiğini çoktan unutmuştum, elimdeki yol haritasını kaybetmiştim, kelimeler ben onları kaybetmeden önce çoktan silinmeye başlamıştı bile. Onu sıkı sıkı tutmaktan sayfaları avuç içlerimdeki ter ile yıpratmıştım. O harita kaybolduktan sonra yönün şeması zihnimden silinmeye başlamıştı. Unutmuştum tek tek, hayatım öylece silinmiş birkaç yer isminden ibaretti. Adımlarım çaresizce duruyorken öylece beklemekten bıkmış ve yürümeye başlamıştım. Kendi hikâyemde çok yaralanacaktım biliyordum. Adımlarım beni yokuşlara, kayalıklara, uçurumlara götürecekti. Ve bu pusu hiç dağılmayacaktı, biliyordum. Geleceğimin bu kadar sisli olmasını hiç beklememiştim ama şimdi öyleydi ve bunu düzeltemiyorsam da olduğum yerde beklemeyecektim. Bu düşünceler dakikalar ve dakikalar boyunca zihnimde dolanıp durdu. Tüm zihnimi kaplayıp beni esir aldı ve bir süre ondan başka bir şey düşünmemi engelledi. Dışarı çıktığımda güneş yavaş yavaş doğmaya başlamış ve karanlığı dağıtmıştı ama zihnimin içinde asla dağılmayacak o pus ile yapayalnızdım. Onu yok etmem için hiçbir gündoğumu yeterli olmayacaktı. Hiçbir güneş ve ay onu tamamıyla benden temizleyemeyecekti. Ve ben adımlarım yokuşa gidiyor olsa bile kendi hayatım için bambaşka birine dönüşmeyi göze alacaktım. Eski Kâinatı öldürüp yeni bir ben yaratmaya hazırdım, eskisi kadar saf olmak istemiyordum artık. Boyun eğmeyi yasaklamıştım kendime. Birkaç dakika sonra dışarıda arabaya doğru Alperen ile yürüyorduk. Hava iyiden iyiye açılmış, yağmur durmuştu. Dün geceden kalma nemli hava, rüzgâr ile birlikte yüzüme çarpıyordu. Yerler tamamen ıslaktı, bazı yerlerden hala suyun hafif akış sesi duyuluyordu. Ufak ufak patırtılar benim olduğum yere kadar ses çıkarıyordu. Adımlarım ıslak zeminde ilerlerken hemen yanımda yürüyen Alperen’e baktım. Ona neden işbirliği için Yavuz'u değil de Emre’yi seçtiğini sordum. En yakın arkadaşı da bütün bunların içinde olan biriydi, daha güvenilirdi. Onu yanında tutabilir, böylece kendi hayatını da güvenceye alabilirdi. Oysa Emre tamamen tehlike kokuyordu, ona güvenmek tam bir aptallık olurdu. Alperen bunu uzunca düşünmedi, aksine hemen bana baktı. Tek verdiği cevap ise şuydu, "Onu elimin altında çalıştırmak eğlenceli olacak." Bu acımasızcaydı. Hem acımasızca hem de oldukça tehlikeliydi. Emre’nin aptal olmadığını az çok öğrenmiştim, eğer aptal olsaydı bunca zaman Alperen’in karşısında bu kadar güçlü duramazdı. Alperen onun için bir şeyler planlarsa mutlaka anlardı. "Dışarıdaki ilişkiler içeri alınmazdı hani?" diye sorduğumda arabaya doğru yürümeye devam ettik. Ortalık hala boştu, uzaktaki çevre yolundan arabaların geçişleri duyuluyordu ama olduğumuz yerden yeşillik ve ağaçlık alanlar yüzünden görünmüyorlardı. "Bu, içerideki bir durum." dedi gülümseyerek. Hile yapmayı seven o küçük çocuğu siyah gözlerinin derinliklerinde gördüm. "Yani, Emre benimle çalışmak istemiyor çünkü benim yanımda yeterince güçlü görünemeyeceğini, sağlam kalamayacağını biliyor. Ondan çok daha iyiyim." Egosuna her seferinde sinirlerim bozuluyordu ama bir yandan da düşüncelerine ve ince ayrıntıları tartıyor olmasına hayran kalıyordum. Yine de bütün bunlar tek parça olarak değil de bir bütün olarak düşünüldüğünde evet, bu oldukça sinir bozucuydu. "Ya aynı şeyi tekrar yaparsa?" diye sorduğum. Başını kaldırıp hemen yan tarafta oluşmuş kocaman gökkuşağına baktı. Gökyüzünü bir kemer gibi yeryüzüne kenetleyen bu renk cümbüşü onun üzerinden kayıp geçiyordu. "Bazen tekrar yapması için dua ediyorum." dedi tehlikeli bir sesle. Bakışları bana döndüğünde gözleri hafif kısıktı. "Böylece ona yapacağım her şeyi hak ediyor olacak." Kaşlarımı çattım, ıslak yola yansıyan görüntümüze çok kısa bir süre baktım. "Ama bu çok sadistçe!" dedim. O yaramaz gülümseme yine yüzüne yayıldı... Ah şu gülümseme! ‘’Yapacaklarımı hak ediyorsa değil, eğer yapmazsam bu kendime haksızlık olmaz mı?’’ diye sordu. Elbette bunu hak eden birine karşı tepki göstermek, hatta karşılık vermek önemliydi. Bir daha yapmamalarını sağlardı ama sırf ona zarar vermek için tekrar atakta bulunmasını ummak da pek sağlıklı bir düşünme şekli değildi. Hiçbir şey söylemeyip önümden geçerken gökyüzüne baktım. Sessizce bizi izleyen ağaçların arkasında güneş, daha yeni yeni uykudan uyanır gibi kendini göstermeye başlamıştı. Gökkuşağı ise her an silinebilecek gibi görünüyordu. Arabaya binmek üzereyken kapıyı tutup başımın üzerindeki melodiye baktım. Gökkuşağı görmeyeli çok uzun zaman olmuştu. Bunu bana verilen güzel bir işaret gibi algılayıp iyi şeyler düşünmeye çalıştım. Sarı yansımasının arkasında kızıl bulutları taşıyor, yeşil ağaçların ihtişamlı görüntüsüne arkadan bir anne gibi gülümsüyordu. Bu görüntüyü zihnime kazıdım. Yorgundum, gözlerim iyice ağırlaşmıştı. Ama bu kızıllığı izlemek için bir süre daha uyanık kalabilirdim. Bir de gökkuşağını tabii ki. Onu da zihnime kazıdım. Benim için yeni bir hayat başlıyordu. Yeni bir sayfa, yeni insanlar ve yeni bir ben. Eğer yalpalamaktan bıkıp da pes etmezsem bu yolda çok daha güvenli adımlara ulaşabilirdim. Daha güçlü bir ben bulabilirdim geleceğimde, kendime ait bir yere sahip olabilirdim hatta. Kim bilir belki de bir gün gerçekten bir ailem olurdu. Hayat için son bir şans daha veriyordum. Belki bu sefer kendimi bulabilirdim. Denemeden asla bilemezdim. Bunca zaman denediğimi zannedip olduğum yerde sayıp durmuştum. Bütün o zamanlar için kendimi çok suçluyordum. Bir şeyler yapmam gerekirdi, ayağa kalkmalı, kendi paramı kazanmalı ve kendi hayatıma sahip olmalıydım. Birilerine kızarak, bir şeyler için sürekli ağlayarak hiçbir adım atamazdım. İçimde dolup taşan hayal kırıklığı beni iyileştiremez, aksine daha da kötü ederdi. Bu yüzden hep aynı kalmıştım, hep olduğum yerde dönüp durmuştum. Kendime en çok da bunun için kızıyordum. Odalara kendisini kapatan o kız değişmek için hiçbir şey yapmamıştı. Ben şimdi onun yerine çokça savaşmak zorunda kalsam da bir şeyler yapacaktım. Kızıllıklar, sıcak sarı ışıklara sarılıp kollarında büyük bir cennet taşırken arabaya çoktan yerleşmiş Alperen, arabayı çalıştırdı. Ben de kafamı gökyüzünün ihtişamlı fısıltısından çekip arabaya geçtim. Yeni bir hayat benim için köşede bekliyordu. Artık daha fazla korkuyordum ama daha özgür hissediyordum. Zamanla bütün bunlara alışacağımı biliyordum, nelere alışmamıştım ki!
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE