Karanlık bir gecenin içinde yapayalnız kalmış gibi bir şeylerin beni boğduğunu hissettim. Bir boşluğun içinde dönüp durmak gibiydi bu. Hayatım boyunca en değer verdiğim insandan böyle kelimeler duymak sadece kalbimi kırmamıştı, bana ait bir takım şeyleri de silip yo etmişti.
Eskiden sahip olduğum o saf kalbin bir daha asla onarılmayacak kadar kırıldığını bilsem de, en çok geçmişte yaptığım fedakârlıklara üzülüyordum. Bir daha asla olmaması için kendime söz veriyordum ama olacağını biliyordum.
Tam Telefonu yatağın üzerine fırlatıp elimle yüzümü kapattım. Sessizce ağladım. Duyulmaması için çaba sarf ettim fakat içimdeki acı dalgalanması beynimi uyuşturuyordu. Sesimi bastıramıyordum. Gözlerimden dökülen yaşlarım yanağımı sıcak sıcak ıslatırken avuçlarım onları kapatıyordu.
Kapının açılması ile nefesimi tuttum. Kapıya arkam dönükken, yüzümdeki elimle hızla yanağımdaki yaşları sildim. Kimsenin beni ağlarken görmesini istemiyordum.
Bana doğru gelen adımların sahibini hissettim. Alperen’in arkamda durduğunu anlamam için onu görmeye ihtiyacım yoktu. Kokusu, adımları, tüm varlığıyla onu görmeden bile hissedebilirdim.
‘’Kâinat?’’ diye sordu yumuşak bir sesle. Kadife sesi odanın içinde tutunmam için var olan tek gerçek şeydi. Cevap vermedim, sesimin boğazımdaki düğüm ile titreyeceğini biliyordum. "Ağladığını biliyorum," dedi sakin sesiyle beni ele geçirirken, "Benden saklamana gerek yok."
Sesindeki ton boğazıma bir daha büyük bir yumru yerleştirirken canım acıdı. Her şeyimle canım acıdı. Önüme geçip başımı kaldırdı. İki elini de yanağıma koyup başını bana yaklaştırdı
"Yine ne yaptın kendine böyle?" diye sordu. Bakışları, çaresizce ona bakan gözlerimde yüzüyordu.
"Bir şey yok" dedim sesimin titremesine engel olamadan. Gözlerinde ölümün damarlarını gördüm. Fakat bir şekilde bu ölüm bile ruhumun intiharı karşısında avutucuydu.
"Anlat" dedi ısrarla bana bakarken. Ondan kaçamayacağımı biliyordum. Ama annesi olmayan birine annemin canımı yaktığını söylemek adaletsizlikti. Benim sorunum onunkinin yanında bir hiç olurdu belki, hem kırılır hem küçümserdi.
"Ne oldu güzelim?" diye sordu tekrar. Endişeliydi, yüzündeki ifadeden okuyabiliyordum bunu. Benim ağlamam gittikçe sönerken nefesim kesiliyordu. Boğazım, göğüs kafesim ve ruhum acıyordu.
"Benim..." hıçkırıklarım arasında kelimelerim yarım kalıyordu. "Ailem bile yok. Kimsem..." dediğimde yanağımı tutan avuçları başımı kaldırdı ve kelimemi tamamlamama engel oldu. Susmamı ister gibi çok yakından baktı bana.
"Şşhh böyle söyleme, bu doğru değil" dedi.
‘’Annemle konuştum,’’ dedim usulca. ‘’Belki özlemiştir diye umut ediyordum, öyle kırıcı şeyler söyledi ki!’’
Alperen cevap vermeden yaklaştı ve başımı göğsüne yasladı. Ben biraz da şaşkınca beline sardım kollarımı. O da beni kendine çekip ellerini saçlarımın arasında gezdirdi.
Ah Alperen, ruhumu elinde okşayan ruhun sahibi!
Ailesi tarafından terkedilen bendim, benim ruhumdu. Onları, ben terk etmemiştim. Daha ben o evdeyken onlar beni yok sayarak terk etmişti bile. Hem de hiç arkalarına bakmadan beni o evdeki karanlık anılarla bırakmışlardı. Ben yoktum, hiç var olmamıştım. Ailem yoktu, onlar hiç var olmamıştı.
"Senin ailen benim," dediğinde duyduğum şeyin karşısında duvarlarımın erimeye başladığını hissettim. Beni zayıf noktamdan vurmuştu, ölümcül noktamdan. Şaşkınca göğsüne kafamı yaslamaya devam ettim, onun elleri saçlarımdayken kendimi cennette gibi hissediyordum.
"Kimse değil, ben senin ailenim. En başından beri öyleydim..."
Kısa bir sessizlik sardı etrafımızı. Odanın içinde duyduğum tek şey onun soluklarının kulağıma ilişen sesiydi.
Sonra konuşmaya devam etti, "Sadece bazı aileler sonradan bir araya gelir, bunda yanlış hiçbir şey yoktur. "
Hıçkırıklarımın indirip kaldırdığı göğsüm her seferinde ona çarpıyordu. Sıcak bir güvendelik hissiyatı sardı bedenimi. Kendimi onunlayken bu kadar güvende hissetmem doğru değildi belki ama artık umurunda değildi. İçimi paramparça edip beni boğan bu acıyı dindirmek için her şeyi yapardım.
"Bana tutun güzelim. Seni iyileştirebilirim"
Korkuyordum, bunun ne kadar tehlikeli olabileceğini biliyordum. Ona tutunmak beni mahvedebilirdi. Hayatım boyunca kimseye tutunamamıştım ve eğer bunu yapacaksam olacakları kabullenmeliydim. Ona bağlanmanın acısına dayanabilmeliydim çünkü Alperen’in beni bir karadelik gibi kendisine çektiğini biliyordum.
"Nasıl oluyor da kimsenin yapamadığını sen yapıyorsun?" diye sordum.
Derin bir nefes aldı. Nefesi yanağıma değdiğinde daha da sıkı sarıldı. Kolları, etrafımı çevreleyen zehirli cennet sarmaşıklar gibiydi.
"Nasıl oluyor da kimsenin yapamadığını sen yapıyorsun?" diye o da bana aynı soruyu yönelttiğinde fısıldar gibiydi. Başını başıma koyup, yüzünü saçlarıma gömdüğünde acı içimde büyüyerek katlandı.
Yıllardır damarlarımda mürekkep gibi akan acıyı, o an daha iyi hissediyordum. Hissizlik belki de terk etmişti. Belki de tüm bunlar fazlaydı. Alpereni bana ait gibi görmeye başlamam onun suçuydu. Kimsesiz olan bendim. Beni saran oydu.
"Eğer kimsesiz birileri varsa, o da düşüncelerimizdir." dedi düşüncelerimi bilir gibi. "Onlar bize ait değiller güzelim. O düşünceleri terk et!"
Saçlarımı okşamaya devam ederken ben de sırtındaki ellerimi birleştirdim. Kaybolmasından korkuyordum. Rüya olmasından, hiç var olmamasından. Yarın uyanıp bambaşka birine dönüşmesinden ve her şeyden. Her şeyden korkuyordum.
‘’Ama düşünmeden edemiyorum.’’ Sesim gerçekten çaresiz ve hüzün doluydu. Ona daha sıkı sarıldım.
"Acıyı ne kadar düşünürsen o kadar incinirsin." diye yanıtladı.
Derin bir nefes alma sırası bendeydi. Düşünceler beni her gün daha fazla yaşamdan koparırken bunu durduramıyordum. Tüm sıkıntı burada başlıyordu.
"Bana düşünmemeyi öğret." dedim durulmak üzere olan gözyaşlarım arasından. O sıcak yaşlardan yavaş yavaş kurtulduğum için mutluydum.
Odanın loş ışığında birbirimize kenetlenmiş, can bulmaya çalışıyorduk. Bir tek ben miydim içime çekecek nefesi arayan? Onun ruhu nefes alıyor muydu? Gerçekten mutlu muydu yoksa sadece rol mü yapıyordu?
Güçlü ve sert duruşuna rağmen ben bu görüntünün altında farklı bir şeylerin olduğunu biliyordum. Onun da bana ihtiyacı var gibi hissediyordum. Belki de bu, kalbimin ortaya çıkardığı bir yanılsamadan başka bir şey değildi.
"Tam şuan, burada olmadığımızı düşün." dedi, hıçkırıklarım yerini iç çekişlere bırakırken dediğini yaptım. Gözlerimi kapattım ve söylediklerini dinledim. "Bir dans pistinde düşün bizi. Ağlıyorsun belki ama şuan canın acımıyor." dediğinde yavaş yavaş dans eder gibi sallanmaya başlamıştık. Bu beni gülümsetti, tatlı bir dans atmosferi oluşmuştu aramızda. Büyük kırılgan bir gülümseyiş, ardından bir damla gözyaşı daha var oldu. Bu son olmalıydı. Ağlamayı durdurmalıydım.
Sarılmış şekilde olduğumuz yerde dans ettik bir süre. Konuşmadık. Söylediklerini yaptım. Işıkların altında, kimseyi umursamadan dans ettiğimizi düşündüm. Üstümüz başımız yıkık dökük fakat herkesten daha iyiyken ve kimseye ihtiyacımız yok bir halde. Kimsenin söylediklerini duymadan birbirimize bağlanmış, ışıkları yararak sallandığımızı düşündüm. Bu güzeldi, düşündüğümden daha iyi hissettiriyordu. Güldüm, minnet duygusu tüm Kalbimi sarmışken keşke ben de onu mutlu edebilsem diye düşündüm.
Gece böyle devam etti. Dışarıdaki soğuk, ağaçların dalları arasında kayıp giderken, birbirimizin kolları arasında ruhunuzu ısıttık. İlk defa başımı yastığa koyduğumda düşünceler değil de uyku hücum etti bedenime. İlk defa rahatça derin derin uykulu bir halde yatağa uzandım, ruhum çığlık atmadan uyudum. Onunla, saçları yüzüme değerken ve ellerim her telini kuşatmışken başka hiçbir şeye ihtiyacım olmadığını hissettim.
Alperen başını boynuma sakladı ve parmaklarıyla sırtımda daireler çizmeye başladı. Onun tatlı hareketleriyle uykum gelmeye başlamıştı. Alperen'in huzurlu yanını bütün gece ruhumda taşıdım, nefesini kendimde saklamak istedim. O, kollarını belime sarıp beni kendine çekmişken ben de başını boynuma saklamaya devam ediyordum.
Uyanıp uyanmamak umurumda değildi. O yanımdaydı ve bunun adı aşk bile değilken sadece birbirinin sıcaklığına ihtiyacı olan iki ruhtuk. Ne daha fazlası, ne daha azı. Yıldızlar ayı nasıl çevrelemişse öyle sardım onu. Gitmemesi için uykumu kapıda beklettim. Fakat bir süre sonra onun uyuduğunu hissettim. Nefesi boynumda kayarken ve ben gıdıklanırken gülümsedim. Tenindeki uykuyu kıskanır olmuştum. Bu tamamen delilikti.