Balayımızın üçüncü günüydü. Sabah uyandığımda, dışarıdaki cam duvarlardan içeri sızan filtrelenmiş güneş ışığı, odayı yumuşak bir kehribar rengine boyuyordu. Giray’ın kolları, vücudumu sıkıca sarmış, nefesi saçlarıma karışmıştı. Bu sükûnet, onca kaostan sonra bulduğumuz en değerli hazineydi. Yatakta uzanıp onu izledim. Yüzünde, derin bir huzurun çizgileri vardı. Saçları dağınıktı ve dudaklarının kenarında hafif bir gülümseme asılıydı. Ona dokunmaya kıyamadım. Bu, benim, sonsuza dek uyanmak istediğim gerçeklikti. Giray, gözlerini yavaşça araladı. İlk gördüğü şey ben oldum. Gözleri, sevgi ve mutlulukla doldu. “Günaydın, karım,” diye fısıldadı. Sesi, en sevdiğim melodiydi. “Günaydın, kocam.” Ne acele vardı, ne de kalkma zorunluluğu. Birbirimize sarılarak uzandık. Bu fiziksel yakınl

