Hava soğuktu, İstanbul’un kış rüzgârı Boğaz’ın üzerinden geçip camlara vuruyordu. Giray, hastaneden döndüğünde yorgundu. Yönetim kurulu toplantıları, babasının devralınan işleri ve gece nöbetlerinin getirdiği baskı, omuzlarına ağır bir yük bindirmişti. Kapıyı açtı ve içeri adım attı. Soğuk, dışarıda kaldı. İçerisi sıcak, loş ve Mayda’nın en sevdiği vanilya kokusuyla doluydu. Mayda, onu salonda bekliyordu. Üzerinde, rahat bir kadife elbise vardı. Elinde, Giray’ın en sevdiği ıhlamur çayı fincanı. “Hoş geldin, hayatım,” dedi, sesi yumuşak ve yatıştırıcıydı. Giray, ceketini bile çıkarmadan ona sarıldı. Mayda’nın sıcaklığı, anında bütün yorgunluğunu emdi. “Sana ihtiyacım vardı,” diye fısıldadı Giray, başını Mayda’nın boynuna gömerek. “Biliyorum,” dedi Mayda. “Ve ben buradayım.” May

