Giray’ın salonu sabahın o puslu ışığı altında bile boğucuydu. Mektup, iki yorgun insanın ortasında, sehpanın üzerinde, kâbus gibi duruyordu. Mayda’nın gözleri, duvarda asılı duran aile fotoğraflarına takılmıştı. Her biri, on yılı aşkın bir yalanın, sevgiyle örülmüş bir illüzyonun parçasıydı. “Yangın…” Mayda’nın sesi, fısıltıdan öteye geçmiyordu. Avuç içlerini birbirine sürttü. “Yangını hatırlıyorum, Giray. Yanık kokusunu, pencerelerden sızan kırmızı ışığı… Ama hepsi sisli bir rüya gibiydi.” Giray, mektubu yavaşça katladı. “Artık bu bir rüya değil, Mayda. Bu senin başlangıcın. Ve bu başlangıç, Serin’in sonuyla birleşiyor.” Ayağa kalktı, pencereye doğru yürüdü. “Annen ve baban seni korumak istemiş. O zamanlar bu bilgiyi gizlemek doğru gelmiş olabilir. Ama şimdi bu bilgi, bizim tek silahı

