BÖLÜM 6

2201 Kelimeler
Baran SOYHAN İçeri giren afet-i devran ile neye uğradığımı şaşırdım. Boğazım kurudu, kalbim durdu ama nefesim hızlandı. Neler oluyor bana? Sanki ilk kez kadın gördüm. Vücudumun verdiği bu tepkilerde ne böyle!? ‘Günaydın Baran bey ben Akasya Beha yeni avukatım.’ Diyen ve bana o güzel mavileriyle bakan kadınla derin bir nefes aldım ve kendime gelmeye çalıştım. Sesimin titrememesi için birkaç kez daha yutkunup; ‘Günaydın Akasya hanım hoş geldiniz buyurun oturun.’ Dedim. Bana bakan cam gibi gözleriyle gelip masamın önüme oturmasını seyrettim. Sarı saçları onlara uygun masmavi gözleri, düzgün giyinişi ve kendinden emin duruşu karşısında hayran kalmamak elde değil. Hayran mı? Oğlum Baran kendine gel ne diyorsun sen. Uykusuzluk başına vurdu herhalde. Kafamı eğip içimden beşe kadar saydım. Derin bir nefes alıp başımı kaldırdım. ‘Bir şey içer misiniz Akasya hanım?’ basit bir soruya bile utanıp hafif pembeleşen yanaklar beni hazırlıksız yakaladı. Sahi hala var mıydı böyle kadınlar? ‘Teşekkür ederim çay olabilir.’ Diyen Akasya ile telefonu elime alıp; ‘Sevgi abla bize iki çay getirir misin?’ Dedim. Çaylar gelene kadar kafasını önüne eğmiş kendi kendine düşünen kadını incelemeye başladım. Her incelediğimde öyle bir enerji birikti ki içimde gözle görülecek diye korkmaya başladım. Karşımdaki kadının daha da gerildiğini fark ettiğimde ortamı yumuşatacak bir konu düşünürken kapının çalmasıyla bu gergin hava dağıldı. ‘Gel.’ Diye seslendim ve Sevgi ablanın çayları servis etmesini seyrettim. Çayları bırakıp çıkan Sevgi abla ile gene baş başa kaldık. Daha fazla gerginlik olmasın diye konuşmaya başladım. ‘İlk görüşmeye katılamadığın için özür dilerim o gün çok önemli bir duruşmam vardı.’ Cümlem karşısında bana tebessüm edip cevap veren kadın dikkatimin dağılmasına sebep oldu. ‘Estağfurullah Baran bey sorun değil sağ olsun Yalçın bey çok yardımcı oldu.’ Nedendir bilinmez bu cümle masamın altında yumruklarımı sıkmama sebep oldu. Derin bir nefes alıp; ‘Öz geçmişinizde geçen sene staj da dahil her şeyin bittiğini yazmışsınız özel değilse neden şimdiye kadar beklediniz?’ Diyerek merak ettiğim konuyu sordum. ‘Okul zamanı çok fazla çalışıp, baya yorulduğum için babam biraz ara verip dinlenmemi istedi.’ Baba. Nasıl da güzel seni düşünen bir babanın olması. Neyse Baran topla dikkatini sırası değil. ‘Anlıyorum. Elbette ki babanız haklı dinlenmek hakkınız.’ Dediğimde hafif bir tebessümle bana bakan kadının yanaklarında her dakika artan kırmızılık kafama kazınmaya başladı. ‘Yalçın zaten gerekli bilgileri size vermiştir o yüzden sizi bu ayrıntılarla sıkmak istemem. Takıldığınız bir yer olursa çekinmeden gelip sorabilirsiniz.’ Diyerek düşüncelerimi kovalamaya çalıştım. Bakın sadece çalıştım diyorum dikkatinizi çekerim! ‘Teşekkür ederim Baran bey.’ Deyip gülümseyen kadın beni tekrar o düşüncelere iterken ayaklanıp engel oldum hepsine. ‘O zaman buyurun sizi mesai arkadaşlarınızla tanıştırayım.’ Deyip elimle önden gitmesi için hafif beline dokunup yönlendirdim. Bu hafif dokunuş aynı anda hem aklıma hem de başka yerlerime nüfus etti. Direk elimi çektim ve kendimi yumruklama isteğimi sonraya bırakıp Akasya ile odadan çıktım. Her ne kadar o odaya geri girip onu kimseye göstermek istemesem de herkesle tanıştırdım ve onlarında kendilerini tanıtmasını izledim. Herkese tebessüm ederek bakan kadına gülümsemenin yasaklanması gerekiyor. Zira akıl sağlığım için en doğrusu bu. Ciddi anlamda ben iyi değilim. Sanırım uykusuzluk iyice vurmaya başladı bana. Gidip kendime bir uyku hapı almayı kafama not edip; ‘Evet herkes tanıştığına göre haftalık toplantımız beş dakikaya başlıyor.’ Deyip odama geçtim ve herkesin toplanmasını bekledim. İçeri giren bir düzüne insandan dikkatimi çeken tek şey sapsarı uzun saçlar ve o saçları süsleyen boncukların sahibi. Boncuk? Ne oluyor bana öyle? Ben hiç sevmem böyle sözcükler sarf etmeyi! Masaya kurulan iş arkadaşlarımda düşüncelerimden uzaklaştım ve en iyi yaptığım şeyi yapıp işime odaklandım. Toplantımızı yapmış gerekli her şeyi konuşmuştuk. Elime yeni gelen bir boşanma davası var. Biraz zorlu bir dava ama içimden bir ses Akasya’nın bunun altından kalkabileceğini söylüyor. Ah hadi ama! Kimi kandırıyorum? Nasıl baş edeceğini merak ediyorum deli gibi. Bu yüzden davayı Akasya ‘ya yönelttim ve beni şaşırtmayıp kabul etti. Toplantıdan sonra herkes işinin başına gitti. Ben ise işe gömüldüm ama bir çift boncuk buna engel olmaya başladı. Bu da benim öfkelenmeme sebep oluyor. Ben Baran yıllardır işten başka hiçbir şey düşünmezken bu kadında ne varda beni böyle meşgul eden? Biraz iş biraz kendimle kavga derken saatler birbirini kovaladı ve yemek saati geldi. Canım hiçbir şey istemediği için yemeğe çıkmayıp dava üzerinde çalışmaya devam ettim. Kahve ihtiyacım başıma vurduğunda odamdan çıktım. Kapımı kapattığımda biraz ileride masasındaki dosyayla ilgilenen kadın dikkatimi çekti. Acaba neden yemeğe gitmedi? Tam yanına giderken telefonu çaldı. Telefonuna bakıp gülümseyerek; ‘Efendim yakışıklım.’ Diye telefonu açması beni bozguna uğrattı. Sevgilisi mi vardı? İyi de beni ne ilgilendirir varsa var. Dayanamadım ve gözlerimi dikip seyretmeye başladım karşımdaki kadını. Ona baktığımı fark edip şaşırsa da konuşmaya devam etti.  ‘Buradayım yakışıklım. İyi gidiyor ilk işimi aldım ve üzerinde çalışıyorum.’ Demek ilgili sevgili ha?  ‘Henüz acıkmadım.’ Ah ne kadar da düşünceli! Gözlerim yaşardı! ‘Aman abicim sakın duymasın.’ Abi mi? Nasıl yani abisi mi? ‘Tamam abicim. Gerek yok babam alacak akşam yengemi ve nokta delikanlıyı öp benim yerime akşam görüşürüz.’ Diyerek telefonu kapattı. Abisiymiş. Oh be! Ne oh be mi? İyide bana ne neyi olduğundan beni ne ilgilendirir? En iyisi saçmalamayı bırakmak. Sırıtmayı da kesmem lazım. Gülmesene oğlum. Kendine gel oğlum kendine. Sabahtan beri kendini belli etmek için fırsat kollayan gergin hava fırsat vermek istemedim.  ‘Sana Akasya diyebilir miyim?’ Ne! İyi de ben kahve içip içmeyeceğini soracaktım. Buda nereden çıktı!? Yok yok benim iyi bir uykuya ihtiyacım var. Baksana dilime bile hakim olamıyorum. Yapacak bir şey yok laf ağızdan çıktı. Bakalım karşımda kıpkırmızı olan boncuk bana ne cevap verecek? Sorum karşısında afalladığı her halinden belli. Sende haklısın ben bile beklemiyordum senin şaşırman gayet normal boncuk. ‘Tabi ki Baran bey diyebilirsiniz.’ Diyen boncuk ile düşüncelerimden sıyrıldım. Baran bırak kıza boncuk demeyi. ‘Lütfen sende bana Baran de. Burada aile gibiyiz o yüzden de yakınız birbirimize, artık sende bu ailenin parçası olduğuna göre rahat ol.’ Ona diyene kadar sen kendine gel ve rahatla biraz. ‘Tamam Baran bey yani Baran teşekkür ederim.’ Sen kekeledin mi boncuk. Peki o yanakların ne olacak? Sanki ben baktıkça daha da kızarıyorlar. ‘Neden yemeğe gitmedin? İlk günden kendini bu kadar yorma.’ Boncuğun daha fazla kıvranmasına dayanamayıp konuyu dağıttım. ‘Acıkmadım henüz o yüzden gitmedim. Gitmeyince de davaya çalışayım dedim.’ Bu kız hepimizi bastırmazsa iyidir. Bana bakan o boncuklar o kadar zeki ki, bunu anlayabiliyorum. ‘Anladım. Ama yemeğe gitmesen de mola ver dinlen yoksa kafan çok yorulur.’ Evet boncuk dinlen. Yoksa benim gibi aklınla dilin arasındaki bağı kaybedersin. ‘Hadi kalk balkonda birer kahve içelim sende biraz dinlenmiş olursun.’ Dedim ve masadan kalktım. ‘Tamam.’ Arkamdan beni takip ettiğini topuk seslerinden anlayabiliyorum. Tuhaf olan ise her topuk sesine kalbimin de ritim tutmasıydı. Mutfağa geldiğimizde boncuğa döndüm. ‘Herkes yemekte olduğu için çay yok kahve yapıyorum içersin dimi?’ dedim. ‘Olur içerim.’ Diyen Akasya ile arkamı dönüp kahveleri yapmaya başladım. Sırtımda o delici mavilikleri hissediyorum. Baktığı her yer karıncalanıp, uyuşmaya başladı. Kahve işini bitirince kupaları elime alıp arkamı döndüm ve bingo! Seyrediyormuş işte beni yakaladım. Yakalandığı için iyice kızaran yanaklarıyla ne kadar tatlı durduğunun farkında mı bu kadın? Daha fazla utanmasını istemediğim için elimdeki kupalardan birini uzattım; ‘Hadi balkona çıkalım biraz hava almış oluruz.’ Diyerek elimle ona yol verip arkasından yürümeye başladım. Her ne kadar bende onu izleyip, incelemek istesem de yakışık almayacağı ve bana yakışmayacağı için tüm irademi kullanıp gözlerimi kupamda tuttum. Sonunda balkona varıp oturan Akasya ile bende derin bir nefes alıp karşısına oturdum. Kafamı toparlamak için iç cebimdeki sigara paketimi aldım ve sigaramı yaktım. Göz ucuyla baktığımda dudaklarıma daha doğrusu sigaranın durduğu yere bakan kadınla alev aldı vücudum. Bu ateşi yok etmek için o gözleri çekmesi lazım yoksa iyi şeyler olmayacak. Elimdeki paketi Akasya’ya uzatıp ikram ettim hemen. Bu sayede gözlerini üzerimden çekmiş oldu. Bedenim şimdiden o bakışların boşluğuyla sızlamaya başladı. Ben cidden iyi değilim bir doktora gözüksem iyi olacak. ‘Teşekkür ederim ama kullanmıyorum.’ Diyen kadınla arkama yaslandım ve sigaramı içmeye başladım. Her ne kadar ona bakmasam da bakışlarının ağırlığını her hücrem hissediyor. Çek o gözlerini boncuk yoksa iyi şeyler olmayacak. Sanki hissetmiş gibi gözlerini üzerimden çekti ve kupasına uzandı. ‘Eee Akasya kendinden bahsetsene biraz. Sabah konuşurken çok çalışkan olduğunu öğrendik. Onun haricinden neler yaparsın.’ Diyerek güvenli bir konu açtım. Diğer türlü kendime hakim olmam zor olacak. ‘Aslında öyle çok şeyler yapan biri değilim. Annem ve babamla yaşıyorum, bir abim var evli ve genellikle onlarla geçer tüm zamanım. Özellikle abimle çok sık vakit geçiririm çat kapı işe yanına falan giderim.’ Ne güzel bir ailesi var. Nasıl da şanslı. Ah! Hadi ama sırası değil. ‘Hım. Çok sosyal değilim diyorsun yani.’ Diyerek aklımdaki düşüncelerden uzaklaştım. ‘Yani. Çok fazla gezme tozma sevmem. Bir tek sahile inip bisiklet sürmeyi ve denize karşı kitap okumayı severim. Ara verdiğim bir sene sahil, ev ve abimlerin evi arasında geçti.’ Vay be. Acaba sen gerçekten anlattığın gibi bir kadın mısın boncuk? Yoksa iyi mi rol yapıyorsun? ‘Cidden garip. Genel olarak kadınlar gezmeyi, alışverişi, kız arkadaşlarla gece çıkmayı pek sever.’ Diyerek sıkıştırmak istedim biraz da olsa. ‘Ben alışverişten nefret ederim gerekmedikçe kimse beni alışverişe çıkaramaz. Gece gezmesi benim gibi bir baba ve abiye sahipsen hayallerinde bile olamaz ki bende pek meraklısı değilim. Gezmeye gelince küçük bir şehir her gün çıkıp gezilecek bir şeyi yok buraların. Sırf gezmek içinde il dışlarına çıkıp kendimi yoramam.’ Dediğinde kendime engel olamadım ve kahkahayı bastım. Bu kadın cidden çok farklı. Ama önemli olan gerçek mi? Sahte mi? ‘Cidden garip bir kadınsın Akasya ama bu gariplik çok güzel.’ Dediğimde o öpülesi dudakları kıvrıldı karşımda. ‘O zaman teşekkür ederim.’ Dediğinde daha çok utandı ve iyice kızardı. Merak ediyorum da bu kızda kırmızının kaç tonunu göreceğim daha? ‘Öyle işte. Şuan ki tek aksiyonum yengem hamile nokta delikanlımızı bekliyoruz.’ Dediğine bir kahkaha daha attım. Kıvrak bir zekaya sahip. ‘Nokta delikanlı cidden güzelmiş. Allah kucaklarına almayı nasip etsin.’ Ben hiç ailemle vakit geçiremedim. Umarım o küçük adam hep ailesiyle olur. ‘Amin inşallah.’ Diyen kadınla bir sessizlik çöktü ortama. O arada bizimkiler doluşmaya başladı balkona. Lizge Akasya’nın yanına gelip; ‘Sana aldım yemeğe gelmeyince atıştırırsın diye.’ Diyerek sandviç uzattı Akasya’ya. O da gülümseyip; ‘Çok teşekkür ederim.’ Dedi. Ah! Bu kadına gülmeyi yasaklamaları lazım. Ben bunları düşünürken ekibin kalanı da geldi. Çaylarımızı içip sohbet ettik. İster istemez gözlerim Akasya’ya kaydı devamlı. Kimse anlamasın diye devamlı kaçırsam da bakışlarımı bugün uzuvlarım benden izinsiz hareket etmeye kararlı! Biraz daha sohbet ettikten sonra herkes işinin başına döndü. Bende odama gitmeden tuvalete gittim ve soğuk suyla yüzüme yıkadım. Aynaya bakıp; ‘Oğlum Baran kendine gel o senin iş arkadaşın abuk subuk düşünceleri çıkar aklından.’ Diyerek kendime ayarı verip odama geçtim ve dosyama gömüldüm. Kendimi işe o kadar verdim ki vaktin nasıl geçtiğini anlamadım bile. Sandalyede oturmaktan ağrıyan sırtımı rahatlanmak için ayağa kalktım ve camın önüne geçtim. Esneme hareketleri yaparken aşağıda yaşlı ama yaşına göre hala çok yakışıklı olan bir adama sarılan Akasya dikkatimi çekti. Sanırım babası buydu. Sarılıktan sonra Lizge ile babasını tanıştırdı ve sonrada arabaya binip gitti. Bende işime dönüp çalışmaya başladım. Ama sanki aklım ve dikkatim Akasya ile gitmiş gibi kafama hiçbir şey girmiyor. Bu böyle olmayacak en iyisi eve gitmek. Dosyalarımı toparladım, ceketimi ve çantamı alıp kapıya çıktım, ofisi kitleyi arabama atladım ve eve doğru sürmeye başladım. Eve vardığımda Esat’ın gelmiş olduğunu gördüm. Anahtarlarımla kapıyı açıp eve girdim, ayakkabılarımı çıkarıp salona geçtim. O arada Esat mutfaktan çıktı. ‘Hoş geldin kardeşim.’ ‘Hoş bulduk Esat.’ ‘Baran iyi misin sen? Bir gariplik var gibi.’ O kadar iyi tanıyor ki beni hemen anlıyor halimi. ‘İyim. Sadece yorucu bir gündü o yüzden duş alıp odama geçeceğim.’ ‘Yemek yemeyecek misin?’ ‘Tokum kardeşim sağ ol. Sana afiyet olsun.’ Deyip kendimi banyoya attım. Buz gibi suyun altına girdim ve bugün ki tüm saçmalıklarımın akıp gitmesini ister gibi suyun altında kaldım. Duşumu aldıktan sonra odama geçtim ve üstümü giyindim. O esnada kapım açıldı ve Esat içeri daldı. ‘Abi kapı diye bir şey icat etmişler. Hani dalmadan önce çalınır. Biliyor musun?’ ‘Aman be abicim ne olacak çalmadan girdiysem?’ ‘Müsait olmayabilirim. Giyiniyor olabilirim değil mi Esat?’ ‘Sendekinden bende de var dostum yabancısı değilim.’ Deyip elindeki kahveyi masama bırakıp çıkan Esat’ın arkasından sabır çektim. Bu adam kaç yaşına gelirse gelsin büyümeyecek. Kahvemi ve kitabımı elime alıp okumaya başladım. Düşünmemi engellemenin en güzel yolu kitap okumak. Saatler geçtikçe uyku bastıran gözlerim kapanmaya başlayınca kitabı kapatıp yatağıma geçtim. Yatağa yattığımda aklıma üşüşen boncuklar tüm uykumu kaçırdı. Ne vardı o gözler? Sanki bana her baktığında içimi, içimdeki korkularımı, karanlığımı görüyormuş gibi hissediyorum. O boncuklar gözlerimden çok ruhuma bakıyormuş gibi hissettiriyor. Ama olmaz bu iş böyle. Kendime gelmem lazım. Ben değil miyim daha en başta kendine söz veren? Hayatımda kimseye yer yok sadece işim ve ben diye. Sözlerine sadık ol Baran ve kendine gel. Bir daha aklından bile geçirmek yok Akasya’yı! O sadece senin iş arkadaşın kazı bunu kafana. Düşünceler iyicene uykumu kaçırınca kalktım yataktan. Mutfağa geçip kendime kahve yaptım ve odama geçip camı açtım. İçeri doluşan hava biraz sakinleşmemi sağlarken kahvemi içmeye başladım. Gökyüzüne bakmaya başladım. Anne ve babam bu hayattaki tek ailem oralarda bir yerlerdeler. Hiç görmediğim, bilmediğim, bir resimlerine bile sahip olamadığım ailem. Bir anda her şey silindi ve gök yüzünde bana içimi görüyormuş gibi bakan maviler belirdi. Ben o mavilere kendimi kaptırmış bakarken gözüme kayan yıldız takıldı. Normal böyle şeylere hiç inanmayan ben içimden gelen durdurulamaz istekle kapattım gözlerimi. ‘Bana ne olduğunu anlamak istiyorum.’ Diye nasıl olduğunu anlamadan kalbimden döküldü kelimeler.     Hatalarım varsa affola. *Bayan ATABAŞ*            
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE