Acaba bazen ne yaşayacağımızı, başımıza neler geleceğini yada ne zaman öleceğimizi bilseydik nasıl olurdu?Korkunç birşey olurdu sanırım.Ne zaman öleceğini bilmemek insanlara hiç ölmeyecekmiş hissi veriyordu.Böylece yaşama aldanıyorlardı.Ve iyi tercihler yapanlarla kötü tercihler yapanlar birbirinden ayrılıyordu.Yoksa gerçekten herkes vaktinin ne zaman dolacağını bilseydi hep diken üstünde yaşar ve iyi tercihler yapardı.
Beni yine nelerin beklediğini bilmiyordum.Arabanın camından akıp giden yolu seyrederken, ağaçların yeşil yapraklarına baktım.Yaklaşık bir ay sonra sanki hiç yeşil olmamış gibi sararıcak, toprakla buluşucaklardı.Ama onların dallara tutundukları sapları inceydi.O yüzden kopmak acı vermiyor olmalıydı.
Belkide bizde öyle bağlanmalıydık dünyaya.İnce bir sapla.Böylelikle bir gün topraga düştüğümüzde bu kopuş bize acı vermezdi.
Duran arabayla daldığım düşüncelerden sıyrıldım.Camdan emeklerimin karşılığı, uykusuz gecelerimin sebebi okuluma baktım.Bana hayatta güzel şeylerin de olduğunu hissettirmişti o gün bu okulu kazanmak.Amaçlarına yönelik sağlam adımlar attığımızda yolun sonunda bizi karşılayan şeyin o adımlara değeceğini göstermişti.
Rektörün odasına kadar susma yemini etmiş gibi seri adamlarla yürüdük.Okula girdiğimiz andan itibaren herkesin dikkatini çekmeyi başarmıştık.Nasıl çekmeyelim ki?Arkamızdan ve önümüzden bizimle beraber 15 adam daha yürüyordu.Bu ajan kılıklı adamlar niyeyse bana her seferinde köyden kaçmaya çalıştığım zamanlarda beni yakalayıp tekrar o eve hapseden adamları andırıyordu.
Sanırım geçmişimi hiç bir zaman aşamayacak ve her seferinde hayatım da yaşadıklarımı anımsatıcak şeyleri görücektim.İçimde bir yerlerde büyümeyen o kızın sesini duyuyordum.Hergün ağlıyordu ve ne yaparsam yapayım susturamıyordum.Çünkü büyüyemediğim o günlerde kalmıştım ben.Geçti zannettiğim geçmişim, geleceğim de ayaklarıma dolanıyordu.
Demekki geçmemişti...
Biz odaya girer girmez telaşla ayaklanan rektör saygıyla selam verdi yanımda ki adama.
"Biz sizi daha erken bekliyorduk Karan Bey.Kusura bakmayın gelmiyeceksiniz zannettim.Bilseydim sizi okulun bahçesinde karşılardım mutlaka.Lütfen buyurun."
Okulun koskoca rektörü, yanımda ki adamla küçük bir çocuk mahcupluğunda konuştuğunda şaşkınlıkla büyüdü gözlerim.O ise bu saygıya fazla alışık olduğunu belli edercesine ifadesiz suratıyla rektörün gösterdiği koltuğa oturdu.Bende tam karşısında yerimi aldığımda bakışları saniyelik üzerimde oyalanıp tekrardan rektöre döndü."Erken gelicektik aslında ama bir kaç tatsız aksilik yüzünden geç kaldık."
Tatsız aksilik..! Yani ben..Seni uyuz adam!
Rektörün birşey demesine fırsat vermeden eliyle beni gösterdi."Tanıştırayım Zafer Bey.Karım Alin."
Adamın şaşkın bakışları saniyelik bende oyalandığında neden sonra yanlış birşey yapmış gibi hızla bakışlarını kaçırdı."Çok memnun oldum efendim."
Bende samimi bir şekilde gülümseyip"Bende çok memnun oldum"dedim.
"Telefonda konuştuğumuz gibi eğitimine bu dönem başlayacak.Bilgilerini size göndermiştim.Kaydını yapmış olduğunuzu umuyorum."Cümlesinde ki tehditvari havayı sadece ben değil rektör de anlamış olmalı ki stresten kızaran yüzüne inat gülümsemeye çalıştı."Tabi Karan Bey.Siz gönderir göndermez kaydını oluşturduk.Yarın eğitimine başlayabilir.Ayrıca hanimefendiyi tebrik ederim.Oldukça iyi bir derece yapmış sınavda."
Başarılarımın övülmesine alışkın olmadığım için utançla kızardı yüzüm.O kadar alışmıştım ki silik bir karakter olmaya, şimdi birden spot ışıkların altında olmak elimin ayağımın birbirine karışmasına sebep oluyordu.O yüzden sadece"teşekkür ederim" diyebildim.Karan ise bu durum umrunda değilmiş gibi geçiştirircesine başını sallayıp ayaklandı."O zaman biz gidiyoruz.Yarın adamlarım eşliğinde Alin derslerine başlar."
Nasıl yani adamlarım eşliğinde mi? Ne diyordu bu be? Hergün bu yarmagül gibi Adamlarla mı derse giricektim ben.! Bu konuyu konuşmak üzere aklıma not edip arkasından ayaklandım.
********
Duran arabayla ne ara geldiğimizi anlayamadığım eve baktım.Bitmeyen ve nereye varacağımı bilmediğim bir yolculuğa çıkmak istiyordum.Kulağımda kulaklık, dudaklarımda dinlediğim şarkının mırıltısıyla..Ama işte yine hayallerim sonlanmıştı.Sonsuz bir karanlık gibi gelen bu evle sonlanmıştı.Emniyet kemerimi çözüp arabadan inmek üzere hareketlendiğimde sert sesiyle duraksadım.
"Bekle!"
Hiç birşey demeden eski pozisyonumu alıp konuşmasını beklemeye başladım.
"Okulda haline tavırlarına dikkat et.Adımı lekeleyecek herhangi birşey yaparsan sonuçları hiç iyi olmaz."
Ağzımdan çıkan hah sesine engel olamadığım da oldukça ciddi olduğunu belli edercesine duygusuz bakışlarla yüzüme baktı.Hayallerime kavuşmak için önümdeki tek engel gururumsa onu bile sustururdum.O yüzden hiçbirşey demeden başımla onayladım.
"Hergün yanında adamlarım olucak."
E ama artık sabredemiyordum ben!
"Bu ne saçma birşey. Okula senin zebellak gibi adamlarınla gidersem çok dikkat çekerim.Herşeye tamam ama bunu kabul etmemi bekleme benden." Çehresinde bir milim bile mimik oynamadı.
"Sana fikrini soran oldu mu?".Bir çöp kadar değerim yokmuş gibi hissettiriyordu bana her seferinde.Aslında kendime kızıyordum.Benim dünyada ki tek amacım, yıllardır sadece hayatta kalmak için mücadele etmek olmuştu.Ne ara insanların saçma sapan hislerine önem verir olmuştum ki?
Bir nefes için mücadele edecek kadar güçlü olan ben, bir mimiğe üzülür hale gelmiştim."Peki"dedim sessizce.Başka birşey demeyeceğini düşünüp elimi kapıya attığımda duyduğum kilit sesiyle anlamaz bakışlarla mavi harelerine baktım.O kadar derin baktı ki sanki az önceki bıçak gibi kelimelerle kırıp döken o değilmiş gibi.."Gözlerin herhangi bir erkeğin gözlerine değmeyecek.Muhattap olmayacaksın.Eğer hoşuma gitmeyen birşey olursa senin de hiç hoşuna gitmeyecek şeyler olur."Derin bir nefes çekti içine.Sanki kokunun kaynağı benmişim gibi koyulaşan hareleri yüzümün herbir yanını ezberlemek ister gibi gezindi.
"O kadar güzelsin ki."
Yanaklarıma hücum eden sıcaklıkla cümlesini tartmaya çalışıyordum.Beni gökyüzüne çıkarıyor, ama hiç beklemediğim bir anda bırakıp yere çakılmama sebep oluyordu.Bana kanat takan adam kanatlarımı kırıyordu."Kimsin Sen?" Bu öyle derin soruyduki aslında, bir çok mânâ gizlemiştim içine.
Parmakları sanki en güzel oraya yakışıyormuş gibi saçlarımda gezinmeye başladı.Elleri arasında uyuyup kalmak ve onunla mutlu bir sonsuzluğa uyanmak istiyordum.
"Emin ol kim olduğumu bilmek istemezsin Eftalya." Denize mi yakışıyordum ben?Oysa ki sadece ona yakışmak isterdim.
Birden uzaklaşan parmaklarıyla hayal dünyamdan uyandığımda hiç birşey demeden beni öylece bırakıp gitti.O alışkındı belki birilerinin saçını okşamaya.Etkilemiyordu bu durum onu.Ama ben..Sevgiyle dokunulmaya muhtaç bir kız olduğum için mi ilk bana dokunan erkekten etkileniyordum.?
Eğer elimde fırsat olsa bütün babalara duyurmak istediğim tek bir cümle vardı.
"Çocuklarınızı sevin.Saçlarını okşayın.Sarılın..Çünkü sizin yapmadığınızı bir başkasıyla tamamlamaya çalışıyolar bir ömür.."
Bu öyle bir boşluk ki doldurmaya çalıştıkça daha çok acıtıyor.
*********
Tatlı tatlı atışmalarla mantı yapan Hatice teyzeyle kızına baktım.O kadar değişik ve güzel bir enerjileri vardı ki, onların yanında yüzümde sıcak bir gülümseme oluşuyordu her seferinde.
"Kızım birşey mi istedin.Bak eğer canının çektiği birşey varsa söyle.Hemencecik yaparım ben sana." Olumsuz anlamda başımı sallayıp yanlarına oturdum."Eğer izin verirseniz size yardım edeyim bende." Şaşkınlıkla birbirlerine baktılar.Rahatsız olduklarını düşünüp tam ayaklanıyordum ki" Ne izni gelin kızım estağfirullah.Zahmet olmasın sana. Biz yaparız kızımla."diyen hatice teyzeyle tekrar geri oturdum."Ne zahmeti hatice teyze.Bir haftadır okul ev.Çok canım sıkıldı.Vakit geçirmiş olurum bende."
Tatlı bir gülümsemeyle tamam dercesine başını salladı.Onlar içlerini doldurdukları mantıyı kapatırken bende oklavayı elime alıp iyice yuvarladığım hamuru açmaya başladım.
"Maşallah Alin ne güzel açıyorsun."
Ceylin'in hayran bakışlarıyla kıkırdadım.Hamur açmak uzmanlık alanıma gidiyordu nihayetinde.Annem sürekli komşulara para karşılığında yufka açtırırdı bana.Heralde bıraktıkları tek güzel şey buydu.Becerikli bir kız olmuştum sayelerinde.
"Biz köydeyken çok açardık."
Ağzımdan süzülen cümleyle pot kırdığımı hissettiğim de kaçamak bakışlarla birbirlerine baktılar.Ama hiç birşey sormadan kaldıkları yerden işlerini yapmaya devam ettiler.Çoğu şeyin farkındalardı.Normal bir kârı koca olmadığımızında..Ama üç maymunu oynuyorlardı.
Kendimi kaptırmış bir halde on dakikadır hamur açıyordum.Akşam Karan Beyin misafirleri gelecekmiş meğer.Beyefendi bana söyleme zahmetinde bulunmadığı için Hatice teyzeden öğrenmiştim.Biranda onun despot suratını hatırlayınca sinirden derin bir nefes çektim içime.
"Hayrola kızım kim moralini bozdu?" Tecrübeli kadının sorusunu geçiştirmek istercesine elimi havada boşver der gibi salladım.Ceylin de kirpiklerimin bile un olduğunu söyleyip dakikalardır suratıma bakıp bakıp gülüyordu.
Elimle silmeye çalıştığım suratım eminim daha berbat bir hâl almıştı.
"Lüzumsuz biri aklıma geldi de ona sinirlendim Hatice teyze."kıkırdayıp benle başedilemeyeceğini düşünmüş olmalı ki işine döndü.
"Kimmiş o lüzumsuz biri?"
Duyduğum kalın sesle gözlerimi kapattım sımsıkı.Hayır hayır sadece bir yanılsamaydı.Günlerdir onun nerde olduğunu merak eden zihnimin bana bir oyunuydu.Birden yüzümde hissettiğim parmaklarıyla şaşkınlıkla gözlerimi açtım.Silmek ister gibi un lekelerinde parmakları gezindiğinde"Bunların hamurun içinde olması gerekmiyor mu?" dedi.Dudağının kenarı titrediğinde gülmemek için diğer eliyle burnunu sıktı.
Hatice teyzelerin yanında arsızca dokunduğu yüzümün domates gibi olduğuna emindim.
"Sanane kimse kim!"
Bakışları öfkeyle karardığında birşey demesine firsat vermeden Hatice teyzelere döndüm.
"Ben artık hazırlanayım Hatice teyze.Malum akşama misafirler geliyormuş.Hoş sen olmasan hiçbirşeyden haberim olmayacak!"Son kez öfkeyle gözlerine bakıp üzerimdeki unu patpatladım.Hırsla ellerimi yıkayıp mutfaktan çıktım.
"Az önce kadın tribimi yedim ben?"
Öfkeli sesi koridorda yankı yapmıştı.Uyuz despot mimiksiz herif!
*****
İflah olmaz saçlarımı tepede sıkı bir topuz yaptım.Siyah kot beyaz bir tişört giymiştim.Her zaman ki gibi..Son kez aynaya kendime bakarken kapı açıldı gürültüyle.İçeri koşar adımlarla Ceylin girdiğinde önce üzerimi süzüp bıkkınca gözlerini devirdi.
"Alin niye böyle giyindin?Hayır tamam çok güzelsin ne giysen yakışıyor ama bence aşağıdaki kadınları nazara alarak biraz daha şık giyinmen lazım.Hem bakarsın Karan Beyi birazcık delirtiriz."
Muzip bakışlarla dolabımın içindeki kıyafetlere bakmaya başladığında öylece odanın ortasında kalakalmıştım.İyice karıştırdığında nihayet aradığını bulmuş gibi coşkuyla"Heh işte bu!" dedi.Elindeki bordo elbiseyi bana fırlattığında belki başka kadınlara göre normal ama kesinlikle benlik olmayan elbiseye baktım.
"Bunu asla giymem."
Net tavrıma karşı sinirle iç çekti."İyi böyle in aşağıda sen mahcup ol.Hem Karan Bey sana adımı lekeleyecek şeyler yapma demiyor mu?Bence kızar böyle paspal inersen."
Haklı olabileceği düşüncesiyle tekrardan elbiseye baktım.Ama bu elbise fazla iddialıydı.Az önce ki söylediklerine rağmen Ceylin'in muzip bakışlarının altında sanki başka bir planlar dönüyordu.Ama şık bir organizasyon yapmışlarsa evin hanımının kotla inmesi saçma olurdu.Sonuçta bir anlaşmamız vardı ve bende ona göre davranmalıydım.
Nihayet kendimi ikna edip banyoya girdim.Dar elbiseyi zar zor üzerime geçirdiğim de fermuarı çekmesi için Ceylini çağırdım.Benden daha heyecanlı bir halde yanıma gelip fermuarı çekti.
"Aman Allah'ım Alin! Bu nasıl bir güzellik böyle.kızım sen neymişsin be.."
Banyodan çıktığımda odadaki boy aynasından kendimi süzdüm. Yarım kollu dizlerimin tam üstünde biten kalem elbise, gerçekten yakışmıştı.Kendimi ilk defa ufak bir kız çocuğu değil de bir kadın gibi hissettim.Ama yinede içerdeki kalabalık insan grubunun karşısına bu halde çıkıcak cesaretim yoktu.Benim vazgeçeceğimi anlayan Ceylin hızlı adımlarla yanıma gelip sandalyeye oturttu.Saçlarımı ensemde bir topuz yaptı.
Elbiseyi sanki tamamlamıştı saçım.Boydan son kez kendime bakıp cesaretimi topladım.Daha fazla düşünürsem vazgeçeyim hissiyle hemen odadan çıktım.Ayağımda ki topuklu merdivenin her bir basamadığında tok bir ses bırakıyordu.Kapalı kapının önünde derin bir nefes aldım.İçeride tam olarak neyle karşılacağımı bilmiyordum.Nasıl insanlardı? Acaba Karan benden utanır mıydı?
Düşünceler zihnime yerleşmeye çalıştığında başımı iki yana sallayıp kovaladım.Artık girmem gerektiğini hissedip salonun kapısını açtım.
Birden odadaki bütün gözler üzerimde yoğunlaştığın da en çok onun mavilerini hissettim.Başımı cesaret edip yerden kaldırdığım da öfkeyle koyulaşan hareleri topuklarımı vura vura kaçma isteği uyandırıyordu.Üzerimde gezinen bakışları ne gördüyse git gide daha çok kararıyordu.
"Merhaba Alin!Sevda ben.Kocan beyle aşk dolu bakışmanız bittiyse tanışalım istersen?"
Arniyetsiz olduğunu hissettiğim samimi sesle hemen yakınımda ki tekli koltukta oturan kıza döndüm mahcubiyetle."Merhaba Sevda! Çok memnun oldum."
Sıcak bir şekilde gülümseyip karşıdaki boş yeri gösterdi."Otursana kaynatalım biraz!"
Kalabalık ortama rağmen sanki kırk yıllık tanışıyormuşuz gibi davranan kızla birazda olsa rahatlayıp sırtımda hissettiğim keskin bakışlarla gösterdiği yere oturdum.
"A-Alin"
Kulağıma çalınan tanıdık ses beni yıllar öncesine götürdüğünde şaşkınlıkla sesin geldiği yöne baktım.Gördüğüm yüz kalbime derin bir acı sapladığında aldığım zor nefesin arasından sadece tek bir kelime dökülebildi dudaklarımdan..
"Eymen.."