Bölüm 5

1675 Kelimeler
"Ağlama, ben yanındayım." Söylediği cümle zibilyonuncu kez zihnimde yankılanmaya başladığında, usulca başımı eğerek göz yaşlarımı sildim. "Aferin, işte bu." Bana kötü hissettirmemek için yarı alayla konuşuyordu, gülümsemiştim. "Karakterini anlayamıyorum." Dedim ağlamamın verdiği ses kısıklığıyla konuştuğumda, yağmur yağmaya başlamış arabanın camına yavaş yavaş damlalar çiliyordu gökyüzünden. Tiksintiyle yüzümü buruşturdum. Profesör yüzümü buruşturduğumu fark edince şaşkınlıkla kaşlarını kaldırdı ve hafifçe bana doğru gövdesini çevirerek ufak bir bakış attı. "Neden yüzün bu hâlde, yağmuru sevmiyor musun?" Sorusu daha çok merak içeriyordu. Sustum ve aklımdakileri susturdum. Aklımdakiler beni rahatsız etmişti. "Eminim anneniz yağmurlu bir günde ölüp, yağmurlu bir günde defnedilseydi çok sevdiğiniz yağmur size her zaman acılı gününüzü hatırlatırdı profesör." Dedim kısık sesimle konuşmaya devam ettiğimde canım sıkılmıştı. Yağmuru sevmememde bu durumun etkin bir rolü vardı fakat asıl travma sebebim yağmurun bana bir ceza uygulaması olarak geri dönmesiydi. Eskiden babam ne zaman yağmur yağsa beni eve almazdı. İlk zamanlar annem için üzüldüğünü ve tek kalmak istediğini düşünsem de, bir gün onu başka bir kadınla içerdeki koltuklarda sevişirken yakalamıştım. Ne düşünceli baba! Yağmurdan sıçana dönmüş hâlde, şaşkınlıkla olduğum yerde kalakaldığımda beni fark etmiş, hızlıca evden çıkıp deli gibi ıssız sokaklarda koştuğumda ise bir avuç serserinin hedefi olmuştum. Onlardan kurtulmamın yolu yoktu ne kadar çırpınsam da o iğrenç elleri vücudumda gezmişti. Her dokunuşları vücuduma aynı anda milyonlarca iğneyi saplıyormuş gibi hissettirmişti fakat o gün o sokakta bir polis arabası geçmeseydi belki de şu an bu şekilde, bu psikolojide olamazdım. Dokunuşlarını anımsadığımda bile tenimi parçalayasım geliyordu. Piç kuruları. "Benim için bir şey fark etmedi Asil." Profesörün konuşması bana olduğum yeri hatırlattı ve başımı tekrardan ona doğru çevirmemi sağlamıştı. "Yağmuru hâlâ seviyorum ama eskisinden daha çok." Anlamayarak yüzüne baktığımda yola bakarak konuşmaya devam etti. "Annem yağmuru çok severdi, yağmurda ıslanmaya bayılırdı ve yağmur yağarken öldü." Boğazını temizleyerek direksiyon üzerindeki parmaklarını sıralı ritmik bir şekilde hareket ettiriyordu. "Her yağmur yağdığında da, yağmuru ne kadar çok sevdiği aklıma geliyor. Yağmur yağarken ne yapmaktan zevk alıyorsa, ben de onları yapmaya çalışıyorum. Bu beni onun yanındaymış gibi hissettiriyor." Sakin bir ses tonuyla tane tane konuştuğunda ağzım açık dinlemiştim. "Hayata pozitif bakmayı öğrenmelisin küçük hanım." Daha sonra aklına bir fikir gelmiş gibi yüzüme doğru baktığında, söyledikleriyle zihnimi yıkıyordum. Bir insanın sesi nasıl bu kadar huzur verici olabilirdi ki? Bir şey demeden sustu ve yola bakmaya devam ettiğinde başımı cama yaslayarak konuştum. "Nasıl pozitif bakacağımı bilmiyorum." Yağmur hızlandığında profesör derin bir nefes verdi ve boşta kalan elini vitesten çekerek dizime yetleştirdi. İşte bu adamın en ufak hareketi bana her şeyi unutturuyor, zihnimi allak bullak ediyordu. Onun eli en çok benim vücuduma yakışıyor, aramızdaki uyumu gerçekten hissediyordum. Bana öylesine biriymişim gibi davranmaya çalışsa da, dokunuşları öylesine birine dokunuyormuş gibi değildi. En çok bu yüzden umut bağlıyordum ona, aramızdaki 15 yaş umrumda değildi. Gerçi değil 15, 25 yaş olsa da umrumda olmazdı. Dokunuşları bana her şeyi unutmamı sağlıyordu, odasında yaşadıklarımız tekrardan gözlerimin önünde canlandığında kan yanaklarına hücum etmişti. "Kötü olaylara canını sıkmak yerine, 'Hayatım daha iyi nasıl olabilir? Ne yapmalıyım?' diye düşünürsen pozitif bakmaya başlarsın." Dediğinde gözlerimi devirmiştim, çok yaratıcıydı gerçekten. Göz devirmeme gülümseyerek arabayı durdurduğunda hızla yağan yağmura baktım. "Neden durduk profesör?" Diye sorduğumda, duraksayarak bana doğru döndü ve dizimdeki elini çekti. "Bak gerçekten profesör demen çok hoşuma gidiyor, ama sen sürekli profesör profesör diyince de olmuyor işte. Arada de." Tabii efendim. Oldu. "Ne diyeyim?" Diye ciddiyetle sorduğum soruya 32 diş sırıttığında ister istemez ben de gülümsemiştim. "Adım var benim, Adal falan diyor arkadaşlar." "Adal. Adal. Adal" Profesör dudaklarını aralayarak, "İsmimi mi ezberliyorsun?" Diye garip bir tınıda konuştuğunda bu sefer ben 32 diş sırıtmıştım. "Adını öylece söyleyince bir garip geldi." Profesör gözlerini devirerek. "Ha ha ha çok komik." diye gülen yüzüme sertçe baktığında, gözleri dudaklarıma kaymış o da gülümsemişti. "Şemsiyeyle gitsek yağmur senin için sıkıntı olur mu? Yağmurun dinmesini bekleyebiliriz." Yağmurdan hoşlanmadığımı bilerek böyle bir teklif sunması dudaklarımı büzmemi sağlamıştı. "Sizin için de uygunsa bekleyelim, çiseleyince şemsiyeyle çıkarız." "Sizin?" Koskoca cümlemde 'sizin' kelimesine takılıp tekrar etmesine karşılık olarak kaşlarımı çattım. "Senin, oldu mu?" Onay vererek başını salladığında ona her dakika her saniye sarılasım, öpesim geliyordu; belki de sevişesim. Hiç bilmiyordum. Onunla daha önce hiç sevişmemiştik, onunla sevişmemiş olman çok normal değil mi Asil? Diyerek aptal zihnimi iç sesimle bastırmaya çalışmıştım ama eminim ki, onunla sevişmek mükemmel bir his olacaktı. En ufak dokunuşunda bile orgazm olma noktasına getiren adam... İşte bu düşünceler gerçekten yanağıma kan sıçratıyordu. Yatakta nasıl bir adamdı acaba? "Yağmur çiseliyor Asil, çıkalım mı artık?" Profesöre kahverengi gözlerimle alık alık baktığımda, profesör kaşlarını çatarak yanağıma elledi. "Yanağın kızarmış, hasta mısın hâlâ?" Diye sitem edercesine konuştuğunda olumsuz bir şekilde hızlıca başımı salladım. "İyiyim, hadi çıkalım." Kapıyı açacakken duraksadım. "Sahi, nereye geldik Adal?" Profesör hoşuna gitmiş bir tavırla resmen bana mavi gözleriyle gülümsemişti. "Adal mı gerçekten?" Alaylı konuşması soru işareti barındırmıyor, sadece hoşuna gittiği için benle uğraşıyordu. Omzuna sertçe vurarak, "Sürekli alaya alma beni ya." Diye küçük bir çocuk gibi mızmızlık ettiğimde, gülüşü arabanın içerisine dolmuştu. "Hadi yeter bu kadar mızmızlık," Torpidodan kırmızı bir şemsiye bana uzatıp "Hadi gidelim." Dediğinde arkasından bakakalmıştım. "Beklesene beni." Arabadan inip kapıyı kapattığımda o çoktan önden ilerlemeye başlamıştı. "Islanıyorsun" dedim hızlıca arkasından ilerlemeye çalışıp ona yetiştiğimde, benden uzun olduğu için başımı kaldırmıştım. "Islanmayı seviyorum" dedi beni dinlemeden elleri cebinde, bir atölye olduğunu bildiğim ama ne atölyesi olduğunu bilmediğim bir yere girerek ben de peşinden girip şemsiyeyi kapatmıştım. "Oo..İdris usta" ben başımı atölyede gezdirip yapılan çömleklere hayranlıkla bakarken, Adal 50'li yaşlarındaki ustayla erkeklere has bir şekilde tokalaşıp, samimiyetle konuşmaya başlamışlardı. Yaşlı adam en sonunda bakışlarını bana çevirip, beni süzdüğünde tatlı bir gülümsemeyle ellerini bana doğru uzattı. "Hanım kızım, hoşgeldin." Hoşbuldum manasında başımı salladım. "Bana İdris derler, 30 yıldır çömlekçilik işiyle uğraşıyorum." Gülümsemesine karşılık vererek elini sıktığımda hâlâ neden buradaydık anlayamamıştım. "Ben de Asil, tanıştığıma memnun oldum efendim." İdris usta elimi memnun olur bir şekilde bıraktı ve Adal'ın omzunu sıvazlayarak "Geçin oturun siz buraya, ben malzemeleri getireyim." Adal yabancılık çekmeden çömlek masasına oturduğuna kaşlarımı çattım. "Gerçekten çömlek mi yapacaksın?" Diye hayretle sorduğumda, başını kaldırmadan oturduğu düzeneği kontrol etti. "Çömlek yapacağım değil, çömlek yapacağız." * "Ya deli misin?" Çömleği p***s şekline getirdiğinde sinirle omzunu sıktım. "Benimkinden küçük diye üzülüyor musun yoksa, büyütürüm güzelim üzülme sen." Elinde kocaman p***s çömleği durarken utançtan yanağımı ısırmıştım, onunkinden küçük müydü yani? Ah ne düşünüyordum? "Pislik, pislik işler yapma!" kulağına doğru eğilip sinirle nefesimi verdim. "Koskoca adam gelip görse, nasıl açıklayacağız?" Adal beni umursamadan penise detay eklediğinde utançla başımı eğdim. "Tut bakayım." Alayla konuşarak p***s şeklindeki çömleği elime verdiğinde ağzım açık onu izliyordum. "Güzel tut." Çömlekli eliyle çenesini kavrayarak çenesini düşünürcesine okşadı. Sinirle gözlerinin içine baktığımda olan durumu idrak etmekte zorlanıyordum. "İyi hoş da baya küçük yapmışız." çömleği sertçe masaya bırakıp, gözlerimi devirdim. Resmen benimle alay ediyordu. "Adal," dedim sabrımı ölçüyordu sanki. "Buna ben dokunmadım her şeyi sen yaptın." "Ayrıca devasa." Çekinerek konuştuğumda, Adal hiç ummuyor olacaktı ki başını geriye atarak kahkahasını gizleyemedi. "Ne?" Dedi duyamamış gibi yaparak kulağını yüzüme yanaştırdı ve gülümseye devam etti. "Adal dedim." Dişlerimin arasından sertçe konuşuyordum. O ise yüzünü yüzüme yanaştırarak masmavi gözleriyle gözlerimin içine bakıp gülümsüyordu. "Çömleğinize şekil verdiniz mi çocuklar?" İdris ustanın sesini duyar duymaz, Adal'ın penisli çömleğini ezdim ve acemice gülümseyerek "Biz yapamıyoruz ustam, hiç bize göre değilmiş bu iş." Dediğimde adam şaşkınlıkla sakalıyla oynadı. "Allah, Allah. Adal da küçüklüğünden beri hep çanak, çömlekle uğraşır. Neden bugün yapamadı ki acaba?" Dediğinde Adal sırıtıyor, adam şaşkınlıkla elime bakıyordu. Gülümsemeye çalışarak konuştum. "Ya öyle mi?" Dişlerimi birbirine o kadar çok sürtüyordum ki Adal gözlerini kaçırdığında ayağına sertçe bastım. "Ah." Adal acıyla inlediğinde elini masa altından sokarak ayağına doğru uzattı ve kulağıma yanaşarak konuştu. "Manyak mısın kızım sen?" Gülerek geri çekildim. "Benimle uğraşmayacaktın, ders olsun." Masa altındaki elini eteğimin altından sokarak kasıklarımı sıktı. "Kendine gel Adal." Sesim yalvarırcasına çıkmıştı. İdris usta arkası dönüktü fakat her an bize doğru dönebilirdi. "Bu da sana ders olsun mu?" Fısıldadığında, kolunu sertçe ısırarak elini etek altımdan çekmesini sağladım. "Masanın altı kapalı zaten" dedi. Gözlerimi devirerek erkekliğini sertçe sıktığımda sertçe inledi. "Ne yapıyorsun kızım?" Sertçe inlediğinde, İdris usta arkasına doğru dönmüştü. "Masanın altı kapalı zaten" diyerek onu taklit etmiştim. Eli erkekliğindeydi, canını çok acıtmış olacaktım ki kesik kesik nefes alıyor veriyordu. Haksız olduğumu anlayınca dudaklarımı birbirine bastırarak hafifçe ona sırnaştım ve gülümseyerek, "Özür dilerim" dedim. Adal elini erkekliğinden çekerek tekrardan çömleği eline aldığında gözlerimi devirdim. "Bu sefer ne yapacaksın?" Adal bakışlarını çömlekten ayırmayarak, profesyonelce çömlek hamurunu yoğurdu. "Ne istersin ufaklık? Yapayım sana." Dediğinde düşünceli bir şekilde elimi masaya yasladım. Her yerimiz batmıştı, her yerimiz. Elimiz yüzümüz, kasıklarım, pantolonu... "Kalpli tütsülük. Yapabilir misin?" İmayla sorduğum soru onu kızdırmış olacaktı ki, "Benim yapamadığım tek bir şey yok Asil." Dediğinde kahkaha atmıştım. "İyi bekliyorum o zaman, ben tuvalete gidiyorum." Başını kaldırmadan trip atar gibi konuştu. "İyi git." İdris ustaya tuvaletin yerini sordum ve bana tuvaletini yerini söylemek yerine direkt gösterdiğinde teşekkür ederek tuvalete girdim. "Aptal profesör." Kuruyan çömleği kasıklarımdan zorla temizlediğimde, ona inanılmaz güzel hakaretler armağan ediyordum. İşim bittiğinde ellerimi yıkayarak aynaya son kez baktım, saçlarımı düzelttim ve Adal'ın yanına gittiğimde şaşkınlıkla eline bakıyordum. "Oha, bana o tütsülüğü senin yaptığına inandıramazsın." Diyerek hayranlıkla tütsülüğüne bakmıştım. En fazla yarım saat gitmiştim ve İdris usta ortalıklarda yoktu. Tütsülük kalp şeklinde büyükten küçüğe doğru iç içe geçirilmiş gibi gözüküyor şelaleyi andırıyordu. "İnandırmaya çalışmıyordum zaten." Diyerek ayaklandı ve tütsülüğü bir kenara bırakarak konuşmaya devam etti. "Fırınlanıp boyanması gerek, direkt sana veremem." Onay vererek başımı salladığımda hâlâ hayranlıkla tütsülüğe bakıyordum. Telefonumdan saatime baktım, 6:58. Zaman ne çabuk geçmişti bilmiyordum ama gerçekten çok eğlenmiştim. "Hadi Adal, eve geç kalacağım." Diyerek sitemle konuştuğumda, Adal temizlenmiş İdris ustayla konuşmaya başlamıştı. "Hadi oğlum, hanım kızımızı bekletme" bana doğru dönerek gülümsedi. "Tekrardan beklerim." Gülümseyerek İdris ustaya baş salladığımda Adal'la beraber atölyeden çıktık ve arabasına doğru ilerledik. Yol uzun ve sessiz geçtiğinde ben başımı cama yaslayarak yolu izliyordum. "Sola mı döneceğiz?" Adal'ın sesiyle irkilerek, "Evet" dediğimde Adal'ın spor arabası babamın lüks evinin önünde durunca mahcubiyetle Adal'a doğru döndüm. "Her şey için teşekkür ederim profesör." Kaşlarını kaldırarak sakin bir şekilde başını yana yatırdı. "Bir şey yapmadım, Asil." Fırsattan istifade gülümseyerek, "O zaman tekrarlıyoruz?" Diyerek yanağını hızlıca öptüğümde konuşmasına izin vermeden arabadan indim. Adal arabasını çalıştırdığında ona el sallayarak saate bakmıştım. Daha 3 dakikam vardı. Başımı kaldırarak etrafa baktığımda, Barış abiyi kaşlarını çatmış arabasına yaslanarak beni izlediğini fark etmiştim. Adal gider gitmez yanıma yaklaştı ve bileğimden kavradı. "O kimdi Asil?"
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE