6. Bölüm

4615 Kelimeler
Arabayı durduran adam başını çevirerek yanı başında uyuyan genç kadına bakmıştı. Yol boyunca ağlamaktan yorgun düşen Asya uykuya dalınca Melih derin bir rahatlama yaşadı. İçinde anlamlandıramadığı bir şeyler genç kadının ağlamasına öfke beslemesine neden oluyordu. Başını çevirerek arabayı durduğu hastaneye bakmıştı. Derin bir iç çekip arabadan inerek Asya'nın kapısını açmıştı. Kısa bir duraksamanın ardından genç kızı dürterek uyandırmak istediğinde Asya birden irkilerek gözlerini açmış, karşısında Melih'i görünce korkarak koltuğa geriye doğru yaslanmıştı. Melih onun bu davranışına öfkelense de bunu belli etmede "Geldik!" dedi. Asya genç adamın sözlerinden sonra onu ittirerek arabadan inmiş ve hızla hastaneye doğru koşmaya başlamıştı. Melih genç kızın peşinden seri adımlarla ilerlerken onu gözden kaybetmemeye çalışıyordu. Sonunda Asya'nın danışmanlıkta öğrendiği oda numarasıyla hızla ters yöne dönmüştü. Melih sessizce onu takip etmeye devam ederken Asya birden daha hızlı koşmaya başlayarak hastane koridorundaki bir oturakta oturan yaşlıca bir kadının önünde diz çökmüştü. "Anne, babam nasıl?" yaşlı kadın gözleri yaşlı bir şekilde önünde diz çöken kızına bakmıştı. Kadının ağlaması daha da şiddetlenerek Asya'ya sıkıca sarılmış güçlükle konuşmaya başlamıştı. "Eve, eve bir telefon geldi... Baban telefonla konuşunca birden fenalaştı. Ya bir şey olursa Mehmet efendiye?" Asya annesine ağlayarak sarılırken Melih genç kadının annesinin bu kadar yaşlı olabileceğini düşünmediğinden şaşırmıştı. Birkaç adım daha birbirine sarılan anne kızın yanına yaklaşarak kendisini belli etmek için hafif bir şekilde boğazını temizlemişti. Asya gelen sesle annesinin kollarının arasından geri çekilerek başını Melih'e çevirmişti. O ıslak gözler karşısında gafil avlanan genç adam ne diyeceğini bilememişti. Kızının baktığı kişiye gözlerini çeviren yaşlı kadın Melih'e 'kimsin?' der gibi bakarken Melih Asya'nın gözlerini kimden aldığını fark etmesi ile bir adım daha öne atmıştı. "Yapabileceğim bir şey var mı Asya?" Asya dişlerini sıkarak genç adama bakarken annesinin ani sorusu ile donup kalmıştı. "Kızım bu boşanma işi de nedir?" Asya duydukları ile biran nefes alamamıştı. Ağır bir şekilde bakışlarını annesine çevirirken kadın merakla kızına bakıyordu. "Sen... Sen bizim haberimiz olmadan evlendin mi?" Asya ne diyeceğini bilemiyordu. Ailesine aksettirmeden bu evlilik çıkmazından kurtulmak için elinden geleni yapmayı düşünürken hiç beklemediği bir anda evlendiğini ailesi öğrenmişti. Sonra fark ettiği şeyle adeta gözü dönmüş gibi ayağa fırladı. "Telefonda ki adam benim boşanmamı mı babama söyledi?" "Evlendin yani?" "Anne sandığın gibi değil..." "Baban neredeyse ölüyordu, duydukları zayıf kalbine ağır geldi kızım, yalan olduğunu söyle... Evlenmedim de..." Asya hıçkırarak kendisine çaresizce yalvaran annesine bakmaya başlamıştı. "Annecim ben..." "Asya'nın bu konuda bir suçu yoktu hanım efendi..." Asya birden başını sesin sahibine doğru çevirmişti. Yaşlı kadın da Melih'e umutla bakınca Melih ne yapacağını, sözlerini nasıl devam ettireceğini bir anda bilememişti. Ne diyecekti ki? Ya da gerçeği mi söylemeliydi. Kızınız bir heves uğruna hiç tanımadığı bir adamla evlendi mi demeliydi. Ama hayır kadının yalvaran bakışları genç adamın yutkunmasına neden olarak birden "Bir yanlışlık oldu hanım efendi, kızınız evlendi ama evlendiğinden haberi yoktu. Bir yanlışlık olmuş..." Melih ağzından çıkan sözlere inanamıyordu. Neden onu koruduğunu bilmese de kadının gözlerindeki rahatlama genç adamın da içini rahatlatmıştı. "Yanlışlık oldu dimi oğlum, kızım bizden habersiz evlenmez... O bizim her şeyimiz..." Asya annesinin her sözü ile yerin dibine girdiğini hissediyordu. Alnını annesinin dizlerine yaslayarak ağlamasına devam ederken tanımadığı bir sesle hızla başını kaldırmıştı. "Mehmet beyin yakınları siz misiniz?" Annesi titreyerek ayağa kalkınca Asya onun koluna girmişti. "Babam nasıl doktor bey?" "Babanız daha önce kalp nakli olmuş, geçirdiği kriz onun için iyi olmadı. Şimdilik kontrol altında olabilmesi için yoğun bakımda..." "Ama iyi değil mi? Yani kalbi yeniden sorun çıkartmayacak değil mi?" "Stresten uzak olmalı..." Asya bakışlarını yere sabitlerken annesi ağlamaklı sesiyle konuşmuştu. "Beyimi göremez miyim oğlum?" Kadının yakarışı Melih'in içini yakmıştı. "Doktor bey biraz konuşabilir miyiz?" Melih olaya el atmaya karar vererek yeniden otoriter bir karaktere bürünmüştü. Onun ciddi ifadesini gören genç doktor bir şey söylemeden Melih ile birlikte anne kızın yanından ayrılmıştı. İkili birlikte onların ardından bakarken oturarak beklemeye başlamıştı. Asya ne diyeceğini nasıl davranacağını, annesinin sorularından nasıl kaçacağını bilmiyordu. "Yavrum, kızım ağlama artık. Bak baban da iyi olacak..." Asya pişmanlıkla annesinin ellerini öperken yalvarırcasına "Affet annem, benim suçum... Babam benim yüzümden..." Kadın kızının gece karası saçlarını okşarken bir elini de ağzına kapatmış hıçkırıklarını bastırmaya çalışıyordu. Yaklaşık on dakika boyunca sessizce beklediler. Asya saçında dolaşan şefkatli ellerin etkisi ile hıçkırıklarını iç çekişlere çevirmişti. Melih doktorla konuştuktan sonra anne kızın yanına döndüğünde onları uzaktan bir süre izlemişti. Asya'nın küçük bir kız çocuğu gibi annesinin dizine yatması, şefkat dilenmesi genç adamın içine oturmuştu. Üç yıl önce onun hakkında yaptırdığı araştırma ile üç kişilik bir aile olduklarını biliyordu. Ama anne ve babasının bu kadar yaşlı olabileceğini tahmin etmemişti. Asya henüz yirmi beşine girmek üzereydi ve şu karşısında gördüğü kadın en az altmış yaşındaydı. Dikkatli bir şekilde onlara doğru yaklaşırken Asya görüş açısına giren ayakkabı ile hızla annesinin kucağından doğrulmuştu. "Doktor ne dedi?" Melih sesindeki ciddiyeti koruyarak konuşmaya başlamıştı. "Babanı özel uçakla yurtdışına götürmeye karar verdim." Asya duydukları karşısında dişlerini sıkmaya başlamıştı. Karar mı vermişti? Hangi sıfatla... "Buna karar verme yetkisini nereden buluyorsun kendinde?" Melih Asya'nın ani çıkışı ile dişlerini sıkmıştı. "Benim soyadımı taşıyorsun, ne de olsa aileden baban..." Onun sözleri ile Asya iyice sinirlenirken annesi ayağa kalkarak "Yoksa... Yoksa kızım sizinle mi evli?" diye sorduğunda Asya annesinin sözlerine ani tepki vererek "Allah yazdıysa bozsun..." derken, Melih ona nazaran daha sakin bir şekilde cevap vermişti. "Hayır Yıldız Hanım, kızınız kardeşimle evli, benimle değil..." Sesindeki kinaye genç kızın elini ayağını bağlamıştı. Sanki Asya'ya yaptığı aptallığı yüzünden 'gördün mü yaptığını!' der gibi bakmıştı. İçindeki suçluluk duygusu Asya'nın canını yakarken, Melih sözlerine devam etmişti. "Mehmet beyin geçirdiği kriz oldukça ciddi olduğundan onu daha iyi tedavi olması için bir arkadaşımın kliniğine götürüyorum. Merak etmeyin hastane alanında en iyisi..." "Ah oğlum biz bunu yapamayız. Hem o kadar parayı nasıl karşılarız..." Melih kadının içten sesi karşısında içinin ezildiğini hissetmişti. Asya'ya bakan gözlerindeki sevgi elle tutulur nitelikteydi. "Bakın hastane arkadaşımın o yüzden para almayacak. Hem yol parasını da dert etmeyin, şirketin özel uçağıyla gideceğiz. Zaten ben birkaç gün içinde dönmek zorundayım, buraya Asya hanımı bulmak ve şu evlilik meselesini konuşmak için gelmiştim." Asya Melih'in neden annesine yalan söylediğini anlamıyordu. Neden ona gerçekleri söyleyip kendisini suçlamıyordu ki? Düşünceler arasında delirmek üzereydi... "Ama evladım..." Kadın yine itiraz edecek olunca Melih hızlı davranarak kadının elini yakalayıp sıkmıştı. "Eşinizin iyileşmesi için bu şart.." Asya araya girerek "Babam burada da iyileşebilir..." Annesi başını sallarken Melih hemen cevap vermişti. "Ama o hastane daha iyi.." "Size burada da iyi hastaneler olduğunu söyledim." "Bende birkaç güne gideceğimizi söyledim, itiraz etme hakkına sahip değilsin Asya..." Asya onun sert çıkan sesi ile yutkunmadan edememişti. Yıldız Hanım ikili arasında ki gergin konuşmayı dikkatle izliyordu. Şüpheli bir şekilde onlara bakarken Asya daha fazla dayanamayarak hızla onların yanından ayrılmıştı. "İzninizle Yıldız Hanım..." Melih izin isteyerek Asya'nın peşinden giderken kadın kızını ilk kez bu kadar saldırgan gördüğü için şaşkındı. "Bekle beni..." Melih öfkeli bir şekilde Asya'nın kolunu tutup kendisine doğru çevirirken Asya da aynı derecede öfkeyle kolunu çekmeye çalışmıştı. "Neden her şeye burnunu sokuyorsun anlamıyorum. Beni rahat bırak artık..." "Bunu yapamam, benimle gelmek zorundasınız." "Neden, bana akılcı bir neden söyle. Tamam, kardeşinden boşanacağım..." "Saçmalamayı kes Asya, Mete'den boşanmanı isteyen mi oldu?" "Öyleyse ne? Neden beni ve ailemi rahat bırakmıyorsun. Senin geri zekalı kardeşin yüzünden babam neredeyse ölüyordu." "Tek suçlu kardeşim mi? Hiç tanımadığı biriyle evlenen senin hiç mi suçun yok?" "Yaptığım aptallığın elbette farkındayım ama bu şekilde olması gerekmiyordu." Asya derin bir iç çekerek elini kaldırıp genç adamı biraz uzaklaştırmıştı. "Tamam, bu kadar yeter. Ne seni görmek ne de kardeşini görmek istiyorum. Boşanmak için ne gerekiyorsa yap. Söz veriyorum tek kuruş bile istemeyeceğim, ne gerekiyorsa, nereyi imzalamam gerekiyorsa imzalarım. Yeter ki beni ve ailemi rahat bırakın." "Olmaz, bunu yapamam." "Neden Allah'ın cezası, neden? O imzayı attığım güne..." "Ailenin hayatını hiç mi düşünmüyorsun? Benimle gelmek zorundasınız. Sizin güvenliğiniz için..." Asya donmuş bir şekilde genç adama bakarken onun neden bahsettiğini anlamaya çalışıyordu. Yanağından aşağıya akan gözyaşları inci gibi parlarken Melih dişlerini sıkarak konuşmaya devam etmişti. "Sen kiminle evli olduğunun farkında değilsin sanırım. Bu ailenin dostu olduğu kadar düşmanı da var ve Mete ile evlenerek sende düşmanların hedefi oldun." Melih aslında onu ikna etmeye çalışıyordu. Asya'nın varlığından kimsenin haberi yoktu. Henüz! Özellikle şimdi onun Türkiye'de olduğunu bilen rakiplerinin bunu öğrenmesi an meselesiydi. Ne olursa olsun mutlaka onları da yanında götürmek zorundaydı. Tabi karşısında ki şu inatçı kadını ikna edebilirse.... *** Karşısındaki keskin bakışlardan bu güne kadar çekindiği olmamıştı. Ellerini önünde bağlayarak suçlu çocuklar gibi gözlerini kaçırırken adamın bir şeyler söylemesini bekliyordu. Yutkunan genç kız babasının gözlerinden gözlerini ilk kez kaçırmıştı. Üstelik bunu suçlu olduğun bildiği için utancından yapıyordu. Yaşlı adam tek yavrusuna dikkatle bakarken ondan bir tepki bekliyor ama o beklediği tepki gelmiyordu. Güçlükle konuşan adam "Kızım?" diye seslenirken bu seslenmenin bir soruya işaret olduğu ses tonu Asya'nın ürpermesine neden olmuştu. "Babacım..." yutkunan genç kız birkaç adım daha babasının yattığı yatağa yaklaşırken gözlerini kaçırmaya devam ediyordu. "Kaçırma benden o güzel gözlerini. Anlat bana bu duyduklarım..." Odanın kapısı açılmasıyla bakışlar kapıya yönelmişti. Odaya giren adamın varlığı tüm odayı doldururken Mehmet Bey bu yabancı adam karşısında şaşkınlığını gizleyememişti. Melih gayet rahat bir şekilde kendisine keskin gözlerle bakan adama ciddi bir ses tonuyla selam vermişti. "Nasılsınız Mehmet Bey, kızınızı ve karınızı çok korkuttunuz." Adam karşısında ki adamın görüntüsü gibi etkileyici çıkan ses tonu karşısında yutkunmadan edememişti. "Siz kimsiniz?" Asya babasının sorusuyla ileriye doğru atılıp konuşmak istemişti ama Melih ondan önce davranarak "Kızınızın kayınbiraderiyim," dediğinde Asya sıkıntı ile başını öne eğmişti. Babası şaşkınlıkla adama bakarken gözleri birden kızına dönmüştü. "Doğru mu Asya? Gerçekten bizim haberimiz olmadan evlendin mi kızım?" Adam yeniden kalbini tutmaya başladığı sırada Asya korkuyla babasının yatağının dibine çökmüş yaşlı adamın elini yakalamıştı. "Affet baba, hiçbir şey sandığın gibi değil..." Adam kızına hayal kırıklığı ile bakarken Asya nefret saçan bakışlarını Melih'e çevirmişti. Genç adam onu umursamayarak yaşlı adama doğru birkaç adım attı. Asya yırtıcı bir kaplan gibi hızla yerinden kalkarak Melih'e doğru öfkeyle yürümüştü. Ellerini genç adamın göğsüne yumruk yapıp vurmaya başlamıştı. "Daha ne istiyorsun benden? Babamı rahat bırak ona yaklaşma. Tamam işte istediğin oluyor kardeşinin boşanma evraklarını..." "Saçmalama Asya, senden boşanmanı isteyen mi oldu şimdi?" "Yeter artık... Yeterrr..." Asya daha fazla dayanamayarak sinir krizi geçirmeye başlamıştı. Öyle ki yatakta yatan adam yerinden doğrulmaya kızını güvenli kollarına almak için kendisini zorlamaya başlamıştı. Yaşlı adam kızını ilk kez bu kadar kötü durumda görüyordu. O üzerine titrediği kızı kendisinden geçmiş bir şekilde yabancı bir adamın kollarında sinir krizi geçiriyordu. "Asya sakinleş... Asya babanı korkutuyorsun..." "Asya'm, kızım..." Adamın gözlerinden sicim gibi yaş akarken yerinden kalkamadığı için yaşlı hasta bedenine saydırmaya başlamıştı. Sonunda yataktan kalkma çabaları boşa çıkarken tanımadığı adama yalvarmaya başlamıştı. "Oğlum kendine zarar vermesin. Kızıma dikkat et..." Güçlükle çıkan ses Melih'in kulaklarında yankılanırken sonunda debelenen kız kollarının arasında yığılıp kalınca sesleri duyan sağlık görevlileri de odaya girmişti. Onlarla birlikte Yıldız hanım da odaya girdiğinde yerde Melih'in kollarında baygın kızını görünce korkuyla onun yanına koşmuştu. "Asya'm kızım ne oldu sana?" Melih yerdeki kızı kucağına alarak odadaki tekli koltuğa oturtmuştu. Sağlık görevlilerinden biri yaşlı adamı sakinleştirirken diğeri de Asya ile ilgilenmeye başlamıştı. Yaşlı adam kendisini unutmuş korku dolu bir sesle konuşmaya çalışıyordu. "Kızımın nesi var?" "Asya kızım..." Yıldız Hanım kızının ellerini titreyen avuçlarının içine hapsederken sağlık görevlisi Melih'e bakarak kısık sesle konuşmuştu. "Ciddi bir sinir krizi sakinleştirici yapacağım dinlenmesi lazım." Melih başını sallayıp görevliye hak verirken yaşlı kadın titreyen elini kızının gece karası ipek gibi saçlarında dolaştırmaya başlamıştı. "Ah kızım, ciğerim ne oldu sana güzel gözlüm..." Melih kadının yakaran sesi karşısında suçluluk duygusuna engel olamamıştı. İçten içe kendisine söverken bu iki yaşlı insanı üzdüğü için vicdan azabı çekmeye başlamıştı. Asya'yı kucağına alan genç adam onu odadan çıkararak boş bir odaya kadar taşırken bakışları kendinden geçmiş olan genç kıza dönmüştü. O kadar solgun ve zayıf gözüküyordu ki sonunda yaşadıklarına isyan etmişti. Kardeşinin sorumsuz davranışını düşündükçe dişlerini sıkmaya başlamıştı. Mete'ye ne kadar kızsa da kucağında ki bu kızın da suçlu olduğunu düşünüyordu. Hangi aptal daha iki hafta tanıdığı bir adamla evlenirdi ki? Sonunda kollarında ki kızı yatağın buz gibi beyaz çarşaflarının üzerine bırakırken içinin acımasına engel olamamıştı. Kapıdan yaşlı kadın endişeli bir şekilde girerken genç adam geri adım atıp yataktan uzaklaşmıştı. Kadın gözleri yaşlı bir şekilde kızının saçlarını okşarken hemşire genç kıza sakinleştirici vermek için odaya girmişti. Melih odanın fazla kalabalık olduğunu düşünerek odadan çıkıp Mehmet beyin yanına giderken yaşlı adamın ne durumda olduğunu da merak etmişti. Odaya sessizce girip adamın sorgulayıcı bakışlarıyla karşılaşmıştı. Melih ilk kez birinin bakışlarından rahatsız olmuştu. "Kızım nasıl?"Melih kısa ve öz soruya karşılık sessizce adama bakmıştı. "Asya'm hassastır onu üzmeyin..." Melih hüzünlü bir gülümsemeyle adamın yanına giderek yatağın kenarına oturmuştu. Mehmet bey konuşmadan yanına gelen adama dikkatle bakıyordu. "Kızım gerçekten evlendi mi?" Melih başını sallayarak onu onaylarken adam üzgün bir şekilde gözlerini kapatmıştı. Melih adamın bu kadar üzülmesine dayanamayarak hasta adama Yıldız hanıma söylediği yalanı söylemekten çekinmemişti. Melih'in sözlerine can simidi gibi tutunmaya çalışan adam Melih'in içinin ezilmesine neden olmuştu. Aile Melih'in en zayıf noktasıydı. Küçük yaşta kaybettiği annesinin sevgisini hala hatırlıyordu. Babası Mete'nin annesi ile evlendikten sonra ise o sevgi dolu günleri sona ermiş hayatı yatılı okullarda geçmişti. Kendi ayağının üzerinde durmayı da o günlere borçluydu. Şimdi ise babasına verdiği söz yüzünden Mete ile ilgilenmek zorundaydı. Derin bir iç çekerken adamın elini saygıyla sıkmıştı. "Merak etmeyin, kızınız sizi çok seviyor. Ama benim size söylemem gereken bir şey var..." Adam merakla genç adama bakarken Melih cümlelerini dikkatle seçerek konuşmaya başlamıştı. "Bakın bu boşanma işi ve sizin hastalığınız üst üste geldi. Asya'yı yurtdışına götürmek zorundayım ama sizin hastalığınız daha öncelikli olduğu için ilk olarak sizin iyileşmeniz gerekiyor." "Kızımı o yaban ellere gönderemem." "Biliyorum. Bu yüzden izin verirseniz sizi de tedavi için yurtdışında olan ve çok yakın bir arkadaşımın olduğu bir hastane de tedavi ettirmek istiyorum. Bu şekilde kızınızın yanında olursunuz." "Bunu kabul edemem..." "Kızınızı hiç mi düşünmüyorsunuz? Onu yabancıların içinde sahipsiz mi bırakacaksınız?" "Olmaz, bunu yapamam. Ne kızım ne de ben ülkemizden ayrılamayız." "Bakın kızınız yurtdışında oldukça önemli bir eğitimi sizin için geri çevirdi. Asya sizi yalnız bırakmak istemiyor o yüzden bir daha eline geçmeyecek bir eğitimi geri çevirdi." Melih adamı en zayıf noktasından kızından yakalamaya çalışıyor ve biraz daha devam ederse başaracağının farkındaydı. "Kızım gitmek isteseydi giderdi..." Mehmet Bey bunları söylese de kızının onları bırakmayacağının da farkındaydı. İçi ezilerek Melih'e bakmıştı. "Bilmediğimiz el topraklarında ne yaparız biz?" Melih kazanmanın sarhoşluğu ile tedirgin olan adamın elini sıkmıştı. "Merak etmeyin ben sizin yanınızda olacağım. Hem tedaviniz en iyi hastanede olacak hem de kızınızın başında olacaksınız." Adam kararsız bir şekilde Melih'e bakarken Melih son noktayı koymuştu. "Ben her şeyi hallettim. İki gün içinde yola çıkıyoruz." Adam şaşkınlıkla kendisi üzerinde bile otoritesini koruyabilen genç adama bakmıştı. "Kardeşin nasıl biri, kızıma layık mı?" Melih gelen soru ile duraksamıştı. Yüzü asılan genç adam gerçeği söylemekten çekinmemişti. "Bu konuda size yalan söyleyemeyeceğim Mehmet Bey. Kardeşim kızınıza uygun bir eş değil. Kendi kültüründen uzakta büyüdüğü için bazı ahlaki değerleri yozlaşmış durumda. Bu yüzden kızınız belki onu düzeltir diye umuyorum." Mehmet Bey Melih'in dürüstlüğü karşısında içinin rahatladığını hissederek gülümsemişti. "Kızım iyi olacak değil mi? Ondan başka kimsemiz yok oğlum..." Melih adamın ikide bir kendisine 'oğlum' demesi karşısında içinde anlamlandıramadığı bir sıcaklığın yayıldığını hissetmişti. Yerinde doğrularak "Ben gidip Asya'ya bir bakayım, yeniden yanınıza gelirim," dediğinde odanın kapısına yürümeye başlamıştı. "Adın ne?" diye duyduğu soru ile yerinde duraksamıştı. Melih arkasını dönerek adama bakmıştı. "Melih..." genç adamın sözleri çalan telefon ile kesilmişti. İzin isteyerek telefonunun ekranına baktığında ise iş yapmak için geldiği Doğu'nun aradığını görmüştü. Kaşları çatılan genç adam odadan çıkarak telefonu açtığında ise tiz bir ses kulaklarında yankılanmıştı. "Asya nerede?" Melih telefonu kulağından çekerek ekrana yeniden bakmıştı. Sonra telefondaki kişinin ortağının karısı olduğunu anlayınca bıkkınlıkla solumuştu. "Güneş hanım?"Karşıdan gelen sabırsız ses direk konuya girmişti. "Bana bakın Asya'ya bir şey yaparsanız size bunu ödetirim..." Güneş tehditlerini sıralamaya başlamışken birden kulakların sert ve daha gür bir ses yankılanmıştı. "Melih bey, siz karımın kusuruna bakmayın. Biraz endişelendi de kendisi...." "Anlıyorum ama karınızın tırnaklarını sürekli ensemde hissetmek istemiyorum..." Karşısında ki sesin sahibinin sözlerinden sinirlendiği kulağına gelen öfkeli solumayla anlamıştı. Bunu önemsemeyerek "Asya iyi, babası rahatsızlanmıştı o yüzden dönmek zorunda kaldık. Eşinize söyleyin beni rahatsız etmekten vazgeçsin. Ayrıca Asya ve ailesi de benimle yurtdışına geliyor..." "Ne dersin sen oğul?" Melih arkasından gelen sesle başını çevirip sesin sahibine bakmıştı. "Ben sonra sizi ararım..." diyerek telefonu kapatırken Yıldız hanımın kolunu tutarak onu koridordaki oturaklardan birine oturtmuştu. Genç adam üzgün bir şekilde kadına bakarken konuşmaya başlamıştı. "Eşinizi tedavi için yurtdışına götürüyorum. Bu şekilde Asya da boşanma işini konuşmak için kardeşimle görüşebilir..." dediğinde kadın yanağından akan yaşa engel olamayarak ıslak gözlerini Melih'e dikmişti. "Kızım iyi olacak değil mi?" dediğinde Melih Asya'ya bu kadar sevildiği için imrenmeye başlamıştı. Hüzünle kadının elini sıkarken "Endişelenmeyin, her şey güzel olacak. Melih sözlerini içinden desteklerken tek endişesi şuanda uyuyan kızın bir pürüz çıkarmasıydı. Onu da babası ikna edecekti artık. Ailesine bu kadar düşkün bir kızın babasının iyiliği için bazı şeyleri kabul etmesi gerekecekti. Bunu yaptığı hata ile yapmak zorudaydı.... *** Genç kız başını pencereye yaslamış bir şekilde aşağıda iyice küçülen ışıklara bakarken hala nasıl olup da bu uçağa bindiğini düşünüyordu. Hastane odasında ayıldığında başında Melih vardı ve onun gözlerinde ki ifade genç kızın nefesini kesmeye yetmişti. Genç adam tek bir cümle ile onu alt etmişti. "Olanları baban öğrenirse dayanamaz!" Sıkıntılı bir şekilde oturduğu koltuğun deri kenarlarına tırnaklarını geçirme çalıştığının farkında bile değildi. Küçük özel uçakta istenilen, ihtiyaç duyulabilecek her türlü konfor vardı. Hatta bir ara lavaboya kalktığında merak ettiği babasının uyuyabileceği bir yatak bile vardı. Gözleri dalgın bir şekilde her türlü ihtişamı gösteren uçağın içinde kısa bir an dolaşmıştı. Başının üzerinde normal uçaklarda olan kabinlerden yoktu. Onun yerine oldukça şık döşeme ve o döşeme de pahalı olduğu belli olan süslemeler vardı. Tam karşısında küçük bir televizyon bile vardı. Şaşırtıcı bir şekilde dışarından küçük görünen uçağın içi gözünde kocaman olmuştu. Bakışlarını hafif kaldırırken gözleri delici bakışlara takılmıştı. Melih genç kızın hastaneden çıktıklarından beri sessiz bir şekilde durması karşısında gerilmeye başlamıştı. Onu tehdit etmek istememişti ama güvenliği için onu da yanına alması gerekiyordu. İki gün içinde tüm imkanlarını ortaya koyarak yaşlı çiftin pasaport işlerini halletmiş, Asya'nın okulundan gerekli belgeleri alarak onun her zaman istediği eğitimi alabilmesi için Amerika da gerekli bağlantıları gerçekleştirmişti. Asya henüz bu durumdan haberdar değildi ama bu eğitim en az üç en fazla altı ay sürecekti. Asya kendisini izleyen Melih'i görünce hızla başını çevirip yeniden uçağın camından artık görünmeyen ışıklara kör gözle bakmaya başlamıştı. Simsiyah bulutların üzerinde giderken içindeki duygularla ne kadar da uyumlu bir durumda olduğunu düşündü. İçi de tıpkı şu bulutlar gibi kapkaranlık olmuştu. Nasıl böyle bir hataya düştüğünü, daha birkaç günde nasıl bir adama güvendiğini düşünmeden edemiyordu. Babasının hastalığını düşünürken rahatlamak için o tatile çıkmasaydı belki de bu büyük hatayı yapmazdı. Kendisine ilk ilgi gösteren erkek elbette ki Mete değildi ama ilk kez kendisini onun yanında özel hissetmişti. Gözlerini kapatarak yorgun bedenini dinlendirmeye çalışırken Melih de önünde ki dosyaları incelemeye başlamıştı. Düşünceleri darmadağınık olsa da biriken işlerini uzun sürecek uçak yolculuğunda biraz olsun azaltmaya çalışıyordu. Başını eğmekten boynu ağrıyan genç adam elini boynuna götürürken gözleri kendisine doğru gelen Yıldız Hanım'a takılmıştı. Dikkatli bir şekilde uçağın içinde yürümeye çalışırken endişeli hali genç adamın gözünden kaçmamıştı. Yerinden doğrularak kadını karşılarken Asya'nın uyuduğunu işaret ederek kadını kocasının dinlendiği odaya doğru ilerlemişti. "Bir sorun mu var Yıldız Hanım?" Kadın sıkıntılı bir şekilde genç adama bakarken derin bir iç çekmişti. "Oğlum biz seninle geliyoruz ama telaştan soramadım, biz nerede kalacağız?" Melih kadının kendisine 'oğlum' diye hitap etmesi karşısında donup kalmıştı. Sesinde o kadar içten bir tını vardı ki genç adam içinin özlemle dolduğunu hissetti. Son anda kadının son sözlerini duyabilmişti. Yüzüne yayılan gülümseme ile "Siz bunu düşünmeyin, sizin içi ev ayarlandı, şimdilik orada kalacaksınız. Eğer beğenmezseniz..." dediğinde kadın bir elini kaldırarak genç adamı susturmuştu. Mahcup bir şekilde bakışlarını genç adamadan kaçırırken artık buruşmaya başlayan elleri ile Melih'in elini yutup güçsüz bir şekilde sıkmıştı. "Bunu niye yapıyorsun bilmiyorum ama kızıma zarar gelmesin." Melih kadının hisli sesi karşısında yutkunmadan edememişti. Kadın artık çizgilerin oluştuğu tombik yanağından aşağıya gözyaşlarını serbest bırakırken Melih hızlı davranarak kadının yanaklarını sıkmıştı. "Ona zarar gelmemesi için zaten tüm olanlar..." Kadın şaşkınlıkla genç adama bakarken Melih içten bir şekilde az önce onun yaptığı gibi kadının titreyen ellerini kendi kocaman avucuna alıp odadaki koltuğa oturmasını sağlamıştı. Başını çevirip yatakta uyuyan adama baktıktan sonra onun duymaması için kısık bir sesle konuşmasına devam etti. "Bakın Yıldız Hanım, size yalan söylemeyeceğim. İşlerim nedeni ile ailem son zamanlarda tehdit almaya başladı." Melih kısmen de olsa doğru söylüyordu. En azından son zamanlarda kısmı genelde büyük ihalelere girmeye kalkıştığında başına geldiğini yalanlıyordu. Sürekli diken üstünde olduğunu bu yaşlı kadının bilmesine gerek yoktu. Kadının bir elini çekerek ağzına götürmesine üzüntüyle baktı. "Asya'nın kardeşimle evli olduğunu öğrendiklerinde o da hedef olacak. Asya sizi bırakıp asla bir yere gitmez. Hem Mehmet beyin de tedavi olması gerekiyor. Kalp nakli ciddi bir şeydir ve bu durumu hafife alamayız." "Kızıma bir şey olmayacak değil mi? Siz kötü işler..." "Kesinlikle kötü işler yapmıyoruz. En azından yasal olmayan hiçbir işe şimdiye kadar bulaşmadık. Bunu size söylüyorum çünkü yardımınıza ihtiyacım olacak. Kızınız belli etmese de inatçı olduğunu bilmemenize imkan yok. Onu zapt edebilmek için desteğiniz gerekiyor. Söz veriyorum kızınıza hiç bir şey olmayacak." "Peki sen?" Melih onun sorusunu anlamamıştı. Yıldız hanım karşısında ki adama üzüntüyle bakmıştı. Onun sadece bir kardeşi olduğunu ve ciddi bir iş adamı olduğunu öğreneli daha bir gün olmuştu. Üstelik bunu hastanede rast gele gezindiği bir ekonomi kanalından öğrenmişti. Sanki her şey üst üste geliyordu. Daha yeni tanıdığı adamın ünlü bir iş adamı olduğunu televizyondan öğrenmişti. Başta şaşırmış olsa da Melih'in televizyonda ki kişi olduğunu kavraması zor olmamıştı. Hala haberin başlığını hatırlıyordu. 'Melih Soylu! Genç gözde bekar iş adamı girdiği ihale çalışmalarında oldukça iddialı görünüyor' demişti spiker. Derin bir iç çekerek Melih'in sorar bakışlarına karşılık hüzünle gülümsemişti. "Peki sen ne olacaksın? Sana zarar verirlerse ne olacak?" Melih şaşkınlıkla kadına bakmıştı. Kendisini düşünen biri olması genç adamın yutkunmasına neden olmuştu. Sahi kaç yıl olmuştu onu düşündüğünü söyleyen birini duymayalı. Galiba babası öldükten sonra onu düşünen kimse kalmamıştı. Kadının içini rahatlatmak için gülümseyen adam "Merak etmeyin, ilk kez başıma böyle şeyler gelmiyor. Ne size ne de kızınıza bir şey olmayacak. Ailemden kimsenin zarar görmesine izin vermem." "Ama biz senin ailene değiliz be oğlum. Neden bizim yüzümüzden sıkıntı çekiyorsun?" "Öyle demeyin Yıldız Hanım. Kızınız kardeşimle evlendiğinden beri sizde benim ailem oldunuz. Her ne kadar boşanma söz konusu olsa da." Yıldız Hanım düşünceli bir şekilde başını sallarken yatakta kıpırdamaya başlayan adam dikkatlerini dağıtmıştı. Yaşlı kadın yerinden kalkarak kocasının yanına gitmişti. Melih karı kocaya bakarken onları yalnız bırakarak yerine dönmüştü. Yeniden dosyalarının arasına gömüldüğünde ise Asya uyanmaya başlamıştı. Genç kız uyandığında birden nerede olduğunu fark anlamakta güçlük çekmişti. Gözlerini ovalarken hissettiği sarsıntı ile oturduğu koltuğun koçanlarına yapışmıştı. Derin bir nefes alarak sakinleşmeye çalışırken ağzından çıkan küçük çığlığı güçlükle bastırabilmişti. Elleri ağzında etrafına bakınırken çaprazında oturan Melih'in uyukladığını fark etti. Kucağında ki belgelerin bir kısmı yere düşmüştü. Bir süre genç adamın her zaman sert olan yüz hatlarının yumuşamış halini seyretmekten kendisini alamamıştı. Yerinden kalkmaya yeltendiği bir anda pilotun yapmış olduğu iniş anonsunu duyunca bundan vazgeçmişti. Melih kendisini uyandırmak için gelen özel hostesin sesi ile uyanmıştı. Yorgunluktan bitkin düşen genç adamın birkaç dakikalık uykuya rağmen enerjisini toplayabilmiş olması Asya'nın şaşırmasına neden olmuştu. Genç adamın gözleri uykudan yeni uyandığı için daha büyümüş ve sanki rengi daha bir parlak siyaha dönüşmüştü. Sahi Melih'in göz rengine o ana kadar dikkat etmeyen genç kız kendisine dikilen parlak ve bir o kadar keskin ifade karşısında nefesinin kesildiğini hissetti. Annesi de anonsu duyduğu için kızının yanına gelerek yerine oturmuş ve kemerini takmıştı. Uzun uçak yolculuklarına alışık olmayan kadın yorgundu ve bu iki gencin de gözünden kaçmamıştı. "Yoruldun değil mi anne? Merak etme inince hemen bir otele gideceğiz." Asya'nın sözleri karşısında Melih kaşlarını çatmıştı. Yıldız Hanım Melih'e bakarken onun kaş çatması karşısında kızına bir cevap vermemişti. Biliyordu ki şimdi ev meselesini açarsa kızı yine celallenerek karşısında kendileri için çabalayan adamın üzerine gidecekti. Hastanede ki tartışmalarına şahit olduğunda gözlerine inanamamıştı. Kızını ilk kez bu kadar öfkeli görmüştü. Sonunda kazanan yine karşısında ki adam olmuştu nihayetinde. Uçak on dakika sonra özel alana indiğinde onları oldukça lüks bir otomobil bekliyordu. Alex patronunu arabanın yanında beklerken karşısında üç yıl önce gördüğü kızı görünce duraksamıştı. Asya, Alex'in kendisine olan bakışlarından rahatsız olsa da bir şey söylemeden babasının tekerlekli sandalyesini ittirmeye devam ediyordu. Hızlı adımlarla yardımcısının yanına gelen genç adam Alex'e "İstediğimi yaptın mı?" diye sordu. Alex şaşkınlıkla patronuna bakarken sadece başıyla onu onaylayabilmişti. "Ne oldu, neden öyle bakıyorsun?" "Siz misafir var deyince ben de ortaklarınız gelecek sandım." "Anladım... Öncelikle Mehmet beyi hastaneye götürmemiz gerekiyor. Bu akşam hastane de kalacak. Yarın doktor izin verirse onu hazırladığınız eve bırakacaksınız." Asya ikilinin konuşmasını dinlemek istemiyordu. İki adamın bakışları altında Asya babası ve annesi için itiraz etmeden arabaya binmişti. Alex'e diğer arabaya geçmesini söyleyerek kendisi arabanın direksiyonuna geçti. Asya babasının daha rahat oturabilmesi için mecburen ön koltuğa geçerek Melih'in bakışları altında kemerini taktı. Araba ağır bir şekilde hareket ederken genç adam hastaneye doğru direksiyonu kırmıştı. Sessiz bir şekilde hastaneye doğru geçen yolculukta herkes kendi düşüncelerine dalmıştı. Asya ne yapacağını düşünürken Melih'te onun bu gece nerede kalması gerektiğini düşünmeden edemiyordu. Sonunda hastaneye geldiklerinde Mehmet Bey için hazırlanan özel odaya yerleştirilmiş Yıldız hanımın da onun yanında rahat kalabilmesi için ek yatak yerleştirilmişti. Oldukça geniş olan oda ferahlığı ile hastane odasından çok ev odasına havası veriyordu. "Anne bu kadar düşünme artık." "Kızım sen ne yapacaksın, çok yoruldun?" "Elbette sizinle kalacağım, bu da soru mu şimdi?" "Ama kızım..." Melih anne kızın konuşmasını araya girerek kesmişti. "Burada kalamazsın, sen benimle geliyorsun." Asya Melih'in sözlerinden sonra öfkeli bir şekilde odadan çıkmıştı. Eğer ailesi olmasaydı o anda Melih'in üzerine saldırabilirdi. Yapabileceklerini fark edince şaşkına dönen genç kız peşinden gelen Melih'i görünce gözlerinden ateş saçarak ona doğru dönmüştü. "Sen hangi hakla ne yapacağıma karar verirsin?" Melih bıkkın bir sesle ona cevap vermişti. "İnan çok yorgunu ve şuanda seninle uğraşacak durumda değilim. Şimdi gidelim buradan." "Ben hiç bir yere gelmiyorum. Annemler burada tek başına ne yapar?" Melih sıkıntı ile elleriyle yüzünü sıvazlamıştı. "Bak, burada iki refakatçiye izin yok. Hem kocanı görmek istemiyor musun?" Gelen soru karşısında afallayan genç kız duraksamıştı. Kocası... Onun birkaç dakikalık kocası. Birden içinde ki gülme isteğine karşı koyamayarak kahkaha atmıştı. Melih ona şüpheli bir şekilde bakarken genç kızın üzerine acaba çok mu gittim diye düşünmeden edemedi. "Sen ne kocasından bahsediyorsun?" Melih tek kaşını kaldırıp ona bakarken çalmaya başlayan telefonu ile kelimeler ağzında tıkalı kalmıştı. Alex'in endişeli sesini karşı tarafta duyunca kaskatı kesilen genç adam birden öfkeyle bağırmıştı. "Ne saldırısı?" Melih'in gür çıkan sesi ile Asya bir adım geri gitmişti. Az önceki katı yüz ifadesi şuanda tam anlamıyla kararmıştı. Asya ister istemez karşısında ki adamın ifadesinden korkmuştu. "Hemen geliyorum, o iyi mi?" telefonu kapatan genç adam Asya'ya bakmadan hızlı adımlarla hastanenin çıkışına doğru yürümeye başlamıştı. Öfkesi yüzünden sıktığı dişleri çenesinin ağrımasına neden olurken arabasına biner binmez yola koyulmak istemiş ama yan tarafın kapısının açılması ile duraksamıştı. Asya kendisinin bile anlayamadığı bir davranışla genç adamı takip ederek arabaya binmişti. "Sorun ne? Kim saldırıya uğradı?" Melih gelen soruyla tedirgin olurken zaman kaybetmeden yola koyulmuştu. "Mete saldırıya uğramış, şuanda hastanede..." Asya içinde oluşan paniğe anlam veremezken birden "Durumu kötü mü?" diye sorduğunu fark etmişti. Melih endişeden tam olarak Alex'i dinlemediği için adını aldığı hastaneye doğru ilerlemeye başlamıştı. Arabanın içinde kasvetli bir ortam oluşmuştu. Ne Asya genç adama soru sorabiliyordu, ne de Melih genç kızın endişesini anlayabiliyordu. Yaklaşık yarım saat sonra Mete'nin yattığı hastanenin kapısına vardıklarında Alex onları kapıda karşılamıştı. Melih arabadan iner inmez öfkeli bir şekilde konuşmaya başlamıştı. "Bu nasıl oldu? Onun korunması gerekiyordu... Adamlar neredeydi?" "Melih bey sakin olun..." "Sakin mi olayım? Nasıl sakin olmamı beklersin? Mete içeride yatıyor..." Onun endişesi karşısında Asya şaşkınlığa uğramıştı. Mete ağabeyinin kendisini çekemediğini söylediği zamanları hatırlayınca... Onun kendisini kıskandığını söylediği zaman hangi kardeş kendi kardeşini kıskanır diye düşünmeden edememişti. Alex ise sürekli Melih'e bir şeyler anlatmanın peşindeydi. "Melih bey sandığınız gibi değil..." Melih adamını dinlemiyordu. O kadar çok endişelenmişti ki Asya'yı tamamen unutmuştu. Genç kız onun peşinden giderken birden Melih'in duraksaması ile genç adamın sırtına toslamıştı. Asya şaşkınlıkla duraklarken Melih'in sesi genç kızın yavaşça kenara çekilmesine neden olmuştu. "Burada ne oluyor?" Mete öfkesi burnunda yatakta yatan kardeşine ve hemen onun yanında elini kardeşinin saçlarında dolaştıran kadına bakıyordu. Asya onun gözlerinden ateş saçarak baktığı kişilere bakınca yutkunmadan edememişti. Kocası... Kendi kocası bir ayağı ve bir kolu alçıda yatarken onun başucunda kendisi değil başka bir kadınla el ele diz dizeydi. Gözlerini kapatarak bir an bu manzarayı düşündü. Konuşmak, bağırıp çağırmak istiyor ama sesi çıkmıyordu. "Melih bey..." "Abi..."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE