Çağan
Melis in benimle çalışacağını biliyordum ve toplantı salonunda olmamız gerektiği için Melis e ulaşmam lazımdı. Odayı aramak tamamen spontane gelişmişti. Açıkçası telefonu açmasını beklemiştim ve açmıştı da. Sesi telefonda titrememiş ama heyecanı farkedilmişti. Adım ağzında mükemmel hissettiriyordu. Yanımıza geldiğinde en yakınıma oturtmuş, fırsat buldukça izlemiştim. Karşılıklı oturduğumuzda göz göze geliyor bakışlarımı yakalıyordu. Bu yüzden dikkatli olmalıydım, onu rahatsız etmek istemiyordum.
Toplantı sonrası benimle geleceğini söylediğimde şaşkınlığını görebiliyordum. Bunu beklemediği belliydi ama gülümseyerek
"Tabi Çağan Bey" demişti. Toplantı salonundan ayrıldığımızda ofisime geçerken
"Kahve ister misiniz?" diye sormuştu. Ben de
"Zahmet etme ben alırım" dediğimde
"Daha önce bir cafede çalışıyordum. Benim için bir zevk" demişti gülümseyerek. Ben de başımla onaylamış koltuğuma oturmuştum. Gülünce ne kadar da güzel oluyor diye düşünmüş, sonra ne yaptığımı farkedip başımı sallamış düşüncelerimden kurtulmaya çalışmıştım.
Elinde kahvelerle gelip masama bırakmış ve dün oturduğu koltukta oturmuştu. Melis i işe biraz daha katmam lazımdı. Ne kadar öğrenirse onun için o kadar iyi olacaktı. Bu yüzden
"Dünkü gözlem sürecinden sonra, bugün daha aktif olmanızı sağlayacağım" dedim. Başını kaldırıp
"Elimden geleni yaparım Çağan Bey." demiş ve ona vereceğim görevi beklemeye başlamıştı. İncelenmeyi bekleyen bir dosyayı ona uzatıp
"Bu dosyayı bir inceleyin lütfen. Özellikle tarih ve onay kısımlarına dikkat edin." demiştim. O da başıyla onaylayıp dosyaya bakmaya başlamıştı. Çalışırken arada gizlice ona bakıyor, dikkatlice dosyayı incelemesini seyrediyordum. İşini öyle bir ciddiyetle yapıyordu ki hayran kaldım. Okurken kaşlarını kaldırıyor, defterine notlar alıyordu. Bir an tüm çalışma hayatımı Melis i böyle izleyerek geçirdiğimi düşünmüş ve heyecanlanmıştım. Kendimi tekrar işe verip çalışmaya başlamıştım ama şu garip sessizliği bozmam gerek diye düşünüp
"Bugün düne göre daha net görünüyorsunuz" dedim. Bunu söylerken kafam hala bilgisayara dönüktü çünkü saçmaladığımın farkındaydım. O da
"Dün süreci anlamaya çalışıyordum. Bugün ise işin içine dahil olmak için çabalıyorum" demişti. Bakışlarımı ona çevirip
"Doğru. Ayrıntılara dikkat etmen iyi. Şuan işimi kolaylaştırdığının farkındayım" demiştim. Gülümseyip
"Teşekkür ederim" demişti. Sonra dosyayı uzatıp
"Burada imza tarihiyle, giriş tarihi uyuşmuyor" demişti. Dosyayı alıp incelediğimde
"Evet haklısınız, iyi yakalamışsınız. Bunu not düşelim" demiştim o da hemen notunu alıp
"Başka kontrol etmemi istediğiniz bir şey var mı?" diye sormuştu.
"Şimdilik bu yeterli, daha sonra raporlamasını birlikte gözden geçiririz" demiş ve işime geri dönmüştüm.
Yemek vakti geldiğinde
"Melis Hanım, yemeğe çıkabilirsiniz." demiştim. Başıyla onaylayıp ayağa kalkmış ve kapıya yönelmiş açacaktı ki
"Siz yemiyor musunuz?" diye sormuştu. Bu kızın bu ani soruları beni alt üst ediyordu. Bir an düşünmüş sonra da
"Siz gidin ben daha sonra geleceğim" demiştim. O da başıyla onaylayıp odadan çıkmıştı. Odadan çıktığı gibi kapı tekrar açılmış bu sefer içeri Mete girmişti, gülümseyerek
"Çağan, nasıl gidiyor?" demişti. Neyi ima ettiğini anlamıştım ama anlamamazlığa getirip
"İyi gidiyor. Herşey yolunda" demiştim. O ise
"Çağan, hadi ama ne zaman anlatacaksın?" demişti. Arkama yaslanıp ellerimi karnımın üzerinde birleştirdim ve yüzüne baktım
"Mete, ne duymak istiyorsun acaba? Ona göre sorularına yanıt vereyim" deyince gülmeye başlayıp
"Dürüstçe söyle işte, Melis ile ilgili bir şey var bakışlarında görebiliyorum" dedi.
"Bir şey yok Mete." demiş ve eklemiştim "Henüz..."
Melis
İkinci günün sonunda Çağan Bey e daha çok alışmaya başlamıştım. Bana işi öğrenmem için yardımcı oluyor ve gerçekten de iyi davranıyordu. Kendimi onun yanında rahat hissediyordum. Ama bazen konuşmaları bana Çağan ı hatırlatıyordu. Onun gibi düz ve ne istediğini bilen cümleler kuruyordu. Belki de kendimi rahat hissetmemin bir nedeni de onu bir şekilde Çağan a benzetmemdi.
Yemek yedikten sonra yine odasına çıkmıştım. Çağan Bey odasında değildi. Ben de bir kahve alıp geri dönmüştüm ki, kapıdan girer girmez Çağan Bey ile çarpışıp kahveyi elime döktüm. Çok sıcaktı ve elim çok yanıyordu. Çağan Bey diğer elimden tutup
"Hemen elini yıkamalıyız" deyip beni lavaboya götürdü. Elimi tutup soğuk suyun altına sokmuştu. O an elimin yandığını unutmuştum, Çağan Bey ile yakınlığımızı ve elimi tutunca hissettiğim sıcaklığı düşünmekten başka bir şey düşünememiştim. Bir eli belimde diğeri ise elimdeydi. Ama onun tek odaklandığı şey o sırada sadece yanan elimdi. Yüzündeki ifade benden daha çok acı çekiyormuş hissi uyandırıyordu. Farkında olmadan ona bakıyordum ve yakından çok daha yakışıklı bir adam olduğunu düşünüyordum ki bakışlarını bana çevirdi. Göz göze geldiğimiz o an vücudumu gezen bir elektriklenme hissettim ve kendimi hemen kollarından ayırıp
"Şimdi çok daha iyiyim Çağan Bey. Sizi de endişelendirdim." dedim. Bakışlarını yüzümden elime çevirerek
"Bu su ile olmaz sadece sen odama geç geliyorum" demiş ve gitmişti. Aynadaki görüntüme baktığımda yanaklarımın kıpkırmızı olduğunu görmüş ve hemen yüzüme de soğuk su atmıştım. Böyle bir heyecan hiç yaşamamıştım. Duygularım karmakarışık ne hissettiğimi bilemez halde öylece kalmıştım. Hayatımda hiç bir erkekle böyle bir yakınlık kurmamıştım ve bu yakınlığın ne hissettirdiğini bile bilmeden yaşamıştım. Sonra birden kendimi toparlayıp 'kendine gel Melis patronun o' demiş ve odaya yönelmiştim.
Bir süre sonra Çağan Bey elinde bir kremle içeri girmiş ve yanımdaki koltuğa oturup
"Uzat lütfen elini, şunu süreyim" demişti. Ben de
"Ben yaparım Çağan Bey" demiş ve elimi uzatmamıştım. Bana bakıp
"Elbetteki yapabilirsin Melis, ama ben yapmak istiyorum" demiş, elimi nazikçe tutmuş ve kremi bastırmadan, dikkatlice sürmüştü. Bu yaptığı beni farkında olmadan daha fazla kendine çekiyordu ve bu istemsizce oluyordu. Göz göze gelmekten korkup başımı başka tarafa çevirmiş ve bir an önce kremi sürüp aramıza mesafe koymasını dilemiştim. Ayağa kalkıp yerine giderken
"Sen eve git ve dinlen. Akşam da gelme" demişti. Kahveyi elime döktüğümden beri 'siz' demeyi bırakmış daha yakın konuşmaya başlamıştı ve bu işleri hiç de kolaylaştırmıyordu. Bana yardım etmek istiyordu ama ben hemen
"Hayır Çağan Bey. İnanın sorun değil. Ben defalarca kahve döktüm elime. Bu benim izin kullanmamı gerektiren bir durum değil. Gitmek istemiyorum" demiştim. O an ilk kez bir şeye itiraz ettiğimi hissettim. Kendi söylediklerime şaşırdım ve bir şeyleri başarmış olmanın mutluluğunu yaşadım. Demek ki yapabiliyordum, itiraz edebiliyorsam hakkımı da arayabilirim. Bu cesareti kendimde bulabildiğim için gururluydum.
Çağan Bey itiraz etmek istese de susmuş ve sadece
"Peki" demişti. İşimi zorlaştırmadığı için ona minnettardım. Günün geri kalanını basit başka görevler yaparak geçirmiştim. Bir ara bana kahve bile getirmişti. Kendimi bir stajyerden çok daha fazlasıymışım gibi hissettiriyordu ve bu aklımı daha da karıştırıyordu.
Akşam organizasyon kontrolüne gitmek için hazırlanmıştık. Kapının oraya geldiğimizde
"Diğer arkadaşları nasıl bulabilirim Çağan Bey?" demiştim. Çünkü oraya nasıl gideceğimi bilmiyordum. Bana bakıp
"Neden bulmak istiyorsun? Benimle gelebilirsin." demişti. Bir müddet ciddi olup olmadığını anlamaya çalışarak bakmıştım. Oraya onunla gitmem doğru olur muydu bilmiyordum.
"Kibar davetiniz için teşekkür ederim ama doğru olacağını sanmıyorum Çağan Bey."
"Neden olmasın? Rahatsız olmaman için seni biraz daha önce bırakırım. Merak etme. Ne demek istediğini anlıyorum." demişti. Ben de başımı eğip kabul etmiştim. Sanırım onunla kalmak istiyordum.
Arabaya bindiğimizde bir süre ikimiz de konuşmamıştık ama o sonra
"Elin nasıl şimdi?" diye sordu. Ben de
"Daha iyi. Yardımınız için teşekkür ederim, sayenizde " dedim. Bir şey dememiş ama gülümsediğini farketmiştim. Salona gelene kadar bir daha konuşmamıştık. Beni dediği gibi bir kaç metre geride bırakmış ve kendisi önden gitmişti. Anlayışlı davrandığı için ona minnettardım.
İçeri girdiğimde organizasyon henüz başlayacaktı. Bir düğün organizasyonuydu ve etrafa harika görünüyordu. Diğerlerini bulup yanlarına gitmiş ve
"Ne yapmam gerekiyor şimdi?" diye sormuştum. İçlerinden birisi
"Çağan Bey, etrafı iyi izlemeni söyledi. Gözün bizim de üzerimizde olsun, neler yapıyoruz takip edersin." demişti. Ben de defterimi çıkartıp etrafta gezinmeye başladım. Gözüme çarpan, toplantıda konuşulanların dışında gelişen şeyleri özellikle gözlemlemeye çalışıp notlar almıştım. Işık, müzik, yemek içecek, süslemeler herşeye bakmış, ekibi izlemiştim. Yerinde görmek ve ona göre notlar almak benim için daha iyi olmuştu. Çünkü şuan yaptığım işi sevmeye başlamıştım. Kolay bir iş değildi takip etmek ama yorulduğumu bile hissetmemiştim.
Gece boyunca Çağan Bey i sadece bir kaç kez görmüş ama yanına gidememiştim. Ona yaklaştığım an heyecanlanıyor, terliyordum. İşime odaklanmam gerekiyordu ve bunu onun yanında şuan yapamayacağımı biliyordum. Onunla son çalışma günümüz olduğu için üzülsem de bir yandan da mutluydum. Yoksa benim için hiç de iyi olmayacak duygular içine girebilirdim.
Gece bitmek üzereyken Çağan Bey tüm ekibi yanına toplamıştı. Hepsiyle tek tek konuştuktan sonra bana dönüp
"Neler gözlemlediniz Melis Hanım?"diye sordu. Ben de defterimi çıkartıp almış olduğum tüm notları aktarmıştım. Beni bölmeden ve sakince dinledikten sonra
"İyi iş çıkarmışsınız. Hemen hemen tüm detaylara hakimsiniz ve gözlemleriniz çok iyi." demişti. Mutluluktan her an uçabilirdim. Yapmış olduğum şeyin, vermiş olduğum emeğin boşa gitmediğini görmek mükemmeldi.
"Teşekkür ederim Çağan Bey." demiştim. Herkes dağılıp giderken ben de dönüp
"İyi geceler Çağan Bey. Bana kattığınız her şey için minnettarım" demiş ve elimi uzatmıştım. Yanmış olan elim olduğunun farkında bile değildim. Elime bakıp ve birden avuçlarının arasına almış
"Krem sürmeye devam et. Hala çok iyi gözükmüyor" demişti. Beklenmedik bir şekilde elimi avuçlarına alması beni şaşırtmıştı. Şaşkın gözlerle ona bakarken ellerim hala ellerindeydi ve gözlerini gözlerime çevirdiğinde, bu sefer kaçırmadan tam içine bakıp
"Benimle çalışmanı istiyorum" dedi.