8 Bir garip haller..

1066 Kelimeler
Aylar sonra.. 20 Nisan 1930.. Kıymetlim, aylardır içime hicran olan o duyduklarımla yaşamak hiç kolay değil. Beni öz evladı olarak kabul etmiş canım babamın, o yüce gönüllü adamın yüzü suyu hürmetine gerçekleri öğrenmemiş gibi yaşamaya çabalıyorum. Sende olmasan bu dert, bu kahır beni öldürür. Annemin nefretini kazanmış olmayı öğrenmek çok acıydı. Benim ne suçum vardı ki, tüm öfkesini bana yöneltmiş doğduğumdan beri. Dünya’ya gelmeyi ben istemedim ki. Babamın sevgisi ve şevkati olmasa çekilir dert değil yaşamak ama işte, yaşamaktan başka çaremde yok. Yüreğimde koca bir boşluk var artık. Her gece göz yaşlarımla ıslattığım yastığımın dile gelse bana, “Yeter artık be Firuze, şunca göz yaşına değer mi?” diye sorardı herhalde. Bende biliyorum değmeyeceğini ve o yaşların hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini ama, başka türlü nasıl biraz olsun rahatlanır hiç bilmiyorum ki. Yalnızım, anne sevgisinden çok uzağım ve naçarım. ~ ~ ~ Birkaç gün sonra.. Babam hafif bir soğuk algınlığı geçirdiği için aldığım kalfalık belgesiyle, eczanede işleri son birkaç gündür yalnız başıma yürütüyorum. Babamın yokluğu canımı sıksada, bazı anlar tek başıma kaldığım için biraz olsun seviniyorum. Aklıma bir anda üşüşen düşüncelerin yüreğimde yarattığı depremlerle gözlerim hemen doluyor ve yalnız olduğum için, rahatça ağlayabiliyorum. İçine hapsolduğum durgunluğum, babamın dikkatinden kaçmıyor değil. Birkaç kez, neyim olduğunu sordu ve ben de mevsim geçişlerini bahane gösterdim, durdum. Birazdan eve gideceğim. Yavaş yavaş eczaneyi kapamaya hazırlanıyordum ki, içeri biri girdi. “Hayırlı akşamlar,” diyen otuzlarında genç bir adamdı. Çekingen adımlarıyla arkasında durduğum tezgâha doğru yaklaşmaya başladı. Elindeki reçeteyi bana uzattı. “Bu ilaç var mıdır acaba?” Aldığım reçeteye baktım. Tentürdiyot istiyordu. Dönüp arkamdaki mobilya ve camdan oluşan ilaç rafına baktım. Kalan bir kaç kutudan birini aldım. “Yaraya mı süreceksiniz?” diye sorunca başını evet anlamında hafif hafif salladı. “Sargı beziniz var mı?” “Yok, varsa alayım ondan da,” dedi ve hafif tebessüm etti. Arkamdaki dolabın çekmecesini açtım ve ordan sargı bezi ve bant çıkardım. Sorduğu ücreti söyleyince hemen cebinden para çıkardı ve bana uzattı. Para üstünü verdim ve başka bir şey isteyip istemediğini sordum. “Adınızı bağışlar mısız?” Hiç beklemediğim bu soru karşısında şaşırdım. “Neden adımı bilmek istiyorsunuz?” “Suale hep sualle mi cevap verirsiniz?” “Hayırlı akşamlar beyfendi,” dedim ve eliyle çıkması için kapıyı işaret ettim. İtiraz etmedi ve dönüp kapıdan çıktı. Ardından baktığım bu adamın, başını çevirip bana baktığını görünce telaşlandım ve hemen arkamı döndüm. İlaç dolabının camındaki yansımasından tatlı tatlı gülümsediğini görünce gözlerimi kapadım. Deli misin nesin be adam? Gözlerimi yeniden açtığımda artık camda hiçbir yansıma yoktu. Gitmişti ve gittiğini görmek içimi oldukça rahatlatmıştı. ~ ~ ~ O günden sonra hemen hemen her akşam bir şeyi bahane edip eczaneye gelen o genç adam elbette babamın da dikkatini çekti. Birkaç gün hiç ortalıkta görünmedi ve ister istemez onu merak etmeye başladım, ayrıca onunla ilgili fark ettiğim bir şey daha vardı ki, gün içinde aniden düşünce bahçelerimde sessizce, adeta yalınayak gezinmeye başlamıştı. “Seni böyle gülümseten şey nedir Firuze’m?” Gülümsüyor muyum ben ya? Babamın, yüzünde garip bir tebessümle sorduğu bu soru karşısında ne diyeceğimi bilemedim çünkü, neden gülümsediğimi ben de bilmiyordum. “Son günlerde annem ile İfakat annemin atışmalarını düşünüyordum. Annem, sözünü geçiremez oldu ona ve bu duruma feci halde sinir oluyor,” yalanını söylemek zorunda kaldım. “Bak sen şu Allah’ın işine!.. Benim kızım, utanmadan sıkılmadan babasına yalan da söylermiş,” dedi ve tatlı bir kahkaha attı canım babacığım. “Ama babacığım, yalan değil de küçük bir banahe desek şuna olmaz mı?” deme yüzsüzlüğünü gösterdiğime inanamadım. Yanaklarım alev alevdi ve beni ele veren hain yanaklarımdan intikamımı fenal halde alacaktım. “Hadi senin gül hatırın için öyle olsun kızım. Yalnız bana fikrimi soracak olursan son günlerde eczanemizin müdavimi olan şu genç adamdır güzel yüzündeki o hoş tebessümün sebebi,” demesin mi? Utancımdan ölebilirdim. Yer yarılsa da içine girsem diye düşündüm. “Tüccarmış, bunu biliyor muydun?” “Öyle miymiş?” Aramızda geçen bu küçük dedikodu, bir an birbirimize şaşkınlıkla bakmamıza neden oldu. Babam ile dedikodu yaptığımıza inanamadım. “Babaaa!” “Ne yani sen de merak etmiyor musun, kimdir, nedir, ne işle meşguldür, zırt bırt bir şeyleri bahane göstererek şu kapıdan her Allah’ın günü niye girer?” Aman Allah’ım? Bu kulaklar neler duyuyor? Babam gizli hafiye olup çıkmış haberim yok. Şaşkınlıktan küçük dilimi yutabilirdim. “Ne diye merak edeyim elin adamını,hem bana ne ondan?” dedim umursamaz görünmeye çalışarak. “Tabii canım, ben de öyle düşünmüştüm. O yüzden, cin gibi bakan gözlerin dışarıyı tarar oldu,” dedi ya babam, yemin ederim kıpkırmızı oldum. Hem ben öyle mi yapıyormuşum? Ne diceyeceğimi bilemezken, yüzümü soğuk su ile yıkama ihtiyacı duydum ve gözlerimi babamdan kaçırdım. Hemen arka tarafa geçtim ve küçük lavabonun açtığım musluğundan akan buz gibi su ile birkaç kez yüzümü yıkadım ama, bu da nafile bir çabaydı. Yanaklarım ateş içinde yanmaya devam ediyordu. Musluğu kapadığım anda kulaklarıma bir ses çarptı. O sesi duyduğum an, kalbimin atışları değişti. Garip bir titreme bedenime sirayet ederken, nefes alış verişlerim hızlanmaya başladı. İşte yine gelmişti. “Hoş geldiniz evladım, bugün nasılsınız?” Babamın ilgi dolu sesini duyduğumda ağzım açıkta kaldı. Ne diye bu genç adam ile böylesi alakadar oluyordu? Ön tarafa geçme hususunda kararsızlık yaşıyordum ki, babamın beni çağırdığını duydum. Ahh babacığım ahh! Bilerek beni çağırıyorsun değil mi? Sen ne zaman çöpçatan oldun böyle? Utana sıkıla ön tarafa geçtim ve onunla anında göz göze geldik. Durur muyum hiç, hemen bakışlarımı kaçırdım. İlk kez babamı bir bardak suda boğmak istiyordum. “Nasılsınız Firuze hanım?” “Teşekkür ederim,” dedim ve sustum. Bir de hal hatır soracak değilim size. Hem ben adımı söylememiştim ki. Babamdan duyunca fırsatı kaçırmadınız değil mi kurnaz tüccar sizi? “Kızımın kabalığını bağışlayın Murat bey oğlum. Onun yerine ben sorayım, siz nasılsınız?” Duyduklarım karşısında ağzım öyle bir açık kaldı ki ve babama delicesine bir şaşkınlıkla bakışım vardı ki, ben bile kendime inanamadım. Hafif bir kıkırdama duydum ve sıyrıldığım şaşkınlığım, şimşek hızında delicesine bir kızgınlığa dönüştü. Ateş saçan bakışlarım adının Murat olduğum meşhur tüccarı buldu. “Siz niye gülüyorsunuz ya?” “Estağfirullah, ne haddime. Gülmedim efendim,” dedi bir de hiç utanmadan, sıkılmadan. “Ben de hayal görüyordum zaten,” diye çıkıştım yine ona. “Öyle durumlarınız var mıdır? Tanıdığım iyi bir asabiye doktoru var, isterseniz sizi hemen ona götürebilirim?” Duyduklarım karşısında şoka uğradım. Adam beni düpedüz delilikle vasıflandırıyordu. Bu ne münasebetsizlikti böyle? “Aslında çok iyi fikir.. kızım biraz asabidir,” demesin mi babam? Bozacının şahidi şıracıdır misaliydi ikisinin hali. ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~ ~
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE