BOYUN EĞİŞ

1968 Kelimeler
Kapı kapanır kapanmaz yere çöktüm. Dizlerimi karnıma çekip hıçkırarak ağlamaya başladım. Bu adam beni yavaşça mahvediyordu ve ben elimden hiçbir şey gelmiyordu. Derin bir nefes alıp lendimi toparladım ve yerden kalktığım sırada kapı tedirgin bir şekilde aralandı. Kadınlar tekrar içeri girdi. İkisi de göz ucuyla beni süzüyor, davranışlarımı ölçmeye çalışıyordu. Ayaklarım beni banyoya götürürken titreyen ellerimi sıkıca yumruk yaptım. Lavaboya eğilip soğuk suyu yüzüme çarptım. Sakin ol Selen. Sakin ol. Onlar da sadece görevlerini yapıyor. Bu düşünce biraz olsun kendime gelmemi sağladı. Aynada yorgun ve bitkin yüzümü izlerken içimden bir şeyler kırılmaya devam ediyordu. Ama bu gece için direnmeliydim. Banyodan çıktığımda kadınlar hâlâ beni bekliyordu. Göz göze geldiğimizde kısa bir an ikisi de irkildi. Sesi titremeyen bir tonla konuşmaya çalıştım: “Ne yapacaksanız sade olsun.” Kadınlardan biri başını hızlıca sallayıp onayladı, diğeriyse fısıldayarak bir şeyler mırıldandı. Aralarında kısa bir bakışmadan sonra hemen işe koyuldular. Yüzüme hafif bir makyaj yaptılar, çok abartılı değildi ama yüzümdeki tüm solgunluğu silmişti. Saçlarımı elleriyle nazikçe tararken “Bu elbiseye en uygun saç topuz olur.” dedi biri ve diğeri hemen hazırlıklara başladı. Saçlarım sıkı bir topuz hâline getirilirken kadınlardan biri yataktaki kutuya yöneldi. “Elbiseniz burada.” dedi, kutuyu açarken yüzünde hafif bir gülümseme vardı. Gözlerim kutunun içindeki bordo elbiseye takıldığında bir an afalladım. Kumaşı pahalı bir saten gibi parlıyor, zarafetiyle dikkat çekiyordu. Önü oldukça sadeydi ama elbiseyi eline alıp arkasını çevirdiğinde sırt kısmındaki derin dekolteyi fark ettim. Bu kadar iddialı bir şey giyeceğim hiç aklıma gelmezdi. Yan kısmındaki yırtmaç da oldukça cesur görünüyordu. Kadınlardan biri elbiseyi bana uzattı, diğeri ise yumuşak bir sesle “Çok yakışacak." dedi. İstemesem de elbiseyi alıp giyinmek için banyoya yöneldim. Üzerime tam oturduğunda aynada kendime baktım. Kumaşın vücuduma uyum sağlaması bir yana, sırtımdaki açık kısım beni iyice huzursuz etmişti. Kendimi rahatsız hissetsem de bir şey diyemezdim. Bu gece Barlas’ın kurallarına uymak zorundaydım. Odaya döndüğümde kadınlar ince topuklu ayakkabıları kutudan çıkarmıştı. Ayağıma giydirip bağcıklarını bağlarken bileklerimin hafifçe sızladığını hissettim. Yüksek topuklar yüzünden dengemi kaybedecek gibi olsam da belli etmemeye çalıştım. Kadınlardan biri beni baştan aşağı süzüp gülümsedi. “Mükemmel oldunuz.” dedi ve ardından toparlanarak odadan çıktılar. Hazırlıklar bitmişti. Tam rahat bir nefes almak üzereydim ki kapı tekrar çalındı. Aynadan gelen kişiye baktığımda başka bir hizmetçi olduğunu gördüm. “Hazırsanız Barlas Beyin yanına geçebiliriz." . Merdivenlerden aşağı inerken yavaş adımlarla, dengemi kaybetmemeye çalışarak yürüyordum. Bu ayakkabılarla zaten düzgün yürümek mümkün değildi. Her adımda bileklerim titriyor, içimden bin bir kez Barlas’a lanet ediyordum. Neden bu kadar yüksek topuklu bir ayakkabı göndermişti ki? Kaldı ki, üzerimdeki elbise… Bu kadar iddialı bir şeyi giymek, kendimi çıplak gibi hissetmekten farklı değildi. Başımı kaldırmaya cesaret edemesem de Barlas’ın bakışlarını üzerimde hissediyordum. Yoğun, sert ve… bir o kadar da tedirgin edici. Kalbim küt küt atıyordu. Daha birkaç basamak kalmıştı ki, Barlas birden hareketlenip hızla bana doğru geldi. Ayakkabının ince topuğu yüzünden dengemi kaybetmek üzereydim ki kolumu tuttu. “Bu elbise nereden çıktı?” diye sorduğunda sesindeki sinir, dudaklarının titremesiyle daha da belirgindi. Başımı kaldırıp ona baktım. “Bana getirilen elbise buydu…” diye mırıldandım. Onunla göz göze gelmekten korkarak hemen bakışlarımı kaçırdım. Barlas’ın kaşları daha da çatıldı. Elbisemi yukarıdan aşağı süzerken arkasındaki derin dekolteyi fark ettiğini anladım. Saatine bir göz attı. Sonrasında tereddüt etmeden ceketini çıkarıp omuzlarıma koydu. Şaşkınlıkla ceketinin sıcaklığını hissederken “Çıkalım.” dedi, beni yönlendirerek kapıya doğru yürümeye başladı. Bahçeye adım attığımızda serin hava yüzüme çarptı. Bu ayakkabılarla her adımda tökezleyecek gibi oluyordum. Birkaç kez sendelediğimi fark eden Barlas aniden durdu, kolunu bana uzattı. “Koluma gir.” dedi kısa bir emir tonuyla. Başımı kaldırıp ona baktım. Yüzündeki sert ifade, itiraz edecek cesareti bırakmadı. Sıkıntıyla koluna girdim ve topuklularla mümkün olduğu kadar sağlam adımlarla arabaya ilerledik. Şoför kapıyı açmaya hazırlanıyordu ki Barlas elini kaldırdı. “Ben kullanacağım.” dedi, sesi bu kez daha sakindi ama hala kontrolcüydü. Arabaya oturduğumuzda eteğimin yırtmacı dizlerimin üzerini açığa çıkarıyordu. Barlas’ın bakışları hemen bacağıma kaydı. Eliyle elbisemin etek kısmını kavrayıp dizlerimi kapattı. O kadar ani bir hareketti ki refleksle gözlerimi kocaman açtım. “Gittiğimiz yerde şu elbisene dikkat et.” dedi, bu sefer daha sakin bir sesle. Sadece başımı sallamakla yetindim. Barlas arabayı çalıştırmadan önce başını hafifçe bana çevirip soğuk bir ses tonuyla konuşmaya başladı. “Gittiğimiz yerde sana bir şey sorulmadığı sürece tek kelime etmeyeceksin. Birinden yardım alıp kaçabileceğini düşünüyorsan bunu aklından çıkar.” Sözleri kalbime ağır bir taş gibi oturdu. Sanki ciğerlerimdeki hava çekilmişti. Sessizce başımı salladım, başka ne yapabilirdim ki? Gözlerimi camdan dışarıya çevirip gecenin karanlığını izlemeye başladım. Yol boyunca arkamızda uzayıp giden siyah araçları görebiliyordum. Her biri Barlas’ın korumalarıydı. Sayıca o kadar çoklardı ki kaçma fikri, aklımın bir köşesinden bile geçmedi. Bu adamın dünyasında bir yolunu bulup özgür kalabileceğime dair en küçük umut bile yoktu. Sessizlikle dolu bir saatin ardından otoparka geldiğimizde, büyük bir otelin önünde durduk. Çok ünlü bir otel olduğunu fark ettim ama isim ya da detayları algılayacak kadar sakin değildim. Araba durur durmaz, kapılarımız aynı anda açıldı. İnerken bacaklarımın titrediğini hissediyordum. Soğuk hava mıydı, yoksa hissettiğim korkunun bir yansıması mı, bilmiyordum. Barlas yanına gelip elimi tuttuğunda, ne kadar gergin olduğumu anlamış olmalıydı. Göz ucuyla yüzüme baktı, ama hiçbir şey söylemedi. Sessiz adımlarla otele doğru ilerledik. İçeriye adım attığım anda, tanıdık bir atmosfer beni karşıladı. Tıpkı onu ilk gördüğüm o otel gibi... Havanın içinde görünmez bir ağırlık vardı. İnsanlar adeta yerlerine çivilenmiş gibiydi. Korkuyla hareket etmeye cesaret edemiyorlardı. Barlas’ın yanındaki varlığım, herkesin gözlerini üzerimize çevirmesine yetmişti. Sanki tüm salon bir anda sessizliğe bürünmüştü. Başımı eğip yere bakmaya çalışsam da bunu yapamıyordum. Dikkatlerin üzerimde olması beni fazlasıyla rahatsız ediyordu. Titreyen ellerim ter içinde kalmıştı. İstemeden de olsa Barlas’a biraz daha yaklaştım. Elimi nazikçe okşadı. Bir anlık bu hareketi, stresimi azaltmasa da kendimi yere yığılmaktan kurtardı. Salona adım attığımızda, başımı kaldırmaya bile cesaret edemiyordum. Kalabalığın bakışlarını üzerimde hissediyordum ve bu his beni daha da içine kapanmaya itiyordu. Derin bir nefes alarak yanımdaki adama baktım. Barlas her zamanki gibi sakindi, güçlüydü, sanki tüm salonun sahibi oydu. O anda 40’lı yaşlarında, şık giyimli bir adam hızlıca yanımıza geldi. Adımlarındaki acelecilik, Barlas’a olan saygısından kaynaklanıyordu, bu çok belliydi. Adam, Barlas’ı büyük bir saygıyla selamladı ve eğilerek elini uzattı. “Barlas Bey, şeref verdiniz." dedi sesi titrek bir tonda. Barlas, hafif bir baş hareketiyle selamını aldı ve hiçbir şey söylemeden durdu. Adamın gözleri bana kaydığında yüzünde şaşkınlık belirdi. Benim burada olmamın onu bu kadar şaşırtması içimde garip bir rahatsızlık uyandırdı. Birkaç saniyelik sessizlikten sonra kendini toparladı ve bana dönerek “Siz de hoş geldiniz hanımefendi." dedi nazikçe. Başımı hafifçe sallayarak karşılık verdim. Daha fazlasını söyleyecek cesaretim yoktu. Bir masaya yönlendirildiğimizde Barlas her zamanki otoriter tavrıyla ağır adımlarla yürürken, ben onun yanından bir adım bile ayrılmamaya çalışıyordum. Masaya oturduğumuzda, Barlas rahat bir şekilde geriye yaslandı. Ben ise sanki her an ayağa kalkıp kaçacakmış gibi tetikteydim. Barlas’ın eli belime uzandı, çıplak sırtımı hafifçe okşuyordu. Bu hareketi beni hem rahatlattı hem de garip bir şekilde mayıştırdı. O kadar gergindim ki, onun bu küçük teması bile sakinleşmeme yetmişti. Derin bir nefes aldım ve başımı öne eğdim. Barlas’ın yanına iş adamları gelmeye başladı. Her biri büyük bir ciddiyetle konuşuyordu. Onları dinlerken, Barlas’ın elinin hâlâ sırtımda olduğunu ve bir saniye bile duraksamadığını fark ettim. Ne kadar rahat görünse de, beni kontrol ettiğini biliyordum. Gözlerim masadaki konuşmalardan uzaklaşıp etrafı incelemeye başladı. Salon çok büyük ve gösterişliydi. Her köşeden zenginlik ve ihtişam fışkırıyordu. İnsanların üzerimdeki bakışlarını hissettikçe, buraya ne kadar yabancı olduğumu bir kez daha anladım. Bir anda Barlas’ın yaşlarında, nazik görünümlü bir adam bana döndü. “Sizi daha önce burada hiç görmedim.” dedi sesi yumuşak ama dikkat çekici bir tondaydı. Bir an için ne diyeceğimi bilemedim. Adamın sözleri üzerine Barlas’ın sırtımda duran elinin duraksadığını hissettim. “Pek sık gelmem.” dedim kısaca. Daha fazlasını söylemek istemiyordum. Cümlemin yeterince kısa olduğundan emin oldum. Çünkü Barlas’ın bu konuda ne kadar hassas olduğunu biliyordum. Tam o anda, masadaki başka biri dikkatimi çekti. Barlas’ın hemen yanındaki kadın… Çok güzeldi. Uzun, dalgalı saçları omuzlarından aşağı dökülüyordu. Şık elbisesi ve zarif duruşuyla herkesin dikkatini çekiyordu. Ama en çok dikkatimi çeken şey, Barlas’a olan yakınlığıydı. Ona doğru eğiliyor, konuşurken sanki fark edilmemesi mümkün olmayan küçük hareketler yapıyordu. İçimde tuhaf bir huzursuzluk hissettim. Onun bu kadar güzel ve kendinden emin bir kadın olması beni rahatsız etmişti. Ama bu kıskançlık değildi. Asıl sorun, onun Barlas’la bir şekilde aynı seviyede olduğunu düşündüğüm için kendimi bu ortamda yetersiz hissetmemdi. Barlas’ın kadına neredeyse hiç bakmadığını fark ettiğimde bu his biraz hafifledi. Gözlerini masadaki diğer adamlara çevirmiş, ciddi bir şekilde konuşmasını sürdürüyor ve kadının hareketlerini tamamen görmezden geliyordu. Yine de bu ortamda bulunmak beni yoruyordu. Ne yaparsam yapayım bu kadar insanın arasında hep fazlalık gibi hissedecektim. Tam o sırada salonun ışıkları loş bir hal aldı. Müzik başlamıştı ve herkes bir anlığına sessizleşti. O an Barlas, hiçbir şey demeden ayağa kalktı. Bana doğru uzattığı eline baktım. Ne yapmak istediğini anlamam birkaç saniyemi aldı. Dans edecektik! Derin bir nefes aldım, çünkü başka bir seçenek yoktu. Tereddütle elimi uzatıp onun elini tuttum. Zaten herkesin gözleri üzerimizdeydi ve şimdi onların önünde dans etmek fikri mideme sancılar girmesine neden oluyordu. Ayağa kalktığımda dizlerim hafifçe titredi. Adımlarım ürkekti ama Barlas'ın sağlam duruşu beni istemsizce ileriye taşıyordu. Sahnenin ortasına doğru yürürken gözlerimin önündeki her şey bulanıklaşmış gibiydi. Orada dans eden birkaç çift daha vardı ama onların varlığını bile zor fark ediyordum. Sanki bütün salonun dikkati sadece üzerimizdeydi. Barlas’ın beni belimden kavrayıp kendine çektiğini hissettiğimde kalbim daha hızlı çarpmaya başladı. Elimi tutup beni döndürdü ve dans etmeye başladık. O, her zamanki gibi kendinden emin ve sakindi. Gözlerini bir saniye bile benden ayırmıyordu. Ama ben başımı eğmiş, ayaklarıma bakmaktan başka bir şey yapamıyordum. Kalabalığın önünde olmak beni öylesine utandırıyordu ki nefes almakta bile zorlanıyordum. Tam o sırada Barlas, kulağıma eğildi ve alçak bir sesle “Çok güzelsin.” diye fısıldadı. Cevap veremedim. Ne diyeceğimi bile bilmiyordum. Yalnızca kalbimin atışlarını kulaklarımda duyarak nefes almaya devam ettim. Ama bu anı kaçırmak istemiyordum. İçimde yanıp sönen o cesaret kıvılcımına tutunarak başımı kaldırdım ve ona baktım. “Benimle ne yapacaksın Barlas, beni neden yanında tutuyorsun?” dedim. Sesim çatallanmıştı ama neyse ki duyulabilir bir tondaydı. Barlas’ın gözleri gözlerimin içine adeta delip geçercesine bakıyordu. Belimdeki eli sıkıca kavramış, beni bir milimetre bile kendisinden uzaklaştırmıyordu. Kulağıma doğru eğildiğinde sıcak nefesi tenime çarptı, bu his bile beni irkiltti. “Selen.” dedi sesi sakin ama içinde ürpertici bir kararlılık vardı. “Seninle bir gelecek istiyorum." Dedi. "Ama bu, yalnızca benim istediğim bir şey değil. Senin de bunu kabul etmeni istiyorum. İstemediğin bir hayatı sana zorla yaşatmak niyetinde değilim. Ama bilmeni isterim ki seni kaybetmemek için karşıma çıkan her şeyi ortadan kaldırırım.” Sözleri yavaş yavaş üzerime çöken bir ağırlık gibiydi. İçimdeki korku o kadar büyüyordu ki kelimelerimin boğazımda düğümlendiğini hissediyordum. Barlas’ın gözleri daha da derinleşirken “Eğer istersem seni ömrün boyunca bana muhtaç bırakabilirim, Selen. Ama bunu istemiyorum. Seni kendi isteğinle burada, benim yanımda görmek istiyorum.” dedi. Bu sözlerin ardından vücudum istemsizce titredi. Zorla mı, kendi isteğimle mi? Gerçekten bir seçeneğim var mıydı? Barlas konuşmaya devam ederken bu sorular beynimi kemiriyordu. “Karşıma çıkacak hiçbir şey beni yolumdan döndüremez, bunu sakın unutma.” Onun bu ima dolu cümlesi her şeyden çok daha korkutucuydu. Kafamı eğip derin bir nefes aldım. Gözlerim dolmuştu ama ağlamamaya çalışıyordum. Bir süre düşündükten sonra sesim titreyerek konuştum. “Eğer aileme zarar vermeyeceğine söz verirsen… her şeyi kabul ederim.” dedim. Barlas bir an sustu. Ardından yavaşça gülümsedi. Ama bu sıradan bir gülümseme değildi. Soğuk, karanlık ve içinde ürkütücü bir tehdit taşıyan bir gülüştü. "Burada teklifleri ben sunarım Selen” dedi, sesi buz gibi soğuktu. “Ailene zarar gelip gelmeyeceğine sen karar verirsin.” Nefes almakta zorlanıyordum. Kendimi sakinleştirmek için derin bir nefes aldım. Başka çarem yoktu. Onu durdurmaya çalışmanın bedelini ödeyemezdim. Gözlerimi yere dikerek boğazımdaki düğümü yuttum ve sessizce “Peki… her şey istediğin gibi olsun.” dedim. Barlas, benim bu kırılganlığımı hissederek eğildi ve saçlarıma uzun bir öpücük bıraktı. Bütün salon kalabalık, sesli ve hareketliydi ama ben o an yalnızca onun nefesini hissediyordum. Bu bir zafer öpücüğü gibiydi. Ama benim için bir teslimiyetin sembolüydü.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE