BÖLÜM 6; "Sana belediye baksın."
YASEMİN BALCI;
"Oradan bir kaçışı vardı. Anlatamam size Raziye," diyen Gül teyzeyle ofladım ve yine çenemi tutamadım. "Ama anlatıyorsun Gül teyze."
"Sus kız sen. Bak, ben daha size neler anlatacağım. Şok olacaksınız."
Yine ofladım. Günlerden bir gün yine işteydim ve Gül Teyze her zamanki gibi gelmişti. Her gün buraya uğrar, birkaç saat dedikodu yapar ve giderdi. Mahallenin mağazasında çalıştığım için çoğu kişi birbirini tanıyordu ve neredeyse her gün burada toplanıyorlardı. Nedenini inanın bana bilmiyorum. Yol geçen hanı gibi dedikoduyu duyan geliyordu.
Neyse, böyle rakip eleyerek cennete gireceğiz zaten!
"Dinlemek istemiyorum," diye itiraz edip kalkacakken kolumdan tuttu ve kalktığım yere geri otutturdu. Ofladım. "Nereye kız? Önemli bir şey diyeceğim belki."
"Ya, Gül abla. Günahın çok mu az senin? İnsanların özellerinden sana ne? Hayır, yani. Mutlu mu oluyorsun öğrenince?"
"Ne var işte iki muhabbet ediyoruz şurada?"
"Muhabbet etsek canım feda. Haber Bülteni Zeliha Teyze bir, sen iki. Bu ne böyle? Gazeteye haber gitmeden size ulaşıyor mübarek."
"Öğüt vermem bittiyse söyleyeceklerimi dinle. Dün bir tane güne katıldım. Hakkında dedikodu çıkarmışlar."
"Kimin?" dedim şaşkınca. "Senin," dedi gayet rahat bir tavırla. "Bir hafta önce mi ne? Bir adamla görmüşler seni. Baya samimiymişsiniz?"
Şaşkınlıkla gözlerim açıldı. Kimden bahsediyordu bunlar? Ayrıca umarım annemin kulağına gitmezdi onların saçma sapan düşünceleri. Yoksa mahvederdi beni. "Hangi adam? Nasıl biriymiş?"
"Uzun boyluymuş. Sanırım ünlü bir oyuncuymuş. Gerçi biz bu senenin ünlülerinden pek anlamayız. Siz gençsiniz. Tanırsınız. Adı neydi? Gürcan mıydı? Girhan mıydı? Öyle bir şeydi işte."
"Giray mı?" dedim şaşkınlıkla. "Hah, evet. O çocukla aranda ne var kız?" diyip omzuyla beni hafifçe itti. Ben ise şaşkın ördek yavrusu gibi ona bakıyordum. Lan, bunlar beni nasıl görmüştü? Üstelik bu mümkün değildi. Biz kavga ediyorduk. "Aramızda bir şey yok. Ben onun hayranıydım, imza aldım sadece. O da setteydi zaten. İzin vermediler. Olanlar sadece bu."
"Ben bilmem kızım. Diyeceğimi dedim. Kendine dikkat et. Ağzı olan konuşuyor işte."
"Maaşallah senin de ağzın iyi laf yapıyor Gül Teyze. Millet tabii yapar," dedim öfkeyle. Ne yapacaktım şimdi ben? Ya biri resmimizi çekip basına verirse o zaman biterdim işte. Endişeyle başparmağımı ısırmaya başladım. Gül Teyze başka konular hakkında konuşmaya devam ettiğinde yerimden kalktım ve dışarı çıktım. İçimden bağırmak geliyordu. Ben de öyle yaptım. Avazım çıktığı kadar bağırdım. Çok fena sinirlenmiştim. İnsanların bana korkuyla bakmalarını umursamadım. Hatta onlara bile bağırdım.
"Ne bakıyorsunuz be? Ayı mı oynuyor? Hiç mi sinirlenen birisini görmediniz?" Hepsi yaptığımı onaylamayan sesler ve bakışlar atıp yollarına devam ettiler. Sanki çokta umarımdaydılar. Sinirden kudurmak üzereydim zaten. Ellerimi başıma götürdüm ve arkada sabitledim. En nefret ettiğim şeydi insanları yargılamak, özel hayatlarına karışmak. Sana ne kardeşim? Sevgilimse sevgilim, kocamsa kocam. Onlara bu konuşma hakkını vermiyordu.
Telefonum çalmaya başladığında hiç beklemediğim isim arıyordu beni. Derya mı? İyi ama bir ay önce küsmüştü bana. Şimdi, neden arıyordu? Derya benim en yakın arkadaşımdı, ama bir ay önce kavga edip küsmüştük. Zaten kendisi burda yaşamıyordu artık. Dış görevdeydi.
"Efendim?" dedim tereddütle. Cıvıl cıvıl sesinden beni affettiğini anlayabiliyordum. "Nasılsın asi kız? İnsan bir arar, sorar. Arkadaşım bana darılmıştı, der. Gönlünü almya çalışır. Ama nerde? Sen anca kendin haklıymış gibi trip at."
"Dedo beni azarlamaya mı aradın sen? Ayrıca seni bin defa aradım özür dilemek için. Abimden bile aradım ama sen reddettin. Ben de sen kim köpek benim telefonlarımı açmıyorsun, dedim ve seni aramayı kestim."
"Ya, neyse. Zaten saçma salak bir sebepten dolayı seninle küstüm. Hem yoğundum. O yüzden sana geri dönemedim ama bugün bir şey öğrendim."
Öfledim. "Ne öğrendin?" Sesinden bile anlamıştım. Dalga geçecekti benimle. "Aşk olsun ya. Sevgilin var ve bana söylemedin, öyle mi? Bütün mahalle biliyor ama ben bilmiyorum. İşte, bu sefer gerçekten kırıldım hayırsız."
"Dedo," dedim öfkemi kontrol etmeye çalışırken. "Bak, zaten asabımı bozdu bu mahalleli. Her şeyi yanlış anlamışlar, kendilerine göre yorumlamışlar bir de. Üstelik mahalle içinde kalmamış, Bursa'ya bile taşımışlar. Sen de beni yargılamadan önce bir dinle. Her duyduğuna inanmasana kızım."
"O zaman anlat," dedi. "O gün ne oldu?"
O günü gözlerimin önüne getirip her şeyi Derya'ya aktardım. Kamyonun altına yatışımdan, ayakkabıyı kafasına fırlatana kadar. "İşte böyle," dedim öfleyerek. "Bizim haber bültenleri olayı yanlış anlamış, kendilerine göre yorumlamışlar."
"Oha," dedi bir anda Derya. "Senin bir zamanlar çok beğendiğin ünlü değil mi o?"
O görmese bile başımı salladım. "Evet. Görsen baya değişmiş. İlk başta tanıyamadım adamı. Dikkatli bakınca olayı çaktım."
"Ne yapacaksın?"
"Bilmiyorum ama annemlerin kulağına gitmez inşAllah. Onlar da yanlış anlayacak."
"Annen seni dinlemeden hüküm koymaz. Ayrıca annen seni savunur. Fatma teyzemi tanıyorsam alır eline oklavayı hepsine tek tek vurur," dedi kıkırdayarak. Ben de onunla beraber gülmüştüm. Haklıydı. Sanırım kavgacı yanım anneme çekmişti. "Haklısın. Derya ne zaman döneceksin? Seni çok özledim."
Konu değişikliği ikimize de iyi gelecekti. Biraz daha bu konu hakkında konuşursam sinirlerim dahada bozulacaktı. "Az kaldı kuzum. Bir aya kalmaz oralara döneceğim. Burnumda tütüyor zaten."
"Bana bak," dedim sahte bir sinirle. "Bana bir daha trip atar, telefonlarımı açmazsan seni hayatımdan silerim, ha!"
"Asıl sen beni bir daha sinirlendirirsen ben seni hayatımdan men ederim," dedi o da gülerek. Her sene muhakkak bir ay küs kalırdık. Kavga eder, sonunda bunu söylerdik ama asla uygulamazdık. Rutinimiz değişmiyordu. "Kapatmam lazım. Görüşürüz."
"Görüşürüz," diyip kapattım. Telefonu arka cebime koyduğumda kendimi rahatlamış hissettim. Derya haklıydı. Hakkımda dedikodu çıkmış olsa bile annem hallederdi. Çünkü o benim kurtarıcı meleğimdi.
***
"Evet. Hanımefendi, o üzerinizdeki elli lira."
Mağazadaki müşterilerle uğraşmaktan başım ağrımıştı. Bugün ayrı bir kalabalıktı sanki. Kırmızı, küçük tabureye geçip oturdum. Biraz dinlenmem lazımdı.
"Bu bana yakıştı mı acaba?" Yanıma gelen liseli kıza baktım. Mavi kazak giymişti ve beyaz tenine yakışmıştı. "Gayet güzel durdu."
"Ben de çok beğendim. Fiyatı ne kadar acaba?"
"Eğer etiketine bakarsan öğrenebilirsin," dediğimde kız yapmacık bir şekilde gülümsedi ve etiketine bakmak için kazağı çekiştirti. "Otuz beş liraymış," dedi memnun olamayan bir tavırla.
"Müşterileri memnun etmek hiç kolay değil," diye söylendim. Ya fiyatına söyleniyorlardı ya da üzerinde duruş şekillerine. Bazıları vardı bu neden bundan yapıldı diye şikayet ediyordu resmen.
"Pardon? Bakar mısınız?" Başımda duyduğum tanıdık ses sinirlerimin zıplamasına neden oldu. Sinirle kafamı kaldırdım ve onun bal rengi gözleriyle karşılaştım. Bence bugün sinirimi ondan çıkarabilirim. "Bakamam. Sana belediye baksın," dediğimde tebessüm etti ve ellerini cebine koydu. "Kıyafet alışverişi yapacağım. Yardım eder misiniz?"
"Edemem kardeşim. Al, sana Songül yardım etsin. Songül buraya gel hele!" Songül'e bağırmam ile koşarak yanımıza geldi. Giray'ı baştan aşağı beğeniyle süzerken gözlerimi devirdim. Bir anda etrafımız hayranlarıyla dolup taşarken kalabalıktan rahatsız olduğum için yerimden kalktım.
"Giray bana imza atar mısın?"
"Fotoğrafımızı çeker misiniz?"
"Ya, sen çok yakışıklısın."
"Beni öper misin?"
Midem bulanmadan önce burdan çıkmam lazımdı. Soyunma odalarından birine geçip oturdum. Bu kadar yoğun çalışmaya alışık değildim. Tembel bir insandım, fakat bugün çok çalışmıştım. Sanırım bu çalışmamda patronumla kavgamın etkisi büyüktü. Adamı bir daha görmedim desem yeridir. Neden olduğunu bilmiyorum ama görmemek daha iyi oldu. En azından o kavga sahnesi aklıma gelmiyordu sık sık.
"Yine mi sen?" dedim kapıda dikilen Giray'a. "Hem hayranlarından nasıl kurtuldun?"
"Bilmem. Gelmediler. Hayret," dedi benimle dalga geçerek. Bir adım atarak tam tepeme dikildi. Öfledim ama ona bakmadım. Kafamı başka bir yere çevirdim. "Kıyafet alışverişi yapacağım. Bana yardım etmeni istiyorum."
Daha demin dediği şeyi başımda tekrarlarken onu kâle almadım. Başımda sabırla beklerken öfledim ve hırsla ayağa kalktım. "Yürü. Ne istiyorsan vereceğim sana."
Yüzündeki çapkın gülümseme sinirimi bozsa bile o an içimden onunla uğraşmak gelmedi. Neticede onun yüzünden mahalleli sevgilim var sanıyordu. Bu yüzden onunla pek samimi olmasam iyi olurdu.
Erkek reyonuna çıktığımızda etrafta genelde kadın vardı. Kadınlar da artık erkek reyonundan giyiniyordu sanırım. Çünkü her gün en az üç kadın beş erkek tişörtü alıyordu.
"İşte burası. Sen al, ben kasada alırım parasını," dedim kendini duvara yaslayarak. Bana dönüp ciddi misin, der gibi baktı. Ben de aynı şekilde başımı salladım. "Bana yardım etmeyecek misin?"
"Ben senin tarzını nereden bileyim? Bak, beğen işte."
"Vazgeçtim," diyip bir anda bana döndü. "Ben kadın reyonundan alışveriş yapacağım."
"Neden? Cinsiyet mi değiştireceksin? Gerçi pek fark etmez ama."
"Hayır," dedi ukala bir tavırla. "Sevgilime hediye alacağım. Ayrıca cinsiyet konusuna gelirsek tartışacak seviyede olduğumuzu düşünmüyorum."
"Bana ne? O zaman sevgilini de getirseydin. Ayrıca seviyesizsin. O yüzden kendini belli bir seviyede görme."
"Bir dakika ya," dedi kaşlarını çatarak. "Sen benden neden nefret ediyorsun? Sana ne yaptım ben?"
"Sana gıcık oluyorum. Oldu mu?"
"Hayır, olmadı. Neden gıcık oluyorsun?"
"Ya sana ne? Gıcık olan ben değil miyim, beni ilgilendirir bu!"
"Ama gıcık olduğun kişi benim..."
"Sen niye benimle uğraşıyorsun o zaman?" diyip sözünü kestiğimde gözlerinden geçen anlık boşluk gülümsememe sebep oldu. Afallamıştı. "Aslında..." diyip dudaklarını birbirine bastırdı. Alayla gülümsedim. "Yoksa bana aşık mı oldun? Gerçi aşık olunmayacak bir insan değilim ama."
O da gülümsedi. "Sana aşık olacak erkeğe acıyorum. Burnundan getirirsin o aşkı."
"Ben de senin sevgiline acıyorum. Senin gibi bir vahşiyi nasıl çekiyor, bilmiyorum."
Gülümser gibi bir ses çıkardı. Bir an geldiğinden beri bulunduğumuz hali düşündüm. Durmadan kavga ediyorduk. Birbirimize baktık ve gülmeye başladık. Boş şeyler için birbirimize laf atmıştık. Normal insanlar gibi konuşamamıştık. Gülmemizi bozan şey ise bir hayrandı.
"Ay, Giray. Sana sarılabilir miyim?"
He, yol geçen hanı zaten. Sen de sarıl.
Kıskanmadım ki.
***
6.BÖLÜM SONU