BÖLÜM 7; "EVDE KALMIŞ KIZLARIN ÇİKOLATASI; ALBENİ"
YASEMİN BALCI;
"Anneciğim," dedim olağanca kibar bir şekilde. Bana yandan bir bakış atıp soğan doğramaya devam etti. Kadın kaç yıldır soğan doğruyorsa artık gözleri yaşarmıyordu. Hayretle baktım. Benim bile gözlerim dolmuştu. "Anne!" dedim tahammül sınırım daralırken. Yine beni tınlamadı. "Ama anne..."
"Yasemin yeter! Sabahtan beri başımı şişirdin kızım. Tamam, affettim seni. Daha kaç kere söyleyeceğim."
Bir an düşünür gibi yaptım. "İyi ama," dedim tereddütle. "Sen beni affettiğini hiç söylemedin ki."
Annem sinirlenince korkuyla geri kaçtım ve kalçam tezgâh kenarına değdi. "Benimle dalga geçme. Doğrarım seni," dedi elindeki bıçağı bana doğru sallarken. Ellerim önümde siper olmuşken annem bir anda kahkaha atmaya başladı. "Ayh. Yüzünün halini görmen lazımdı."
Ben ona hâlâ boş boş bakarken o kahkaha atarak soğan doğruyordu. "Anne ya," diye öflediğimde "Ne var kız? Hep siz mi eğleneceksiniz? Biraz da biz eğlenelim."
"Canım annem," diyip kollarımı ona sardım. Vıcık vıcık sevgi gösterilerinden hoşlanmayan annem, beni kalçasıyla itmeye çalıştı. Sonuç; başarısız. "Yılışma," dediğinde bu sefer yanağına uzun ve sulu bir öpücük bıraktım. "Sen benim her şeyimsin."
"Hayırdır kızım? Bir hafta küs kaldık diye ölüm günüm mü yaklaştı? Ölüyorum da haberim mi yok? Ne bu sevgi gösterileri?"
"Anne. Sana kaç defa ölümden bahsetme diyeceğim. Moralim bozuluyor. Biliyorum. Ölüm var ama bunu duymak istemiyorum. Şakası bile tüylerimi diken diken ediyor."
"Güzelim benim," diyip alnıma öpücük kondurdu annem. Gülümsedim. "Keşke anneler ölümsüz olsa," dedim. Annem manalı bir şekilde gülümsedi. "Keşke evlatlar da annelerinin kıymetini bilse," dedi alttan altta laf sokarken.
Sadece tebessüm ettim. Bir haftadır dedikodum çıktı diye annem konuşmuyordu. Aslında bana kızgın değildi, sonuna kadar güvendiğini defalarca vurgulamıştı. Fakat o gün mağazaya geldiğinde beni Girayla gülerken görmüştü. Bu durumda mahallenin haklı olduğuna inanmıştı. Bana kızdığı nokta neden onunla paylaşmadığımdı. Mahallede dedikodu yapan herkesle kavga etmişti annem. Babam olanları duyunca annemi zar zapt etmişti. Hatta o an gözümün önüne geldikçe gülüyordum.
***
"Fatma ne yapıyorsun? Bıraksana kadının saçını." Babam annemi kucağına almış olmasına rağmen annem kadını peşinden sürüklüyordu ve saçını bırakmamaya yemin etmiş gibiydi. "Bırakmam. Kökünden koparacağım." Kadın çığlık çığlığa bağırıyordu ama annem gram umursamıyordu.
"Doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlarmış," dedi bir kadın burun kıvırarak. Annem ona dönüp sinirli bir bakış attı. "Bir daha söyle. Bak, ben seni onuncu köye gömüp mezarını kazdırmıyor muyum?"
"Yalan mı? Kızın biriyle görüşmüyor mu?"
"Size ne?" diye bağırdı babam, annemi tutmaya çalışırken. Çok sinirlenmişti. "Siz işinize bakın. Kızım genç. Tabii, beğendiği birisi olacak, görüşecek. Bu size konuşma hakkı tanımıyor. Bir daha kızımla ilgili tek kelime duyarsam şikayet ederim hepinizi. Sen de dur yerinde Fatma. İn aşağı, yürü eve. Yasemin. Önümden yürü."
"Haklısın, kocacığım. Gidelim," dedi annem bilmiş bir tavırla. Ben de babamın önünden yürürken onların o mosmor suratına bakmaktan baya zevk almıştım. Ta ki annem adımı haykırana kadar.
"Yasemin. Öldüreceğim seniiiiii!"
***
Ben yine gülmeye başladığımda annem de bana katılmıştı. İkimiz de o anı düşündükçe gülüyorduk. "Ne gündü ama," dedi annem. Ben de ona katıldım. "Aynen öyle. Özellikle kadına söylediğin laf yüzyılın kapağı gibi bir şeydi."
"Hak etti ama," dedi annem kendini savunmaya geçerken. Sonra bir şey hatırlamış gibi bana döndü. "Ha, Yasemin. Yarın işten izin al kızım. Pazartesi Pazarı kuruluyor caminin yanına. Gidelim de beraber alışveriş yapalım. Eksiklerim vardı."
"İşten izin almak benim için bir zevktir Fatma Sultan. Sabah erken uyandırmak yok ama," dediğimde annem gülerek eliyle omzumu ittirdi. Soğanlar tavada kırmızılaştığında annem doğradığı etleri ilave etti. "Tembel kızım benim," diye söylenmeyi de unutmadı tabii.
Birkaç saat televizyonla zaman öldürdükten sonra mutfağı toplayan annemin yanına ilerledim. Birazdan babam ve abimde gelirdi. Aile soframızda birleşirdik hepimiz. Daha sonra abimle ben anneme yardım ederken babam istirahata geçerdi. Gülümsedim. Doğduğumdan beri şanslı bir kızdım ben. İlk başta böyle bir aileye sahiptim ve bence bu benim en büyük şansımdı.
"Ben de tam seni çağıracaktım Yasemin," dedi annem tezgâhı silerken. "Babanı ara. Gelirken iki ekmek alsın. Sen de sofrayı kur kızım. Olur mu?"
"Tamam," diyip telefondan babamı aradım. Saniyesinde açılmıştı. Sanırım telefon elindeydi. Yirmi saniye bile sürmeyen telefon görüşmemizden sonra telefonu kapattım ve tabakları, salonda bulunan kare şeklindeki, küçük, kahverengi aile masamıza dizdim. Çatalları ve kaşıkları kenarlara özenle koyarken annem ortaya salatayı koymuştu. Kapının çalmasıyla oraya doğru koşmaya başladım. "Ben bakarım."
Abim içeri girerken saçlarımı karıştırdı. "Nasılsın sarılı?" dediğinde tebessüm ettim. "Hoş geldiniz ama boş geldiniz Yasin Bey," diyip dalga geçtim. Normalde her eve geldiğinde elinde ya çikolata poşeti ya da abur cuburlarla dolu bir poşet olurdu ama bugün yoktu. "Nerden biliyorsun boş geldiğimi?" diyip tehlikeli bir şekilde göz kırptı.
İçeri doğru ilerlediğinde ben de onun arkasından ilerliyordum. "Gelirken aşağı bakkala uğradım," dedi ve montunun cebinden çikolataları çıkardı. "Dedim, Sami amca Yasemin'e bir çikolata verir misin? O ne dedi biliyor musun?"
Başımı hayır anlamında salladım ama şundan emindim. Kesinlikle benimle dalga geçecekti. Elindeki albeni çikolatasını bana döndürdü ve sesini sahteden kalınlaştırdı. "İstersen Yasemin'e bu çikolatayı götür. Bu evde kalmış kızların çikolatasıdır, dedi Sami amca. Ben de haklı olduğunu düşünüp aldım. İyi yapmış mıyım?"
Evde kalmış kızların çikolatası; albeni. İyiymiş? Abime göz devirdim. "Kendini doyurmak için köpek maması kalmamış mıydı? Onlardan da alsaydın."
"Artıklarını sen yersin diye düşünmedim değil ama sonra acıdım sana," dediğinde omzuna bir tane geçirdim. Elinden çikolatayı alarak mutfağa koştum. "Anne, abim benimle dalga geçti." Annem bana 'çocuk musun' bakışı atıp elinde bardaklarla mutfaktan ayrıldı. Onun ardından abim girdi. "Anne ibim binimli dilgi giçti," diyip o da benimle dalga geçti
Yanından geçmek için harekete geçerken ona döndüm ve burnumu kıvırdım. "Salak."
"Yasemin. Baban geldi, kapıyı aç!"
Abimden kaçmak amacıyla koşarak kapıyı açtım. Baban yorgun gözler ve elindeki alışveriş poşetiyle her şeye rağmen bana gülümsüyordu. Ben de aynı şekilde ona karşılık verdim. Yılların yorgunluğunu bir gülümsemeye sığdırabiliyordu babam. Masmavi yaşlı gözlerinin etrafı kırışmıştı. Bir zamanlar siyah olan saçlarında siyah saç kalmamıştı. Başının ortasındaki kellik verdiği emeğin en büyük kanıtıydı.
Şimdi, ben bu adama nasıl kıyabilirdim ki? O bizim için bu kadar çabalamışken benim bir hatam yüzünden onun bunca emeğine laf gelmesine asla izin vermezdim.
"Hoş geldin babacığım," diyip yanağına sulu bir öpücük kondurdum. "Hoş buldum kızım. Dur, çok yaklaşma. Terledim. Pis kokmayayım sana."
"Olur mu babacığım? Sen dünyanın en güzel kokusuna sahipsin. Ayrıca sen emek kokuyorsun baba. Bence bu dünyanın en pahalı parfüm kokusundan daha kaliteli."
"Güzel kızım benim," diyip babamda beni öptü. Abim yanımıza gelip bu anı bozana kadar gayet mutluydum. "Baba. Aslan oğluna öpücük yok mu?" dedi kollarını açarak. Şu an sevgiye muhtaç insanlara benziyordu. "Gel buraya eşşek sıpası!"
Abim babama sarılıp bana dil çıkarınca gözlerimi devirdim. Benim abim salak olmalıydı. Babamı ondan kıskanacağımı falan düşünüyordu. Kesinlikle doğru düşünüyordu. "Baba," dedim mızmız çocuklar gibi. Babam gülümseyip omzuma hafifçe vurdu ve odasına ilerlemeye başladı. Abime dil çıkarıp sofrayı kurmuş olan annemin yanına gittim. Telefonuyla uğraşıyordu.
Babam da elini yüzünü yıkayıp üzerini değiştirmişti. "Hoş geldin Ediz. Günün nasıl geçti?" Annem çorbaları koyarken babama gülümsedi. Porselen tabakları önümüzden alıp içlerini yayla çorbasıyla doldurdu annem. Babam anneme aşk dolu bir şekilde gülümsedi. Her zaman babam gibi bir eş istemiştim. Her kız babasına benzeyen birisini isterdi muhâkkak. Benim babam anneme çok aşıktı ama. Bu yaşa gelmelerine otuz iki yıllarını devirmelerine rağmen ilk günkü gibiydiler. "Nasıl geçsin? Aynıydı hanım. Her gücüm tükendiğinde gözlerin gözlerimin önüne geldi, şarj oldum."
Biz abimle oo'lamaya başlarken annem utançla başını eğdi. O kadar tatlıydılar ki...Her baktığımda onlara özeniyordum. Babam ne kadar romantikse annem o kadar odundu. Ama birbirlerini tamamlıyorlardı.
"Çocukların önünde deme şöyle şeyler," dedi annem başını eğerek. Babam alayla bize döndü. "Büyüdüler artık onlar. Hiçbir şeycik olmaz. Ellerine sağlık, çorba çok güzel olmuş."
"Afiyet olsun."
"Baba," dedim imayla. Çorbasını kaşıklarken alttan bana bakış attı. "Anneme nasıl aşık oldun?"
Annem yanımda oturduğu için kolumu cimciklerken babam anlamlı bir şekilde gülümsedi. "Yasemin. Babam bunu yüz defa anlattı. Annem hâlâ utanıyor," dedi Yasin, annemle dalga geçerken. Doğru söylüyordu. Babam belki bin birinci kere anlatacaktı ama annem yine kızaracak, utanacaktı. "Anneniz çok güzeldi. Sanırım bunu söylemekten hiç pişman olmayacağım. Onu iyiki oyun parkında görmüşüm ve aşık olmuşum. Güzel karım benim."
"Ah, Ediz. Gönlümü iyiki sana kaptırmışım. Çocukluğum, gençliğim, ömrüm..." Annem romantikliğin dibine vururken biz şaşkınca anneme bakıyorduk. Çok nadir anlardı romantik olduğu. "Canım."
Bir gün evlenirsem kesinlikle babam gibi biriyle evlenmek istiyordum.
***
Mağazada amaçsızca gezerken tek bir müşterinin bile gelmemesi beni şaşırmıştı. İlk defa birileri gelmemişti. Sabahtan beri boş olan mağazada duvalarla bakışarak geçirmiştim zamanımı. Ofladım ve instagrama girdim. Ama hayatım kadar boş olan sosyal medyadan anında çıkış yaptım.
"Bugün buralar çok boş," diye mırıldandım, yanıma gelen Songül'e. Başını sallayarak beni onayladı. "İlk defa böyle bir şey oldu."
"Aynen," diyip başımı salladım. Pencereden dışarıya bakarken mağazanın önünde duran birçok araba dikkatimi çekti. Hepsi siyah ve aynı modeldi. "Şuraya bak," dedim Songül'e. Arabadan şoför olduğunu düşündüğüm kişi inip arka kapıyı açtı. "Oha!" dedi Songül. Arabadan inen kişi Giray'dı ve peşinde kameralar vardı.
"Buranın neden boş olduğu anlaşıldı," dedim sinirle. Mağazada çalışan kızlar cama koşup Giray'a övgü yağdırıyor, fotoğrafını çekiyordu.
Öyle önemli bir kişiydi ki böbreğimi falan verebilirdim yani.
İçimden geçen iğnelemeye gözlerimi devirdim. Bu çocuğu bunlar bu hale getirmişti. Beni siz yarattınız, klişesi tam bu sahneye uygun bir sözdü. Giray başını yukarı kaldırınca göz göze geldik. Bir süre bana bakıp göz kırptı. Ben de sinirle dil çıkarıp camın önünden çekildim. Gülmüştü sanırım. Gitmeden önce en son gülüşünü görmüştüm.
"Bu çocuk kendini ne sanıyor?" dedim sinirle. Zaten mahalle benim hakkımda konuşuyordu. Göz kırpması bu alevi körüklerdi. "İyi misin sen?"
Arzu'ya başımı sallayıp eşyalarımı toplamak için ortamdan ayrıldım. Madem burada çekim olacaktı. Bizim boş yere durmamızın bir anlamı yoktu. Çantamı ve paltomu aldım. Kızlar hâlâ camın önünde kalpli gözlerle Giray'a bakıyorlardı.
"Aptallar," diye bağırıp otomatik kapıdan çıkıp gitmek için ilerledim. Kapı kendiliğinden açılınca direkt karşımda Giray vardı. Havalı sandığı gözlüğüyle ellerini cebine koymuş, arkasında bir kamera setiyle bana sırıtıyordu. Allah aşkına, bu çocuğun benimle derdi neydi?
"Çekil!" diye bağırmama rağmen cıkladı ve daha geniş sırıttı. Yüzünde eğlenen bir ifade vardı ama ben hiç eğlenmiyordum. "Tutun kızı," dedi eliyle bir işaret çakıp. Kaşlarımı çatıp olanları anlamaya çalışırken iri yarı bir adam çoktan ellerimi arkamda birleştirmişti. Başımı yukarı kaldırdığımda herkes şaşkınca bize bakıyordu. Hatta bütün mahalle. Hırsla debelenmeye başladım.
"Bıraksana beni! Yanlış anlıyorlar," diye bağırdım ama tınlamadı. Aksine içeri doğru ilerlemeye başladı. "Getirin kızı," diye emir verdiğinde daha fazla sinirlendim ve başımı yana çevirip adamın kolunu ısırmaya çalıştım ama adam tek hamlede ağzımdan kurtuldu ve diretmeme rağmen beni zorla içeri soktu.
"Bana bak! Bu yaptığını sana ödetirim Giray Karaoğlu. Adam olacaksın önce. Bıraksın adam beni öyle konuşalım." Adama döndüm. "Adam diyorum ama üzerine alınmıyorsun, değil mi?" diye sorduğumda adam sorumu anlamamış olacak ki düşünmeden konuştu. "Yok bacım." Sırıttığımda adam kıpkırmızı olmuştu.
"Soyunma kabinine girdirin," dediğinde herkes bize tuhaf tuhaf bakmaya başladı. "Ne diyorsun sen ya? Saçmalama. Bırakın beni."
Adama vurmak için her hamle yaptığımda izin vermedi. Üstelik nerelerine vuracağımı iyi hesap etmiş gibiydi. En son beyaz odaya beni zorla soktuğunda çıkmak için hamle yaptım ama önüme Giray çıktı. Bu durumda elim onun göğsüne gelmişti. Elektirik çarpmış gibi elimi çekerken o beni boş anımdan yakalayıp küçücük odada içeriye ittirdi ve seri bir şekilde içeri girip kapıyı kilitledi.
"Ne yaptığını sanıyorsun sen? Bırak. Gideceğim," dediğimde kapıya yaslandı ve alayla bana baktı. Gözlüğünü havalı bir şekilde çıkarıp gömleğinin yakasına astı. "Hiçbir yere gidemezsin."
"Nedenmiş o? İstediğim yere giderim. Çekil. Yoksa yapmamam gereken şeyler yapacağım."
"Ne gibi?" diyip konuyu bel altına vurduğunda sinirle yumruklarımı sıktım. Kesin, yarın gazetelerde adımız çıkacaktı. Allah kahretsin, ben bunu düşünememiştim. "Senin yüzünden yarın adım çıkacak."
"Zaten ünlü olmak istemiyor muydun? Al sana bedavadan ünlülük."
"Seni yolarım Giray. Ne istiyorsun benden?" Bana doğru yaklaşmaya başladığında geriye gitmem olanaksızdı. Bu yüzden aynaya daha fazla yaslandım ve dibime girmesine izin verdim. Birazdan olacaklardan müessesemiz sorumlu değildir.
Kulağıma doğru eğildi. Nefesimi tuttum. Ne kalbim hızlı hızlı atıyordu ne de midemde ayılar tepişiyordu. Sinirden adrenalinim tavan yapmıştı sadece.
"O ayakkabının hesabını sormayacağımı mı sandın çalı süpürgesi?"
"Hm," dedi cilveli bir sesle. Amacım onun bana yapacağını unutturum hamlemi yapmaktı. Kovalarken yakalanacaktı. "Soracak mıydın ki?"
"Soracağım," dediğinde en beklemediğim hamle saçımı koklamasıydı. Ne oluyordu lan? Bir anda onu ittirdim ve kapıya sert bir şekilde çarpmasına sebep oldum. Şiddetten dolayı gözleri kapanmıştı ve sanırım nefesi kesilmişti. Hak etmişti. "Sen ne hakl bana yaklaşıyorsun şerefsiz?" diye bağırdım elimde olmadan. Gözleri açıp mavilerime anlamsız bakışlar attı.
"Bana bir daha yaklaşma," dediğimde boşluğundan faydalanıp onu ittirdim ve kapının kilidini açtım. İçimdeki korku bulutunu dağıtmak için koşarak dışarı çıktım. Herkesin meraklı gözleri benim üzerimdeydi. Dışarı çıkar çıkmaz hızlı hızlı nefes almaya başladım ve elimi sineme götürdüm. Arkamdan adımı seslenerek gelen Giray'ı umursamamaya çalışıyordum.
"Beni yanlış anladın," diyip önümde durduğunda bu sefer yüzünde tokatı patlattım. "Neyi yanlış anladım be? Erkek değil misiniz, hepiniz aynısınız. Nefsinize hakim olmayı bilmiyorsunuz. Kim bilir sussaydım bana neler yapacaktın?"
"Ben öyle bir adam değilim. Beni yanlış anlıyorsun."
"Umrumda değil," diye bağırdım. Herkes zaten bize bakıyordu. Gergindim fazlasıyla. En beklemediğim şey ise kafamdan aşağı dökülen soğuk suydu. Başımı yukarıya kaldırdım. Apartman olan evin balkonundan bir teyze bütün kirli suyu üzerime boca etmişti. Gülmeye başlayanlarla sinirlerim yine hopladı. Sapsarı saçlarım arkası kuru kalırken önü kirli suyla ıslanmıştı. Üstüm başım mahvolmuştu.
"Teyze sen ne yapıyorsun?" dediğimde ellili yaşlardaki kadın güldü. "Kusura bakma kızım. Ha, yanındaki çocuk dediydi. Ben de kırmadım onu."
Şaşkınlıkla Giray'a döndüm. Gülmemek için eli ağzındaydı ve ben hariç herkese bakıyordu. "Gül gül. İçinde kalmasın da başka yerlerinden çıkmasın," dedim öfkeyle. Bunu dememi bekliyormuş gibi kahlahayı bastı. "Geber," diye bağırıp ortamı terk ettim.
"Çektin mi videoya?" diyen Girayla geri döndüm ve eline verilen telefonu seri bir şekilde elinden aldım. "Ne yapıyorsun? Ver şunu bana!" Elimden almasına izin vermeden hızla yere fırlattım. "Aa, görüyor musun? Elimden fırladı. Tüh."
"Manyak mısın kızım sen?" dedi öfkeyle. Rolleri değiştirmiştik. Şimdi, ben eğleniyordum. O ise öfkeleniyordu. "Seni şikayet edeceğim. İzinsiz fotoğrafımı ve videomu çektin."
O da ellerini cebine koydu ve sırıttı. "Üzgünüm ama tek kanıdını yok ettin," dedi yerde duran telefona bakarak. Öfkeyle yere döndürdüm bakışlarımı. "Bir daha yanıma yaklaşma. Aldın işte intikamını. Def ol git."
Tam arkamı döndüm gidiyordum ki bağırdı ve beni yine sinirlendirmeyi başardı. Sanırım bugün soldan uyanmıştım. Bu kadar aksiliğin başka açıklaması olamazdı.
"Yalnız tek telefon o değildi. Başka videolarda var."
***
7.BÖLÜM SONU