Ferah pencerenin önünde durmuş, ellerini göğsünde kavuşturmuştu. Sabah güneşi yüzüne vuruyor ama içini ısıtmıyordu. Kapı birden açıldı. Aleksey içeri adımını sertçe attı. “Hazırlan. Yarım saate çıkıyoruz,” dedi buyrukla. Ferah başını yavaşça çevirdi. “Nereye?” “Senin o pahalı zevklerini tatmin edecek bir yere. Alışverişe.” Ferah’ın kaşları kalktı. “Ben bir şey istemedim.” “Ben istedim,” diye cevapladı Aleksey. Gözleri karanlık, sesi gergindi. “Yanımda ne giyeceğini ben seçmek istiyorum. Seni neyle süsleyeceğime ben karar veririm.” Ferah’ın içi kaynarken dudaklarında alaycı bir tebessüm belirdi. İçten içe öfke kustuğu belliydi ama bunu ona vermeyecekti. Başını eğdi, sanki uysalmış gibi fısıldadı: “Peki. Sahip olduğun oyuncağını süslemek istiyorsan, neden olmasın?” --- Aleksey’in ar

