Aleksey’in arabası şehir ışıklarının arasından süzülerek ilerliyordu. Ferah sessizdi ama bu kez sessizlik kabullenmiş bir sükûnet değil, fırtına öncesi yüklü bir bekleyişti. Ellerini elbisenin kumaşında gezdiriyordu. Her dokunuş, Aleksey’in bakışlarını üstüne çekiyor, ama bu defa Aleksey konuşmuyordu. Direksiyonun başındaki elleri gergindi. Dişleri sıkıydı. Gözleri kör bir arzunun puslusunda kaybolmuştu. Otele vardıklarında hiçbir şey söylemeden asansöre bindiler. Aleksey kartı geçirdi, en üst kata bastı. Sessizlik. Asansörün içi daraldı. Ferah aynadan kendi yüzüne, Aleksey’in yansımasına baktı. Dudaklarının kenarında hâlâ o öpücüğün yankısı vardı. Tam adını koyamadığı bir şey göğsünde büyüyordu. ODAYA GİRİŞ Kapı açıldı. Loş bir ışık, ağır perdelerin arasından süzülen şehir manzarasına

