Gece boyunca duvarlara çarpan gölgeler, Ferah’ın zihninde çığlıklara dönüşmüştü. Sessizlik, her şeyin üzerini örten kalın bir örtü gibiydi; ama o sessizliğin altında çırpınan bir ruh, paramparça edilen bir irade ve hâlâ içten içe yanmayı sürdüren bir umut vardı. Aleksey’in odasındaki loş ışık söneli çok olmuştu. Kapı kapanmış, ayak sesleri uzaklaşmış, geriye yalnızca bedeninin titremesi ve gözlerini kapatsa da bir türlü susmayan o uğultu kalmıştı. Sırtını duvara yaslamış, battaniyeyi dizlerine kadar çekmişti. Üzerinde hâlâ onun kokusu vardı. Midesi bulanıyordu. Ama en çok da aynaya bakamıyordu. Aynada yüzünü görmek demek, o geceyi yeniden yaşamak, bedenine çizilen izlerin ruhunda yankılandığını kabullenmek demekti. Gözlerini kapadı. Yutkundu. Sanki bir kelime söyleyecek olursa, içindeki

