Tropik bir cennetin ortasında, Bella kendini sıcak kumların ve nazik bir esintinin tadını çıkarırken buldu. Şezlonguna uzanmış, elinde şemsiyeli bir içecek, gözlerini kapatmış güneşin keyfini çıkarıyordu. Çevredeki kuş sesleri ve hafif dalga sesleri kulağına huzur veriyordu. Her şey mükemmel olabilirdi... eğer Alex biraz olsun susmayı bilseydi.
Nerede miydi?
Balayına gelmişti!
Evlenip malikaneye gitmelerinin üzerinden üç hafta geçmişti ve anca tatile gelebilmişlerdi. Alex bu süreçte işlerinin yoğunluğundan çok az eve uğramış tüm malikaneyi Bella’ya ve köpeğine bırakmıştı. Sonrasında bir gün gelerek “Hazırlan, balayına gidiyoruz.” demiş, Bella’yı bu cennete getirmişti.
"Aksi kız, buradasın demek." dedi Alex, gölgelikten çıkarak yanına doğru yürüdü. Üzerinde beyaz bir gömlek ve dizlerine kadar gelen şortuyla tam bir tatilci gibiydi. Ama sesindeki alaycı ton, Bella'nın huzurunu kaçırmaya yetmişti.
Gözlerini bile açmadan, "Nerede olacağımı düşündün? Denizin dibinde mi?" diye yanıt verdi Bella, keyfini bozmadan.
Alex gülümsedi, Bella’nın hemen yanındaki boş şezlonga oturdu. "Hayır, seni bir macera peşinde falan aramam gerektiğini sanmıştım. Ama görüyorum ki evlilik sana yaramış. Sadece güneşleniyorsun."
Bella, gözlerini açıp güneş gözlüğünü çıkararak Alex’e baktı. "Evlilik böyle bir şeyse, ben çok daha önce evlenirdim. Kimse bana tatil, sınırsız içecek ve sıfır sorumluluklu bir düzen dememişti."
Alex kahkaha attı, arkasına yaslanarak başını iki yana salladı. "Ah Bella, gerçekten sıfır sorumluluk diyorsun, değil mi? İlişkimizin sadece bir tatilden ibaret olduğunu mu sanıyorsun?"
Bella, elindeki içeceği masaya koyarak doğruldu. "Şu an tam olarak öyle, Alex. Düşünsene, her şey bir oyun. Bizim aramızdaki anlaşmayı bilmeyen biri, bizi 'rüya çifti' sanırdı."
Alex başını eğip alaycı bir ifadeyle Bella'ya baktı. "O halde bu rüya çiftin diğer yarısı, neden balayı gibi özel bir tatilde bu kadar sinirli?"
Bella gülümsedi, ama bu gülümseme alaycı bir anlam taşıyordu.
"Çünkü rüya çiftin diğer yarısı, gerçek bir koca gibi davranmak yerine sürekli beni rahatsız ediyor. Alex, güneşleniyorum. Şimdi bir süre sessiz olabilir misin? Teşekkürler."
Alex, gözlerini devirerek geriye yaslandı.
"Seninle başa çıkmak gerçekten ayrı bir meziyet, Bella. Ama bilmeni isterim ki ben de tatilimden keyif alıyorum. Yani eğer sen de beni sinir etmezsen..."
Bella kaşlarını kaldırarak ona döndü. "Biraz susmak, bir kocanın en temel becerisi olmalı. Belki evliliğe bu noktadan başlasan senin için daha kolay olurdu."
Alex kahkaha atarak ayağa kalktı. "Ben susmaktan ziyade susturmayı tercih ediyorum, karıcığım.” diyerek göz kırptı.
“Sanmam.” dedi Bella etkilendiğini belli etmeyerek.
Alex, Bella’nın yüzüne doğru eğilerek “İstersen öğretebilirim. Hem balayına gelmemizin de bir anlamı olur.” dedi nefesi kirpiklerini üflüyordu.
“Uzak dur benden, Alex.” dedi Bella.
Alex, Bella’nın burnuna şevhetli bir öpücük kondurarak “Sen bilirsin, aksi kız.” dedi ve arkasını dönerek ilerlemeye başladı.
Bella, onun gidişini izlerken içinden hafifçe gülümsedi. Belki Alex sandığından daha iyi bir eş olabilirdi... tabii biraz o ağzı pis pis çene yapmayı bıraksaydı.
Bella, Alex’in ardından çenesini sıkarak gözlerini devirip iç çekti. "Tanrım, sabır ver," diye mırıldandı. İçindeki karmaşık duygulara rağmen, Alex’in gülümsemesi ve dokunuşları onu rahatsız ediyordu... ama ne şekilde rahatsız ettiğini çözebilmiş değildi.
Tatil köyünün ferah lobisinden geçip asansöre doğru ilerlerken, Alex’in burnuna kondurduğu öpücüğün yankısı hâlâ zihnindeydi. Bu küçük, aptalca şey neden aklında takılıp kalmıştı? Derin bir nefes alıp başını iki yana salladı, kendine gelmeliydi.
--
Asansör kapıları açıldığında, Bella karşısında tanıdık bir yüzle karşılaşacağını hiç düşünmemişti. Gözleri, kibarca gülümseyen genç bir adamla buluştu. Koyu kahverengi saçları her zamanki gibi dağınıktı ve üzerindeki sade ama şık keten gömlekle tatil havasına uygun görünüyordu.
"Jeremy?" dedi Bella, şaşkınlıkla.
Karşısındaki adam, eski sevgilisi Jeremy LaMontagne’dan başkası değildi. Üniversitedeyken tanışmışlardı. O zamanlar kültürel farklılıklarının ne kadar büyüleyici olduğunu düşünürdü Bella. Fransız aksanı ve ince düşünceli tavırlarıyla, Jeremy hayatına kısa süreli bir fırtına gibi girmişti.
"Bella? Ah, ne sürpriz! Gerçekten sen misin?" dedi Jeremy, asansörden bir adım geriye çekilerek ona yer açtı. Gözleri eski dost canlısı bakışlarını taşıyordu, ama yüzündeki hafif şaşkınlık duygusu da belli oluyordu.
"Burada ne yapıyorsun?" diye sordu Bella, bir adım geri atarak onunla arasındaki mesafeyi korumaya çalışırken. "Yani... uzun zaman oldu."
Jeremy'nin yüzünde hafif bir gülümseme belirdi. "Evet, oldu. Paris’teki projelerimden sonra biraz tatil yapmaya karar verdim. Görünüşe göre aynı yeri seçmişiz."
Bella kaşlarını çattı, Jeremy'nin sakin ve özgüvenli duruşu her zamanki gibi rahatsız ediciydi.
"Paris projeleri mi? Oldukça etkileyici. Biliyorsun, sen hep büyük işler peşinde koşardın."
Jeremy omuzlarını silkti. "Ve sen de her zaman tatlı bir eleştirmen olurdun." Bir an duraksayıp bakışlarını Bella’nın elindeki alyansına kaydırdı. "Demek evlendin."
Bella, istemsizce yüzüğüne dokunarak başını salladı. "Evet, öyle. Şimdi balayındayım."
Jeremy’nin kaşları hafifçe kalktı. "Gerçekten mi? Demek bir adam seni bu kadar etkilemeyi başardı." Sesi hafif bir hayranlık taşıyordu, ama bu hayranlık altında küçük bir sorgulama da gizliydi.
Bella dudaklarını sıkıp başını çevirdi. Jeremy ile ilişkisi heyecanlıydı, ama bir o kadar da yorucu. Onun aşırı analitik tavırları ve bitmek bilmeyen mükemmeliyetçiliği, Bella’nın doğallığıyla hep çakışırdı. Ama o gülümseyiş... ah, o gülümseyiş her zaman onun zayıf noktası olmuştu.
"Jeremy, bu bir sürpriz oldu, ama sanırım ben odama dönsem iyi olacak," dedi Bella, konuşmayı uzatmak istemeyerek.
Jeremy kollarını çaprazlayarak ona doğru hafifçe eğildi. "Tabii ki, Bella. Ama bir ara bir kahve içip konuşalım, olur mu? Eski günler adına."
"Eski günler mi?" dedi Bella, hafif bir alayla. "Ah, Jeremy, seninle eski günleri konuşmak ne kadar eğlenceli olurdu, eminim. Ama biliyorsun... balayındayım."
Jeremy gülerek başını iki yana salladı. "Haklısın, belki daha iyi bir zaman olur."
Asansör kapıları tekrar açılırken Jeremy, Bella’ya bir kez daha nazikçe gülümsedi ve ona yer verdi. Bella, asansör kapandığında derin bir nefes aldı.
Jeremy ile bu rastlantı, hiç de planlarının bir parçası değildi. Ama Alex’in bunu öğrenmesi durumunda yaşanacakları merak etmeden de duramıyordu.
--
“Alex, hadi uyan. Bugün akşama doğru paparaziler burada olacak. Yemeğe gitmemiz lazım.” dedim.
Ne zaman uyanıcaktı şu lanet olası adam?
Dedikodu olmasın diye odaya yatak ekletememiştik. Aynı yatakta yatma fikrine karşı olduğum için de birkaç gündür koltukta uyuyordum ve belim ağrımıştı. Alex ise hiçbir tarafına takmayarak yatağa yatmıştı. Şimdi onu yatağında mışıl mışıl uyurken görmek canımı sıkıyordu. Üzerinde tişörtü yoktu. Sırtındaki dövmeler ve yara izleri gözümün önündeydi. Aynı yatakta uyuma fikri gerçekten çok yanlış olurdu. Kendimi tutabilir miydim, bilmiyordum.
“Ne var, ne?” diye söylendi mahmur mahmur.
Derin bir nefes alarak masaya doğru ilerledim. Bir şişe suyu elime alıp yapıp yapmama arasında düşünmeye başladım. En fazla ne olabilirdi ki?
“Siktir!” diye duyduğum bağırışla hemen arkamı döndüm ki bileğimden tutulmasıyla sırtımın yumuşak yatağa değmesi bir olmuştu.
“Bunu yapmadın dimi, aksi kız?” dedi Alex, korkunçtu.
Aman Tanrım.
En kötüsü olmamıştı, evet. Ama kötü olmuştu.
“Şa-ka?” dedim tatlı olduğunu umduğum bir sesle.
Alex burnundan soluyordu.
“Gülüyor muyum?” dedi karanlık bir sesle.
Yüzü yüzüme çok yakındı. Dudakları dudaklarımın üzerindeydi. Değmiyorlardı. Hissediyordum. Gözlerine baktığımda öfkesinin dindiğini fark ettim. Nefes nefeseydik. Gözleri dudaklarıma kaydı.
“Aksi kız?” dedi nefeslerinin arasından.
Alex’i üzerimden yana devirmeye çalıştım. Sadece çalıştım. Bana yardım ederek yan tarafa yattı. Ortamı dağıtmak için:
“Amma naz yaptın, canım! Alt tarafı su geldi. Gören de eridin zannedecek.” dedim sitem dolu bir sesle.
“Sevmem, aksi kız. Bir daha sakın.” dedi tavana bakarken.
Ayağı kalktım.
“Hazırlan artık. Biraz şov yapmamız gerekiyor.” dedim elbiseleri üzerime doğru tutarken.
--
“Bu restoranı seçtiğine inanamıyorum.” dedi huysuz bu sefer.
Hayretle Alex’e baktım.
“Delirdin mi sen?” dedim inanamaz bir tonla.
Muhteşem otantik bir restoran seçmiştim. Yemeklerimizi yedikten sonra mini bir sahnesi vardı ve eğlenceler, gösteriler oluyordu. Öyle demişti otel resepsiyonundakiler.
“Bella, gerçekten mekan seçimlerin de erkek seçimlerin gibi. Gelecekteki kocana gerçekten acıyorum.” dedi bıkkın bir sesle.
Tadımı kaçırıyordu.
Erkek seçimlerimden pek yüzüm gülmemiş olabilirdi ama mekan seçimlerim gayet güzeldi.
O, ne anlardı?
“Dört ay, Alex. Sonra sen yoluna, ben yoluma. Unuttun mu?” dedim bozularak.
Alex, gülerek “Evet, aksi kız. Günleri sayıyorum.” dedi.
Kaşlarımı çatarak yemeğime döndüm.
“Bella, afiyet olsun.”
Duyduğum ses ile kafamı kaldırdım.
“Jeremy?” dedim şaşırarak.
Asansörden sonra karşılaşmayız diye düşünüyordum.
“Gerçi bu restoranı tercih edeceğini tahmin etmeliydim. Tamarind ve hindistancevizi soslu ete bayılırsın. Burası bunu harika yapıyor.” dedi, beni tanıdığını daha nasıl belli edebilirdi ki.
“Alexander Walker, Bella’nın kocasıyım.” dedi karşımdaki ses.
Elini Jeremy’e uzatmıştı.
“Jeremy.” diyerek yalandan Alex’in elini sıkıp bana doğru döndü Jeremy.
Eyvahlarım olsundu.
Alex’in sinirlenmesini istemiyordum.
İyi şeyler olmuyordu.
“Jeremy, biz şimdi yemek yiyoruz. Seninle sonra görüşelim mi?” dedim gitmesini umarak.
O sırada sahneden bir anons yapıldı.
“Bütün çiftlerimizi oyun için sahneye bekliyoruz.”
“Bella, hadi beraber katılalım. Eski günlerdeki gibi.” dedi Jeremy bir yandan elimi tutuyordu.
Alex’e döndüm.
Jeremy’nin elimi tutan eline bakıyordu.
Bir anda yümüze patlayan flaş ışığı ile olduğumuz yerde kaldık.
Bugün paparazilere haber verecektik ama böylesine bir haber vermeyi biz de beklemiyorduk.