16. BÖLÜM

1674 Kelimeler
BÖLÜM ŞARKISI : KURTULUŞ KURT / BURAK BULUT - SEVMEDİM DEME ☄☄☄ BÖLÜM 16 Bazen cidden bu hayatı hak edecek ne yaptım diye düşünmeden edemiyordum. Çünkü o kadar güzel bir günün ardından bu kadar saçma bir anı yaşamak tam da bana göreydi gerçekten. Mehmet Han ile o itiraf  ve aşk dolu telefon görüşmemizden sonra ben telefonu görüşürüz diyerek kapatmış, saatlerce yatağın üzerinde söylediklerini düşünmüştüm. Hatta bir ara yatağın üzerinde zıpladığımı hatırlıyorum. En sonunda yatağın raylarından şiddetli sesler gelmeye başladığında bırakmıştım zıplamayı.  Şimdi ise Mehmet Han'la konuşurken telefonuma gelen mesaja sövmekle meşguldum. Bu insan tiplerini sallandıracaksın meydanda bak bakalım bir daha yapabiliyorlar mı ? Gerçekten çok sinir bozucu bir durumun içindeyim. Ender gereksizi mesajında aynen şöyle yazmış bana az önce. Selam Zeynep. Ben Ender. Hani şu tuttuğun adamı üzerine salıp, dövdüren. Buraya kadar bir şey yok, devamına bakın. Yarım kalan bir meselemiz var bildiğin üzere. Yarın göndereceğim adreste benimle buluşmazsan seni dava edeceğim. Seçim senin. Yazıp altına da kıytırık bir kafenin adresini vermiş. Böyle insanların hakkından gerçekten Berke Can gibi insanlar geliyordu cidden. Cevap vermeden numarasını engellediğimde içime bir huzursuzluk çökmüştü. Bir şey yapamasa bile içini de böyle huzursuz edebiliyordu böyle. Cidden can sıkıcı. Numarasını engelledikten sonra benim şimdiye kadar  hiç ihtiyacım olmayan ama babamın ısrarla orası büyük şehir elbet başına bir şey gelir, o yüzden bu avukata bir gün ihtiyacın olacak dediği ve haklı çıktığı şirketin en iyi avukatı statüsünde olan avukatın numarasını bulup tuşladım. Ben acaba nasıl cümleye başlasam diye düşünürken kulağımdaki telefondan aradığım numaraya ulaşamadığıma dair bir ses geldi. Akabinde gözlerimi devirdim. Kırk yılın başı işimiz düşmüştü onda da adama ulaşamıyorduk. Şaka gibiydi cidden. Neyse herhalde telefonunu açtığında dönüp görürdü. Dakikalar sonra telefonumu şarja taktıktan sonra odamdaki banyoya giderek uzun ve keyifli bir duş aldım. Sonuçta bugünün en önemli olayı Mehmet Han'la olan görüşmemdi. Ciddi ciddi dört aydır kurduğum hayallerim gerçek olma yolunda ilerliyordu. Geri kalan hiçbir şey umurumda bile değildi. O Ender sapığı ise daha tanımıyordu beni. Canını yaktırmak istiyordu anlaşılan. Aslında babama söylesem iki dakikasını almazdı ayağını kaydırması ama işte yufka yüreğim buna mani oluyordu. Eğer şu avukattan geri dönüş alamazsam zaten kendi yöntemlerime başvuracaktım. O bunu çoktan hak etmişti.  Banyodan çıktıktan sonra dolabımdan siyah iç çamaşırı alıp giyindim. Ardından bütün gün yine evde olacağım için bir şort bir tişört aldıktan sonra giydim. Bu aralar ev cidden benim meskenim olmuştu. Hayır bu gidişle alışacaktım ve bu kez evden çıkmak hiç içimden gelmeyecekti.  Saçlarımı kurutmadan aynadan kendime baktığımda bu aralar yine kilo aldığımı fark ettim. Sanki göbeğimin çevresi bir kaç milim daha büyümüştü. Bunlar hep ödemdi hep. Oflayarak odamdan çıkıp mutfağa gittiğimde direkt Sude'nin ödem atmak için karıştırıp içtiği malzemeleri dolaptan çıkarttım.  Kaynar suya yeşil çayı bir tane maden suyunu ve yuvarlak yuvarlak kestiğim limonları attığımda bir kaç dakika beklettim. Ardından iki bardak art arda içtim. Umarım işe yarardı. Yarın öbür gün Mehmet Han görüşmek de isteyecekti sonuçta. İnstagramdaki fotoğraflarımdan benim ne kadar fit olduğumu gördükten sonra gerçeğini gördüğünde hayal kırıklığına uğramasını istemezdim. O da istemezdi eminim. Akşama kadar instagramda takıldım yine. Maalesef ki elimden bir şey gelmiyordu çünkü. Numaramı ve CV mi bıraktığım yerlerden de dönüş alamamıştım henüz. Bu da benim sınavımdı sanırım. Ama bir daha markette kasiyerlik mi tövbe. Ağzım sütten cidden yanmıştı ve benim üfleyerek dahi yoğurt yemeye mecalim yoktu. O yüzden ya mesleğimi yapmalıydım ya da köyüme dönüp babamın yanında çalışmalıydım. Ki bu ikinci seçeneği annemlere sunsam direkt atlarlardı ama.. Benim gönlüm Ankara'ya dönmekten yana değildi. Ne için okumuştum ki ben şimdiye kadar.. O kadar kafa patlatmıştım da bu günlere gelmiştim. Parayla sıkıntım yoktu. Hiçbir zamanda olmamıştı ama işte insanın kendi parasını kazanması gibisi de yoktu. Kasiyerlikten aldığım ilk maaşım bile o kadar tatlı gelmişti ki bana. O kadar huzurlu hissettirmişti ki. Bir de mesleğimi yaparken elde ettiğim o paranın tadı. Sanki daha farklı olurdu.  Uzandığım yerden elimde tuttuğum kumandadan kanalı değiştirdim ve bir magazin kanalında durdum. Saat akşam üstüydü. Bu saatte ne magaziniydi ki? Bir kaç dakika haberin içeriğini anlatan sunucu kadını dinlediğim sıra yanımdaki telefonum çaldı. Elime alıp kimin aradığına baktığımda yabancı bir numarayı görmemle kaşlarım çatıldı. Bir kaç saniye tereddüt etsem de açıp kulağıma götürdüm. " Alo ? " " Alo merhaba Zeynep Sözügeçmezle mi görüşüyorum ? " nazik bir kadın sesiydi. Kaşlarımı çatarak " Evet, buyurun. " dediğimde yerimden doğruldum. " Ben Beliz, numaranızı bir öğretmen arkadaşımdan aldım. Matematik dersi veriyormuşsunuz öyle mi ? "  Kalbim bir anda hızlanmaya başlamıştı. " Evet doğru. " dedim heyecanlı çıkan sesimle. " Tekrar merhaba Zeynep hanım. Ben sizi yeğenim Eliz için aramıştım. "  Derin bir nefes aldığımda gülümsedim. " Bende memnun oldum Beliz hanım. Özel ders için mi ? "  " Evet. " dedi karşımdaki ses. O kadar nazik ve sıcaktı ki. Daha şimdiden içim kaynamıştı. " Yeğenim Eliz on yaşında, dördüncü sınıfa gidiyor. Matematiğe aşık bir çocuk ama gelişmesi açısından bir öğretmen arıyoruz. Onun da sizin olabileceğinizi düşündük. " doğru düşünmüşsünüz ne diyeyim. Göğsüm nasıl kabarıyor ama şu an. " O yüzden eğer sizin için de uygunsa- " " Uygun uygun ne zaman isterseniz. "  Telefondaki kadın heyecanlı sesimi duyduğunda gülümsedi. Sözünü de kesmiştik iyi mi ? " O zaman yarın görüşelim. Size buluşacağımız yerin adresini atayım. "  Görmeyeceğini bildiğim halde başımı salladım. " Tabi ki Beliz hanım yarın görüşelim. "  " İyi günler. " deyip telefonu kapattığında yerimden öyle bir kalktım ki önümdeki masa sarsıldı. Hoplayarak kahkahalar attığımda şansın bu kez benden yana olduğunu düşündüm. Sonunda be diye haykırdım sonunda. * Sabah erkenden uyandım. Zaten bir kaç saat bir şey uyuyabilmiştim ancak. Heyecan tüm vücudumu ele geçirmişti adeta. Banyoda rutin işlerimi hallettikten sonra giysi dolabımdan beyaz kot bir gömlekle siyah deri bir etek giydim. Saçlarımı tepemde bir at kuyruğu yaptığımda aynadan kendime baktım. Gayet şık olmuştum. matematik öğretmeni olduğum belliydi.  Telefonumu elime aldığımda Mehmet Han'a günaydın mesajı attıktan sonra dünkü konuşmalarımızı okudum. Ona tüm heyecanımla olanları anlatmıştım. Bir kez daha aramaya cesaretim yoktu elbette. O yüzden bende sevincimi mesajla paylaşmıştım. O da buna çok sevinmiş, başarılar dilemişti. İlk kez böyle hissediyordum. Senelerdir aynı kokuyu kullandığım parfümümden boynumun iki yanına sıktım. Yüzümde ise hafif bir makyaj vardı. Bence bir iş görüşmesi için hazırdım. Tekli kanepenin üzerinde duran siyah ceketimi alıp odadan mutfağa geçtim. Dün yaptığım ödem attıran sudan iki bardak doldurup içtim. Canım kahvaltı yapmak istemiyordu belki yolda bir şeyler atıştırırdım. Evden çıt çıkmadığına göre kızlar gitmiş olmalıydı diye  düşündüm. Bu aralar evde dahi bir araya gelemiyorduk şaka gibiydi. Sıkıntıyla oflayıp tam evden çıkmak üzereyken kapı çaldı. Zil sesi evin içini doldurduğunda beklemeden elimdekileri masanın üzerine bırakıp kapıya doğru yürüdüm. Kapı kolunu aşağıya indirip açtığımda beni elinde kocaman bir papatya buketi olan bir kurye karşıladı. Öyle ki iri papatyaların kokusu çoktan burnuma dolmaya başlamıştı bile. " Merhaba, " dedi kurye gülümseyerek " Zeynep Sözügeçmez ? " Başımı sallayıp " Evet, " dediğimde elindeki çiçekleri bana uzattı. " Bu sizin efendim. " İkiletmeden kucakladığımda kurye gülümseyerek " İyi günler. " dileyip arkasını dönerek gözden kayboldu. Yüzümde delicesine bir gülümseme vardı. Çünkü içimden bir ses.. Düşünmeden burnuma götürüp kokladığımda az öncekine nazaran daha yoğun bir kokuya maruz kaldım. Daha sonra üzerine iliştirilmiş pembe kartı elime aldığımda direkt katlı kartı açıp içini okudum. Dünyanın en güzel kızına.. Yeni işinde bu çiçekler sana uğur getirsin. Her şeyin en özelini hak ettiğin gibi nadir bulunan bu papatyaları da hak ediyorsun. Mehmet Han.. Kalbim atmayı bırakacaktı en sonunda. Bu adam neden böyle şeyler yapıyordu ? Şimdi şu an horon teptirecek şeyler yapıyordu bana. Üstelik ben Ankaralıydım. Notu defalarca okudum, defalarca defalarca. Bu adam kalbime çok iyi geliyordu. Hemen aklıma gelen şeyle vakit kaybetmeden telefonuma ulaştım ve notun yarısını kapsayacak şekilde çiçeğin fotoğrafını çektim. Filtre bile kullanmama gerek kalmadan harika çıkmıştı. i********: uygulamasına girip direkt story özelliğine ekledim. Altına da Kalp kaslarım sayende çalışmaya başladı. İyi ki varsın. Yazıp paylaştım. Mehmet Han'la her ne kadar takipleşmiyor olsak da kesinlikle bu hikayemi görecekti. Çok geçmeden dediğim gibi de oldu. Önce hikayemi görmüş kalp emojisi atmış, ardından hesabımı takibe almaya başlamıştı. Üstelik benimle birlikte takip ettiği sekiz kişi olmuştu. Takip ettiği diğer hesaplar ise Beşiktaşlı bir kaç oyuncu ve yakın arkadaşlarından oluşan dört kişi. Bir de ben.. Hesabı her ne kadar açık olsa da bende sonunda onu takibe almıştım. Dört aydır gizli gizli açıp açıp baktığım hesabındaki akış şimdi benim haber akışıma düşecekti. Fazla fotoğraf paylaşmıyordu ama yine de azımsanmayacak bir sayı vardı orada. Belki bir gün benimle de eklenirdi oraya bir fotoğraf. Belki Cedi'nin Ebru Şahin'i gün batımına etiketlediği gibi Mehmet Han da beni kalbine etiketlerdi. Kim bilirdi ? ** İş görüşmem tahmin ettiğimden de güzel geçmişti. Öyle ki hafta da dört gün birer saat olarak anlaşmıştık. Telefonda anladığım gibi Beliz hanım çok sıcak kanlı bir insandı. Benimle çok güzel konuşmuş, o da öyle karşılık almıştı. İyi anlaşmıştık. Henüz yeğeni Elizle tanışmasakta Beliz hanım bana bir sürü fotoğrafını göstermiş, aşina olmamı sağlamıştı. Zaten bir kaç gün sonra da hemen derslere başlayacaktık. Bu şimdiden heyecanlandırmaya yetmişti beni. Zaten heyecanlıydım, ikiye katlanmıştı aslında bu. Beliz hanımla anlaşıp ayrıldıktan sonra biraz mağaza dolaşmış üstüme başıma bir şeyler almıştım. Evde daha etiketi duran şeyler yokmuş gibi. En sonunda bir kahveciden kahve aldıktan sonra arabama doğru ilerlerken telefonumun sesi bir kaç kez üst üste ötmüştü. Mehmet Han olamazdı. Çünkü onunla yeni konuşmuştuk ki zaten Mehmet Han üst üste mesaj atmazdı durduk yere. Merakla elimi çantama daldırıp telefonumu çıkarttıktan sonra direkt mesajlara tıkladım. Beş dakika önce Mehtap'ın kurmuş olduğu, benimle birlikte Sude'nin de olduğu bir gruptu bu. Başlığı da aynen şu şekildeydi. Serdarla ilişkimiz bitti. Ah Mehtap bu nasıl bir grup ismidir ya. Ömür Törpüsü : Serdar ile ayrıldık kızlar Ömür Törpüsü : bana biraz kol kanat gerin Belalım : naptın da ayrıldınız gül gibi çocuktan Bunu demeseydin keşke Sude. Ömür Törpüsü : BEN NAPACAM YA O GÜL GİBİ ÇOCUĞAA! Ömür Törpüsü : SeNİN O GÜL GİBİ DEDİĞİN ÇOCUĞUN ALLH BLSNI VRSNN! O kadar kıyamıyor ki ettiği beddua bile tam değil. Ah Mehtap Su ah ! Belalım : tamam sakin ol Belalım : akşam evde konuşalım Belalım: şimdi uslu uslu kimseye sövüp silmeden eve git. Belalım : akşam görüşürüz. Ben tabi Mehtap'ın ara ara gelen bu gazabını bildiğim için cevap vermek istememiştim ama bu sefer de Sude üstümüze bizzat kendi elleriyle sıçratacaktı. Gazamız cidden mübarek olsundu. ** ❤️
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE