HELEN AVCI
Son bir haftadır her gün karşıdaki plazada adını sonradan öğrendiğim Hakan Bey’e tatlı götürüp duruyorum. Her iş çıkışında aynı rutin asla bir çataldan fazlasını yemiyor. Gözlerime bakıyor ve ben o an biraz eriyorum evet ne yapabilirim arkadaşlar adam olaaaayyyyy. Her neyse gene de sinir oluyorum, sinir olmam lazım. Adam bir kere çok çok fazla. Kızlara her detayıyla anlattım. Adamın Hakan Arslan olduğunu öğrenince evde bir küçük kıyamet çıktı. Kızlar internetten fotoğrafına baktılar. ‘Oha işe bak her gün ona tatlı götürüyorsun ve şikayet mi ediyorsun’ diye bana kızdılar tamam biraz haklılık payı var. Ama ben kimmm o kim yani adam CEO, bende ben işte pastacı Helen. Gül hanım her akşam tatlı yapıp ona gönderiyor. Sebebini öğrendim sonunda meğer bu tatlıcı CEO çok küçükken yazlıklarının olduğu mahallede kaybolmuş sonra bir teyze bunu bulmuş o sırada teyzenin torunu kapıdaki masada bir tatlı yiyormuş, bunu görünce bu teyze ona da ikram etmiş. Bu tatlıcı CEO bu tadı arıyormuş. Ama maalesef bulamıyormuş. 3 ay önce bir restaurantta rastlamış ama tekrar gittiğinde ne tatlıdan ne de tatlıyı yapandan iz yokmuş. Açıkçası içinde ne var biliyor mu diye sordum Gül hanıma ama tatlıcı CEO anısındaki tadı kimseyle paylaşmak istemiyormuş. Evet kesinlikle sahiplenici biri.
Hava güneşli olduğu için sevdiğim mavi üzerine çiçekli balon kollu bluzumu, beyaz şortumu giyip, koyu renkli saçlarımı ensemde topladım. Bugün pastanede ilk kez tek kalacağım gün, pazar günü olduğu için saat 11’de pastaneyi açtım ve arka tarafta, sipariş verilen doğum günü pastasını hazırlandım. Bir kaç tane daha pasta hazırlayıp tezgaha dizdim. Küçük bir kız çocuğu annesiyle birlikte dükkandan içeri girdi. Tavşanlı ufak bir pasta aldı. Akşam kapanışa doğru Gül hanım aradı. ‘Selam canım benim için Hakan’a tatlı yapıp bırakabilir misin’ diye sordu. ‘Tamam’ dedim. Pazar günü olduğu için bugün es geçeceğimizi sandım ama Tam pastaneyi kapatacağım zaman böyle iş gelmesi beni biraz üzdü açıkçası. Beş dakikada babannemin pastasından hazırladım. Gül reçelini bu sefer kendim yapmıştım ve her şeyi özenle hazırlayıp pakete koydum. Çantamı aldım ve pastaneyi kapattım. Plazaya doğru koşarak gittim. Ben pastayı hazırlarken hava iyice kararmıştı. Danışmanı geçip asansöre bindim ve en üst kata çıktım. Bugün ofiste kimse yoktu. Her yer çok sessizdi. Hakan Bey’in ofisini tıklattım ve içeri girdim. Kimse yoktu. Ofis karanlıktı. Bir telefon ve sızlanması sesi duymadan önce kapıyı geri açtım çıkacaktım. Sonra kafamı çevirdim. Telefonumu çıkarıp flaşını açtım. Etrafa baktım telefonun çaldığı yerde bir el vardı. Hakan bey’i yerde uzanmış görünce şok oldum. Hemen yanına gidip diz çöktüm. ‘Hakan Bey’ diye bir kaç defa seslendim. Nabzını kontrol etmek için boynuna dokundum. Teni yanıyordu. Ateşi vardı. Kafasını kaldırıp dizlerimin üzerine koydum. Biraz uyanır gibi oldu. Gözlerin hafifçe açtı. ‘Ambulansı arayacağım’ dedim. Telefonumu elime aldım. Karanlıkta beni nasıl gördü emin değilim ama ‘pastacı kız’ dedi ve elimden telefonu aldı. ‘Beni manşet yapmana izin veremem’ dedi. Hafif öksürdü. ‘Araba kullanmayı biliyor musun?’ Dedi. ‘Evet’ dedim hemen heyecanla. Ayağa kalmaya çalışınca yardım ettim. Ellerini masaya yasladı. Masadaki anahtarı alıp bana verdi. ‘Beni eve götür o zaman’ dedi. Cebinden telefonu çıkardı. ‘Mehmet Bey 15 dakikaya evde olacağım gelebilir misiniz?’ Dedi. Telefonu kapattı. Yavaşça ellerini bırakıp yürümeye başladı kapıya doğru ama dengesini kuramayıp düşeceği zaman tuttum onu kolundan. Kolunu omzuma attım. Yavaş yavaş asansöre doğru yürüdük. Zor bir yolculukla asansöre geldik. Boyu çok uzun olduğu için zar zor taşıyabiliyordum. Tenin sıcaklığı vücuduma vuruyordu. Asansöre binince kenara doğru yaslandı. Hızlı nefes alıyor, gözlerini zar zor açık tutuyordu. Bu hale nasıl geldiğini merak ettim. Yapılı ve kaslı bir adam olduğunu biliyordum ama ilk defa ayakta görünce ve aynı yerde ufacık alanda bulununca asansör biraz dar gelmişti. Hava iyice sıcak olmuştu. Ateş bastı sanki , yüzümü elime götürdüm. Asansör otoparka gelince durdu. Otoparkta tek başına duran siyah arabaya doğru bana yaslanırken yürümeye devam ettik. Arabayı açtım ve içine yerleştirdim. Emniyet kemerini takarken o kadar yakınlaşmıştık ki. Gözlerine doğru baktım. Bir an gözlerini açtı. Yavaşça yaklaştı. Kalbim ağzımda atmaya başladı. Kesin beni öpecek. O kadar yakınız ki nefesinin tadını alabiliyorum. Kalbimin sesini duyacak diye ödüm kopuyor. Nerde çalıyor bu davul? Sonra kafası öne düştü. Ohh ucuz atlattım. Kemerini taktım ve kafasını geriye yasladım. Sonra şoför koltuğuna geçtim. Çok fazla araba kullanma tecrübem yok ama bunu başarabilirim. ‘Bunu başarabilirim’ dedim kendime ve arabayı çalıştırdım. Nereye gideceğim diye düşünürken arabanın ekranında nereye gitmek isterseniz? Yazısı çıktı. Biraz karıştırınca ev yazan yeri buldum ve tıkladım. Konuma bakarak Hakan Beyin evine doğru sürdüm. Biraz yavaş sürdüm. Daha önce böyle büyük ve yeni model araba kullanmamıştım. Babannemin ufak bir hundai arabası var oradayken sadece onu kullanırım ama bu başka bir olay. Vilaların olduğu mahallede dolanırken konum geldiğimizi gördüm. Arabayı durdurdum. Sağ tarafta siyah bir kapı açıldı. İçeri doğru girdim. Önümde kocaman bir ev vardı. Hemen koşarak Hakan Bey’in kapısını açtım. Biraz dürterek uyandırmaya çalıştım. Hafif uyandı ve kendini arabadan kaldırdı. Bu sırada onu hiç bırakmadım. Düşmesini istemiyordum. Kaldırması daha zor olurdu. Sonra yavaşça kapıya yürüdük. Arabanın anahtarlığında bir anahtar daha vardı. Şansımı deneyerek kapıyı açmaya çalıştım. Neyseki kapıya uydu ve açıldı. Sonra yavaşça içeri girdim sağ tarafta düğme var mı diye kontrol ettim. Ve bir iki ışık açtım. Sonra ilerledim. Giriş kapısından sonra ufak bir hol vardı. Sonra sağa ve sola olmak üzere koridorlara ayrılıyordu. Girişin biraz ilerisinde kocaman salonu vardı. Salonun karşıda bakan tarafı tamamen camdı. Dışarıdan havuz gözüküyordu. Ortada bir L koltuk sağ tarafta büyük bir yemek masası ve sol tarafta da tv vardı. Çok az eşya ama her yer aşırı maskülen döşenmiş. Ortaya doğru yürüdük. L koltuğun ortasına kafası gelecek şekilde yatırdım. Gözlerim dudaklarına kayıyordu. Odunsu ve erkeksi kokusu burnuma yeterince dolmuştu. Kirpikleri çok sık ve uzun, burnu yüzüne tam uygun, Elmacık kemikleri çıkık, çenesi çok sert gözüküyor. Bu adama umarım aşık olmadan bugün çıkıp gidebilirim. Kalbimi biri korusun.